Eski ekonomiye dönüş

KAMU bankaları konut kredi faizlerini indirince tartışma başladı.

“Nasıl olur, olur mu böyle şey?” diye.

Eleştirenler basitçe şöyle diyor: “Bankalar para toplarken verdikleri faizden daha azına nasıl kredi verebilir?”

Verebilirler elbet.

Mesela yurtdışından çok düşük faizle para bulurlar, onu Türkiye’de yüksek faizle topladıkları parayla birleştirirler ve bunun ortalaması mevduat faizinden düşük faiz olabilir.

Ancak bir yandan da kur artıyorsa bu biraz zor olabilir.

Ya da Türkiye’de yıllarca uygulanan yönteme geri dönülmüştür.

Bu bankalar para toplarken verdikleri faizden daha düşük bir faizle kredi verir, bankalar zarar eder, bu zarara “görev zararı” denir ve Hazine bu bankaların zararını karşılar.

Bu da sonuçta enflasyona yol açar.

Bu zararına krediler üretime yönelik yatırımlar için veriliyorsa bir süre sonra üretim artar ve üretim artışıyla birlikte enflasyon yavaş yavaş düşer.

Yok eğer bu krediler sanayiye, üretime dönük alanlara değil de popülist yaklaşımlarla tüketime dönük alanlara veriliyorsa enflasyon katlanarak artar.

Türkiye daha önce de bunları uzun süre yaşadı.

İki anahtar ve erken emeklilik palavralarıyla bunları denedik.

Sonuç enkaza dönen bir Türk ekonomisi oldu.

Kemal Derviş gelip de tüm bunlara yapısal bir neşter vuruncaya kadar Türkiye bu yöntemi denedi.

Derviş’ten sonra gelen AK Parti hükümetleri de bu prensiplere uydular ve seçim ekonomisi falan uygulamadan yürüdüler.

Şimdi görüyoruz ki, tekrar “eski ekonomi”ye dönüş yapıyoruz.

50+1’in ülkeye faturası galiba bu olacak.

***********

OLÇOK’SUZ İLK SEÇİM

15 Temmuz şehidi Erol Olçok’un AK Parti için büyük kayıp olduğunu yazmıştım o sırada.

Özellikle seçim dönemlerinde AK Parti’nin en büyük kozuydu Olçok.

En doğru sloganı bulur, en iyi kampanyayı organize eder, bazen tüm bir kampanyayı çöpe atıp bir gecede yenisini çıkarırdı.

Seçim kampanyalarında parti liderine karşı çıkabilen, “Bu olmaz” diyebilen tek kişiydi.

Olçok’la seçim dönemlerinin gündem belirleyicisi hep AK Parti olurdu.

AK Parti’nin Olçok’suz girdiği ilk sandık yarışı 16 Nisan referandumu oldu.

Kazandılar.

Şimdi ikinci kez Olçok’suz bir seçime gidiyorlar.

Bunu niye mi yazdım.

Düşünüyorum da, rahmetli hayatta olsaydı acaba muhalefetin eline “Tamam” diye bir koz verir miydi AK Parti.

Ya da koz verildi diyelim, karşısına daha güçlü bir kozla çıkmak, “Tamam”a bir panzehir üretmek Olçok’un kaç saatini alırdı?

***********

KUTLANACAK CESARET

ADALET Partisi diye bir parti varmış.

Vecdet Öz adında da bir genel başkanı.

Cumhurbaşkanlığı seçimi olmasa haberimiz bile olmayacaktı varlıklarından.

Genel Başkan Vecdet Öz cumhurbaşkanı adayı olmak için başvurmuş ve imza toplamış.

Toplam 3 bin 100 imza.

Herkes gülüyor duruma.

Ben ise Vecdet Bey’i cesaretinden dolayı kutluyorum.

Kendisine tavsiyem ise partiyi bir an önce lağvetmesidir.

***********

KİTABI KENDİNE GÖRE OKUMAK

BEKTAŞİ’nin “şeyine göre imam” hikâyesini bilirsiniz.

Bu hikâyeyi anlatacak halim yok.

Bugünlerde benzer bir hikâye yaşanıyor.

“Din âlimi” olduğu iddiasındaki biri, ki geçmişte ben de bilgisine ve birikimine saygı duyardım, gazete köşesinde sürekli farklı konularda fetva veriyor.

En son fetvaları oldukça ilgi çekici.

Mesela diyor ki: “Gerekli hallerde faizle para alınabilir.”

Mesela diyor ki: “Gerekli hallerde rüşvet verilebilir.”

Ben yakında hocanın, “Gerekli hallerde zina yapılabilir” demesini de bekliyorum.

Çünkü ihtiyaca, duruma göre fetva verebiliyor anlaşılan.

Bunu görünce, Fransızların “Kuran’ı değiştirelim” küstahlığının kaynağı anlaşılabiliyor aslında.

“En açık emirler bile bu şekilde manipüle edilebildiğine göre” diyordur elin Fransız’ı.

***********

SİTEM

MAGAZİN Gazetecileri Derneği’ne bir sitemim var.

Sağolsunlar bana “Meslekte Onur Ödülü”nü uygun görmüşler.

3 meslektaşımla birlikte.

Kim o diğer 3 kişi.

Hıncal Uluç, Güneri Cıvaoğlu ve Ertuğrul Özkök.

3’ü de yakın dostum, çok sevdiğim meslektaşlarım.

Ama aramızda hemen hemen bir kuşak var.

Oldu mu bu şimdi?

Kendimi bir anda yaşlı hissetmeme neden oldunuz!

***********

CEZANIN CILKINI ÇIKARMAK

ARDA Turan’a 16 maç ceza verildi.

Alt ligleri bilmem ama 1. Lig’de ya da şimdilerde Süper Lig dediğimiz ligde böyle bir ceza ben hatırlamıyorum.

Geçmiş örneklere bakarak 11 maç ceza bekliyordu herkes.

Ancak 16 maç geldi.

Büyük olasılıkla 2 ayrı hakeme 2 ayrı fiziksel müdahale yapıldığı için böyle bir ceza verilmiş olmalı.

Dün baktım da Arda’yı savunmak, Arda’nın bu hale gelmesine neden olanlara kalmış. “Böyle ceza olmaz” diye feveran eden, Arda’nın “Ben futbol üstü bir adamım” havasına girmesine neden olanlar.

Bu durum Arda için çok üzücü olmalı.

Ben Arda’ya bir kez daha onu çok seven bir abisi olarak tavsiyede bulunmak istiyorum.

“Senin adının büyüklüğünü kullanan bu tiplerden uzak dur Arda. Sen ne siyasetçisin, ne de güç simsarı. Sen büyük bir futbolcusun. Futboluna dön. Federasyon bu cezayı FIFA’ya taşımazsa, yurtdışında oynarsın ve sadece 2 maça patlar bu ceza sana. Ve belki de senin için hayırlısı olmuş olur.”

***********

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Büyüklüğümüzü küçük adamlara kullandırtmadığımız zaman.