Taksiciler kızmasın kabahat devlette

UBER denilen sistemle ilgili fikrimi aylar önce yazdım.

Bir kez daha söyleyeyim:

O-LA-MAZ.

Başından sonuna, tepeden tırnağa haksız rekabettir.

Taksi plakalarının değerlerinin milyon TL’lerle ölçüldüğü, piyasada büyük bir rekabetin olduğu sisteme böyle dışarıdan “hooop” diye girilmez.

Adama “Hop” derler.

Taksilerimizin ve taksi sürücülerimizin bir bölümünün sorunlu olduğu, hizmet kalitesinin, hizmet veren araç kalitesinin standartlarının kabul edilemez olduğu bir gerçek.

Ama çare UBER denilen “rant” sistemi değil.

Bir yanda 1.5-2 milyon TL’ye satılan taksi plakaları ve bu plakalar için her ay birkaç bin lira kira ödeyen taksi şoförleri olacak, diğer yanda ise bu paranın 10’da birine satın alınan VIP minibüslerle ne vergi ne kayıt altında olan UBER sistemi.

Bu sorun bize mahsus değil.

Avrupa’da da pek çok ülkede UBER ile taksiciler arasında büyük bir tartışma ve sürtüşme var.

Pek çok ülke bu sorunu sadece taksilerin UBER sistemi içinde hizmet vermesi gerektiğine karar vererek çözmeye çalıştı.

Türkiye’de ise keşmekeş.

Bir sistem oturmak yerine, sözde cezai tedbirlerle UBER’le baş etmeye çalışan bir kamu otoritesi ve UBER’cileri döverek sistem dışına atmaya çalışan taksici esnafı.

Oysa çözüm çok kolay.

Devlet bu yeni gelişen sektörü görmezden geleceğine, UBER ya da benzeri sistemleri legalize edecek.

Yani ihaleye çıkacak.

UBER veya benzerlerine diyecek ki: “Kardeş, böyle bir hizmet için ihale açıyorum. 5 bin araç 1 milyar dolar. Araç standardı bu olacak, sürücü standardı bu olacak. Gel ihaleye gir. Kazanan hizmeti versin.”

UBER mi alır işi, BiTaksi mi, iki taksi mi ben bilmem.

Ama boşluk olmayacak.

Birileri boşluktan girerek rantı cebine atmayacak.

Şurası açık ki, gelişen teknolojiyle otonom araçların yolları işgal etmesi yakınken UBER ya da benzerleriyle polisiye tedbirlerle baş etmek mümkün değil.

Tek çare, sisteme entegre olmak ve legalize etmek.

Üstelik de kamu için bir gelir elde ederek.

Devlet bunu yapmadıkça UBER zengin olur.

Dayak yiyen sürücülerin üzerinden.

***********

ALİ DÜRÜST: TÜRKİYE’NİN BÜYÜKLÜĞÜNÜ GÖRDÜM

BİZİM cuma günleri Galatasaraylı dostlarımızla yediğimiz yemekler çok meşhur oldu.

20 yıldır süren bu buluşmalarımız, niyeyse şimdilerde birilerinin gözüne batmaya başladı.

Bu cuma yemeğimizde Ali Dürüst, Türkiye Futbol Federasyonu’nun Kilis’e yaptığı moral ziyaretinden izlenimlerini aktardı.

Ben de bu izlenimleri sizlerle paylaşmak istedim.

TFF Yönetim Kurulu ve bazı spor yazarlarıyla birlikte sınırdaki askerlerimize moral vermek amacıyla yapılan bu ziyaret sırasındaki izlenimlerini Dürüst şöyle anlattı:

“Önce Kilis’e gittik. Kilis’te yerli nüfustan daha fazla sayıda Suriyeli var. Ancak kent bu Suriyelileri bir şekilde içine almış ve eritmiş. Böyle bir şeyi dünyanın başka bir yerinde görmek mümkün değil.

