ABD, dünyayı kurtarmalı

GÜNEY Kore ile Kuzey Kore liderleri buluşup kol kola poz verdiğinde, Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un, “Nükleer denemeleri sonlandırıyoruz” açıklaması yaptığında, Trump, Kim Jong-un ile buluşmaya karar verdiğinde bu köşede ne yazdığımı hatırlıyorsunuz herhalde:

“Bu Türkiye için iyi haber değil. Trump iç politika hamleleri için artık Ortadoğu’da karışıklık yaratacak kararlara imza atacak.”

Trump yanıltmadı, tam da böyle oldu.

ABD Başkanı, ülkesindeki aklıselimlerin, ülkesi dışındaki Avrupalı müttefiklerinin tüm uyarılarına rağmen nükleer anlaşmayı iptal etti.

Ortada iptale gerekçe olacak bir veri olmadığına göre, bu durumun ortaya koyduğu tek şey, ABD’nin artık devlet ciddiyetinden uzaklaşmış, kafasına göre hareket eden bir ülke haline geldiğidir.

Trump’ın bu kararı, iç politikaya dönük hesaplarla aldığı tartışmasız bir gerçek.

Pek çok ülke, dış politika hamleleriyle iç politikada güç devşirmeye çalışan liderler gördü.

Bunlar ülkelerden çok liderlere fayda sağlar.

Ancak ABD’nin böyle bir politikayı uygulamasının ortaya çıkardığı sorunlar, küçük veya orta boyutlu ülkelerin dış politikayı iç politikaya malzeme etmesinden çok daha derin sorunlar yaratıyor.

Çünkü ABD’nin güç çarpanı fazla olduğu için etki çarpanı da fazla oluyor.

Merkel’in iç politika için Türkiye’yle kavgası, iki ülke arasında kalıcı sorunlar yaratmıyor ve sonunda bir uzlaşı olabiliyor.

Ya da Kim Jong-un gibi, Kaddafi gibi diktatörlerin dış politikayla içeride güç devşirme girişimleri sadece ülkelerine zarar verebiliyor, ama ABD böyle bir şey yapınca bazen bir bölge, bazen ise tüm dünya bundan etkileniyor.

Bu kez de böyle olacak.

Zaten karışık olan Ortadoğu daha da karışık bir hal alacak.

İran etki alanını artırmak için girişimlerde bulunacak.

Trump’a desteğini anında açıklayan iki ülke, Suudi Arabistan ve İsrail’in bölgedeki sıkışıklığı artacak.

Başlangıçta ABD’nin sorunu gibi görünen Trump’ın, artık dünyanın sorunu değil “baş belası” olduğu çok açık.

Bu adamdan dünyayı kurtarmak ABD yargısı ve ABD Kongresi’nin önceliği olmalıdır.

Belki bunun imajlarına da faydası olur.

***********

SUUDİLERE ‘HÖT’ YOK MU?

ABD’nin İran’la ilgili yeniden sertleşme kararı almasından sonra aklıma takılan ilk soru şu oldu:

Zarrab davası sonrası durum ne olacak, nereye gidecek?

İkinci soru ise şöyle:

Bölgede Türkiye’nin en büyük düşmanı, çok açık biçimde Suudi Arabistan. Türkiye ne zaman Suudilere bir “Höt” diyecek.

***********

NEDEN

DOLARIN hızlı artışını yabancıların Türkiye üzerine oynadığı oyunlara bağlayanlar var.

Mutlaka öyledir.

Siyasi veya ekonomik nedenlerle ama çok da ekonomik nedenlerle zafiyet görülen her yerde böyle tezgâhlar kurar uluslararası sermaye.

Ki bu uluslararasının içine Türkiye de dahildir.

Ama bunu yapabilmeleri için bir de uygun altyapı gerekir.

Türkiye’nin bu yıl dış borç ödemesi tutarı 215 milyar dolar.

İhracatın ithalatı karşılama oranı rekor düzeyde düşüşte.

Dış finansmanla yapılan dev projelerin geri ödemeleri başladı ve giderek artacak.

Uzunca bir aradan sonra yeniden bütçe açığından bahseder olduk.

