En güzel rüyaydı

“BUGÜN veda yazısı yazacaksın” dediler.

“Alışkınım, yazarım” dedim.

Arkamda bıraktığım 36 gazetecilik yılında pek çok veda yazısı yazdım.

Yazdığım gazetelerin sayını unuttum neredeyse.

Cumhuriyet, Söz, Gelişim, Güneş, Günaydın, Hürriyet, Sabah, Habertürk.

Anlayacağınız pek öyle duygusal olacak bir durumum yok.

Ama yine de bir miktar duygusallık oluyor haliyle, veda yazısını Habertürk’te yazınca.

Çünkü bu gazete “bendim”.

Sevgili Turgay Ciner’in inancı ve desteğiyle, elimizden haksızca alınan bir gazetenin yerine kurduğumuz gazeteydi Habertürk.

Önce bir fikirdi.

Sonra adım adım gerçek oldu.

4 büyük kentte matbaa kuracağımız arazileri dağ tepe dolaşarak birer birer bulduk.

Binalarını rekor sayılabilecek kadar kısa bir sürede inşa ettik.

Dünyanın en gelişmiş matbaa teknolojisi için dünyanın en büyük matbaa üreticileriyle yaptığımız pazarlıklar dün gibi aklımda.

Sonra bu altyapıyı bir gazete haline getirecek ekibin kuruluşu.

Babıâli’nin en genç ve en iyi gazetecilerini aynı çatı altında, aynı büyük heyecanı paylaşan bir ekip olarak buluşturmamız.

Turgay Ciner’in bir işadamı olarak müthiş ufku ve her alandaki merakıyla benim gazetecilik heyecanım buluşunca ortaya Habertürk çıktı.

Hiç görülmemiş boyutlarda, hiç denenmemiş bir kâğıda, hiç olmamış bir baskı kalitesiyle ve muazzam bir gazetecilik aşkıyla başladık her şeye.

Gazete çıkmadan önce yapılan röportajlarda “100 bin satar mısınız?” diye sorulunca hakaret kabul ediyordum.

Hedefimiz en büyük olmaktı.

Rakiplerimizin yöneticilerinin, “Kısa sürede kapanırlar, 30 bin bile satamazlar” cümleleri kulağımıza geliyor ve bizi eğlendiriyordu.

Habertürk yayına başlar başlamaz önce 200 bin, sonra 300 bin, sonra 400 bin barajını aştı.

Kendini “amiral gemisi” zanneden gazetelerle başa baş olmuş, etkinlikte hepsini geçmiştik.

Fikr-i takip gibi unutulmuş gazetecilik ilkelerini uyguluyor, olayların peşine düşüyorduk.

Münevver Karabulut cinayetinin zanlısını yakalatmak için verdiğimiz çaba sonuca ulaştığında henüz bir-iki aylık gazeteydik.

Her manşetimiz ses getiriyor, her manşetimiz günlerce gündem oluyordu.

Bu arada Türkiye farklı bir siyasi deneyimden geçiyor ve bizim gazeteciliğimiz de bundan kendine düşen payı alıyordu.

5. yılın sonunda bıraktım Habertürk’ü yönetmeyi.

Bayrağı devralan arkadaşlar aynı şevkle devam ettirdiler.

Ama piyasa koşulları, Türkiye koşulları tüm gazeteleri vurduğu gibi bizi de etkiledi.

Tüm renkler aynı hızla kirleniyordu ama birinciliği biz aldık.

Bugün kâğıda basılı Habertürk’ün son günü.

Bu gazete artık yok.

Ama Habertürk ve biz var olacağız.

Gazeteciler ve o gazetecilerin fikirleri kolay yok olmuyor. Direniyoruz zamana.

Direnmeye de devam edeceğim kendi adıma.

Bu gazeteyi, daha doğrusu bu eşsiz gazeteyi yaratmamız için bize destek veren, bize inanan ve arkamızda duran Turgay Ciner’e nasıl teşekkür etsem bilemiyorum. Kelimeler yetmez.

Meslek hayatımın en keyifli deneyimiydi.

Çalıştığım en harika ekiple çalıştım. Tek tek hepsine teşekkür ediyorum yol arkadaşlıkları, yoldaşlıkları ve güvenleri için. Bu gazete sizin yüzünüzden değil, size rağmen kapanıyor, siz Türkiye’nin en iyi gazetecilerisiniz. İyi ki vardınız, iyi ki var olmaya devam edeceksiniz.

Tanıdığım en iyi ve en evrensel patronla bu rüyayı gerçekleştirdik.

Merak etmeyin, yarından sonra da Habertürk internet sitesinde ve Habertürk TV’de sizlerle olacağım.

Ama emin olun o kâğıdın hışırtısını, mürekkebin o kokusunu çok özleyeceğim.

Siz de özleyin olur mu!

**********

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

“Son” değil, “Başlangıç” dediğimiz zaman.