Kilis’ten sonra araçlarla yola çıktık. Bir de baktık ki, Suriye tarafına geçmişiz. Suriye tarafında bizi yerel halktan oluşan bir grup karşıladı. ÖSO yanlısı oldukları belli olan bir grup. Yerel yönetimin başında olduğu söylenen biri çıkıp konuşma yaptı ve Türkiye’ye yardımları için teşekkür etti, bize de ziyaretimiz için teşekkürlerini iletti.

Türkiye sayesinde son derece huzurlu bir ortam olduğunu gördüm. Müthiş bir imar faaliyeti vardı. Hayat normalleşmeye çalıştırılıyor ve her yanda yıkılan, harap olan binalar onarılıyor, yeni binalar yapılıyor. Hepsi Türkiye’nin eseri. Kaynak Türkiye’den gidiyor çok belli. Yerel halk çok memnun.

Sınır ötesine geçince Türkiye’nin büyüklüğü ve gücü çok açık biçimde hissediliyor. Büyük bir gücü yanlarında hissetmek, yerel halk için de çok olumlu karşılanıyor.

Sınırda bir duvar örülmüş ama bu duvar çok bir şey ifade etmiyor. Aşılmayacak bir şey değil. Bu yüzden Türkiye’nin sınır ötesinde güvenlik önlemi alması doğru bir karar olmuş. Üstelik yerli halkın da sempatisi kazanılmış. Zaten yerel halk da Türkiye’deki akrabaları nedeniyle Türkiye’ye yabancı değil.

Yapılan işin doğruluğu şuradan belli, bir süre sonra orada bir referandum yapılsa, emin ol ki halk Türkiye vatandaşlığını tercih eder. Hatay’da 80 yıl önce oluşan durum benzeri bir hal var.”

Bunlar, hiçbir meseleye siyasi gözle bakmayan Ali Dürüst’ün dost sohbetinde anlattığı samimi izlenimleri.

***********

‘AFRİN ALINMADAN OLMAZ’

BU cuma Galatasaray yemeğimizde, emekli büyükelçi sevgili Onur Öymen de vardı.

Mektebi Sultani’den abimiz olan Öymen’e Afrin harekâtını sorduk.

“Yapılması şarttı. Yapılmaması Türkiye’nin aleyhine olurdu” dedi.

Öymen, Türk Dışişleri’nin yetiştirdiği en önemli bürokratlardan biri olmanın yanı sıra uzun süre CHP Milletvekilliği ve Genel Başkan Yardımcılığı da yapmış bir isim.

Kendisine CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, “Afrin merkezine girilmesin. Sınırımızı güven altına aldık. Afrin’i ele geçirmek için boşuna zayiat vermeyelim” önerisini sorduk.

Öymen’in yanıtı şöyle oldu:

“Bu doğru bir yaklaşım değil. Zaten ABD’nin de yaklaşımı bu yönde. ‘Sınır güvenliğinizi sağladınız, orada durun’ diyorlar. Ama Türkiye’nin tek meselesi sınır güvenliği değil ki. Asıl mesele ABD’nin kurmaya çalıştığı hatta bir ölçüde kurduğu Kürt devletinin Akdeniz’e açılmasını engellemek. Türkiye’nin asıl meselesi bu. Eğer aşağıda bir boşluk bırakırsak, buradan ‘terör koridoru’ dediğimiz koridoru yine oluştururlar ve Türkiye’nin asıl önemli ve hayati amacı gerçekleştirilmemiş olur. Afrin’i tam anlamıyla kontrol altına almamız şart. Orada boşluk bırakmamamız lazım. Bu harekât çok geç kalmış da olsa, işlerin bu hale gelmesinde AKP iktidarının çok büyük hataları da olmuş olsa çok doğru bir harekâttır. Asla yarına bırakılmamalıdır.”

***********

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Başkalarının ne düşündüğüne değil, doğru yapıp yapmadığımıza baktığımız zaman.