Zarrab davasının ekonomik yaptırımları hâlâ Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor tepemizde.

Bunlara bir de seçim ekonomisi eklenmiş.

Bunları gören “para”nın yerinde durması mümkün mü!

***********

VİCDANİ BİR KARAR BEKLESEK

HDP ile uzaktan yakından ilgisi olmayan, hayatı boyunca siyasal Kürt hareketine oy vermemiş, hatta hayatını siyasal Kürt hareketlerine karşı çıkmaya adamış kişilerle konuştuğum zaman “vicdanın” siyasetin önüne geçtiğini fark ediyorum.

Vicdanları ya da vicdan sahibi olanları rahatsız eden durum şu:

“Bir cumhurbaşkanı adayının tutuklu olarak cezaevinde olması.”

Yani Selahattin Demirtaş’ın kampanyasını cezaevinden yürütmek zorunda kalması.

Bu adaletsizliği ortadan kaldırabilecek tek organ ise Türk yargısı.

Mahkeme rahatça alabileceği basit kararla Demirtaş’ın tahliyesine karar verebilir.

Hatta isterse 24 Haziran ya da gerek olması halinde seçimlerin 2. turunun yapılacağı 8 Temmuz akşamına kadar Demirtaş’ın tutukluluk halini ortadan kaldırabilir, en azından bu süre boyunca denetimli serbestlik hakkı tanıyabilir.

Bu saatten sonra hakkındaki delilleri karartamayacağına, cumhurbaşkanı adayı olarak yurtdışına kaçmayacağına göre bunun hiçbir mahzuru yoktur.

FETÖ’cü damat taifesine tanınan bu hakkın, bir cumhurbaşkanı adayına tanınmaması haksızlıktır.

***********

PARAYI GERİ ALMAK

BİRKAÇ gündür şahane bir fıkra geziyor ortalıkta. Aslında eskidir ama yeridir. Anlatayım fakat siz çoluk çocuğa okutmayın:

Adamın biri 200 dolara bir seks işçisiyle anlaşmış.

Otele doğru yola koyulmuşlar.

Yolda adam, seks işçisine, “100 dolara anlaştık ama ben sana 200 dolar vereyim, karşılığında senden bir şey isteyeyim” demiş.

Seks işçisi, “Ne istiyorsun?” diye sormuş.

Adam, “İşimiz bittikten sonra seni biraz döveceğim. Merak etme öyle öldüresiye bir dayak atacak halim yok” demiş.

Kadın “Tamam” demiş.

Tam odaya girmişler, kadın birden uyanmış duruma, “Peki ne kadar döveceksin?” diye sormuş.

Adam yanıtlamış: “Paramı geri alana kadar.”

Ne zaman seçim vaadi duysam aklıma hep bu fıkra gelir.

***********

ÇOCUK MÜFETTİŞLER

İÇİŞLERİ Bakanı Soylu’nun trafik kurallarına uyulması için çocuklardan yardım istemiş olması yüzde yüz katıldığım bir yaklaşım.

Kendimden biliyorum.

Kızım doğduğu günden bu yana otomobil kullanma tarzım zaten değişmişti, ama kızım bu konuya müdahil olmaya başladığından beri iyiden iyiye bir trafik kuzusuna dönüştüm.

Çünkü kızım arka koltukta oturup bana sürekli olarak “Yavaş git, sollama, sinyal vermedin, niye adamı sıkıştırıyorsun, öndeki otomobile bu kadar yaklaşma, gaza çok yüklenme rahatsız oluyorum, bırak yaya geçsin, korna çalma, adama niye kızıyorsun kurallara uyduğu için mi, burada sollamak yasak polis görürsek seni şikâyet ederim” gibi tehditler savurunca arka koltukta bir fahri trafik müfettişi varmış gibi gidiyorum.

Ve emirlerin hepsine de uyuyorum.

Kızım sayesinde artık direksiyon başına her geçtiğimde eşimle boşanma tehlikesi atlatmamıza da gerek kalmıyor.

Gerçekten çocuklar bu konuda çok etkili olabilir.

Bende bile olduğuna göre…

***********

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Kardeşliğin dinle imanla alakası olmadığını anladığımız zaman.