Göbeklitepe’nin asıl kahramanı

Bir Göbeklitepe tartışmasıdır sürüyor.

Hıncal Abi’nin, yani Hıncal Uluç’un, “Göbeklitepe’nin meşhur olmasını sağlayan Ece Vahapoğlu’dur” demesinin ardından başlayan tartışmada herkesin söyleyecek bir lafı var.

Aslına bakarsanız bu tartışmada herkes haklı.

Nasreddin Hoca gibi bir yaklaşımda bulunduğumun farkındayım ama Göbeklitepe için pek çok kişi elinden gelen küçük büyük katkıyı yapmaya çalışıyor.

Bunda da bir kötülük, bir yanlışlık yok.

Ama Göbeklitepe’nin asıl kahramanı hiç de bildik tanıdık birisi değil.

Göbeklitepe’de “Bir şeyler olduğu” fikri 1960’ların başına dayanıyor.

Ancak üstünkörü yapılan araştırmalardan bir şey çıkmamış ve konu kapanmış.

Fakat 1983 yılında Göbeklitepe’deki tarlasını süren bir Urfalı köylü, Mahmut Kılıç, pulluğuna takılan bir taşı yerden alınca Göbeklitepe günışığına çıkıyor.

Bu saygıdeğer köylü bulduğu işlenmiş taşı fırlatıp atmıyor.

Üzerinde bir kabartma var diye alıp evine süs diye de götürmüyor.

Taşın sıradışı bir şey olduğunu fark edince doğruca Şanlıurfa Müzesi’nin yolunu tutuyor ve taşı müzeye teslim ediyor. Bulduğu yerin de ayrıntılı bir tarifini yapıyor.

Müze önce taşı sergilemeye başlıyor.

Bu arada da bölgede kazı yapmak için gerekli girişimlere başlanıyor. 10 yıl kadar sonra Urfa Müzesi’nin öncülüğünde, Alman Arkeolog Klaus Schmidt danışmanlığında kazılar başlıyor.

Sonunda da tarih bilgimizi değiştiren tapınak ortaya çıkıyor.

12 bin yıl önce yapılmış ve sonra da üzerinin bilinçli olarak toprakla örtüldüğü düşünülen Göbeklitepe…

Dahası bölgede Göbeklitepe benzeri 16 tapınak daha olduğu tahmin ediliyor.

Ancak onların ortaya çıkarılması için henüz bir faaliyet yok. Çünkü öncelik Göbeklitepe’nin tam olarak ortaya çıkması ve korunması.

Çünkü diğerleri zaten toprak altında ve binlerce yıldır korunuyor.

Göbeklitepe’deki ilk tapınak tam olarak günışığına çıkıp, gerekli koruma önlemleri tamamlandıktan sonra sıra diğerlerine gelecek.

Sonuç olarak Göbeklitepe’nin asıl kahramanı işte o köylüdür.

Gerisi lafügüzaf…

**********

LEKELİ BİR KOLTUK 

CHP’liler niye ders almazlar, niye öğrenmezler anlamak mümkün değil.

Bırakın başarıyı paylaşmayı, başarısızlığı bile paylaşamıyor Türkiye’nin en eski, en köklü partisi.

Kılıçdaroğlu’nun koltuğa yapışmasını anlamak, anlamlandırmak mümkün değil.

Ancak Cumhurbaşkanı adayı gösterildiği gün “Kemal Bey’in karşısına genel başkan adayı olarak çıkmam” diyen İnce’nin ilkesizliği de aynı oranda anlaşılmaz.

Kemal Bey’e karşı zaten parti içinden ve seçmen tabanından gelen tepkiler varken, eşyanın tabiatına uygun olarak o koltukta oturması zaten mümkün değilken, Muharrem İnce’nin toplum karşısında verdiği sözü unutarak bayrak açması akıl alır gibi değil.

Vakur bir şekilde bir kenarda oturup, liderliğin doğal akışı içinde önüne gelmesini beklemek yerine son derece çirkin görünen bir yarışın içine girmesinin İnce’ye kazandıracağı tek şey “Sözünü tutmayan bir adam” imajıdır ve genel başkanlık koltuğuna oturmayı başarsa bile böyle bir “lekeli koltuğa” oturacaktır.

CHP, AK parti içindeki “Omerta”yı, kavgaları asla ortaya dökmeme tavrını ve can düşmanların bile ortak amaç için birlikte hareket edebilme yeteneğini edinemediği müddetçe daha çok “yenilgi” tadacaktır.

İster İnce ile ister Kılıçdaroğlu ile.

Hiç fark etmez…

**********

SANA VAR DA, ELLERE YOK MU!

Siyasette ilkeli olma zorunluluğunun ortadan kalkması evrensel bir durum olmuş da yavaş yavaş haberimiz oluyor.

Başkan seçilmesini ve başkanlıkta kaybettiği popülaritesini geri kazanmasını “Göçmen karşıtlığı” politikalarına borçlu olan ABD Başkanı Donald Trump’ın Florida’daki tatil köyünde uzun yıllardır yabancı işçi çalıştırdığı ortaya çıktı.

“Eskiden çalıştırmıştır” demek de mümkün değil.

Çünkü daha yeni yine göçmen çalıştırmak için başvuruda bulunmuş Trump’ın şirketi ve “Amerikalı işçi bulamamayı” gerekçe göstererek izin istemiş.

Sınıra duvar ören, yabancı işçi çalıştıran kurumları vatan haini ilan eden Trump’ın bu yaptığı tam bir ilkesizlik örneği.

Ama yeni tarz siyasette bu durumun Trump’ın oylarını etkileyeceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Artık “Vurdumduymaz seçmen” dönemi.

**********

YENİ DEVLET İŞLEYİŞİ

Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi ile birlikte kamunun organizasyon yapısı tümüyle değiştiriliyor.

Eskiden beri bildiğimiz, yıllardır alışık olduğumuz makamların büyük bölümü artık olmayacak.

Henüz ortaya çıkmamış bir yapılanmayı eleştirecek halimiz yok.

Zaten çok anladığım bir şey de değil.

Sistem ortaya çıkıp, aksaklıklarını görürsek söyleyecek sözümüzü söyleriz.

Ancak ben yine de bir uyarıda bulunmak istiyorum.

Kurulacak sistem en mükemmel sistem bile olsa…

Yeni olacağı için…

Oturmamış olacağı için…

İçtihadı olmayacağı için…

Yetkiler çarpışacağı için…

Yetkilerin nereye kadar kullanılacağı ve kimin yetkili olduğu tartışmalı olacağı için…

Ortaya çıkan tüm sıkıntılarda herkes tek bir kişinin racon kesmesini bekleyeceği için…

Birkaç ay boyunca devlet mekanizmasında aksamalar, gecikmeler olacaktır.

Bu yüzden size tavsiyem devletle bir işiniz var ise ya hemen çözün.

Ya da biraz beklemeyi göze alın.

**********

HEP ERKEN FİNALLER

Dün Dünya Kupası finali olmaya layık bir çeyrek final izledik.

Turnuvanın en iyi takımlarından biri olan Belçika, turnuvanın favorisi Brezilya ile oynadı ve Brezilya’yı eledi.

Ve şimdi yine bir final maçı olmaya layık maç izleyeceğiz.

Fransa – Belçika…

Diğer taraf ise İngiltere – İsveç ve Rusya – Hırvatistan maçları var.

Bir sürpriz olmaz ise oradan da İngiltere ile Hırvatlar çıkmalı.

Son derece adaletsiz ve keyifsiz bir fikstür olmuş anlayacağınız.

Tüm bu hengameden İngiltere şampiyon çıkarsa kimse şaşırmasın.

**********

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Hayal etme yeteneğimizin gerçekleştirebilme yeteneğimizle orantılı olduğunu unutmadığımız zaman.