Sayın Genç’e açık mektup

SAYIN Nihat Genç Beyefendi, her ne hikmetse yazısında bendenizi de hedef almış.

Suçum Celal Şengör’le program yapmak ve Ömer Çelakıl’ı televizyona çıkarmış olmak.

Bir “salak” üzerinden terbiye dersi vermeye kalkışmış. “Bu nasıl terbiyesizlikmiş.”

Nihat Bey, herkes desin de siz demeyin bari.

Hep başlayıp uzunluğundan dolayı bir türlü bitiremediğim yazılarınızda sizden daha fazla küfreden, hakaret eden birini ben tanımıyorum.

En azından küfür konusunda siz susuverin.

Ömer Çelakıl’ı zannederim bundan en az 15 yıl önce ekrana bir, belki iki kez çıkarmış olmama da takılmış olmanız ilginç.

25 yıla yakın zamandır binlerce program yaptım.

Herkesle de konuşurum.

Sizden icazet almak gerektiğini bilmiyordum ama öğrendim.

Bundan sonra sizi arayıp televizyona kimleri çıkarmamı uygun gördüğünüzü soracağım ki bir yanlışlık yapmayalım.

Ne de olsa anladığım kadarıyla siz, program sahiplerini, televizyonda programa konuk aldıkları kimselerin “velisi” ya da “hamisi” zannediyorsunuz.

Biraz kitap okuyup birkaç kavram ezberlemiş olmak, aynı kitapları okuyup sizinkilerle aynı çıkarımları yapmamış olan insanları sizden üstün veya aşağı yapmaz.

Sözünü etmeye bayıldığınız düşünce insanları dogmatik değildi.

Düşünceleri inançlarla karıştırmayı lütfen bırakınız.

Düşünceler eleştirilmek içindir.

Okuyup ezberlenip inanç haline getirilmek için değil.

Emin olunuz ki o kitapların toz kondurmadığınız yazarları, kitaplarını ezberleyen ve kutsal kitap haline getirip iman eden sizin gibilerle değil, o kitapları ve fikirleri eleştirel bir biçimde ele alanlarla sohbet etmekten daha büyük keyif alırlardı. Üstelik sonunda kavga etseler bile…

Çünkü gelişmenin ancak böyle olabileceğini bilirlerdi ve o yüzden bugün hâlâ önemli insanlar.

Ama yine de önemli bir iş yaptınız.

Türkiye’deki kutuplaşmanın çok kolay biçimde ortadan kalkabileceğini gösterdiniz.

Siz bile her gün sövdüğünüz insanlarla birlikte Celal Şengör’e söven koroda yan yana oturabiliyorsanız, bu toplumdaki kamplaşmayı ortadan kalmaya namzettir.

Şunu da sakın yanlış anlamayın.

Küfür kıyamet yazılarınızdan hiçbir rahatsızlık duymuyorum ve eleştirmiyorum.

Ne yalan söyleyeyim, yakışıyor…

***********

SEKSİ OLMAK

BUGÜN Kadınlar Günü ya, gazetemizi hazırlayan arkadaşlar da büyük bir özenle gazetede bu konuya yer vermek istediler.

Gündemi edinmek için uğradığım yazı işleri toplantısında tam da bu konunun ele alınma sürecine denk geldiğimde bir haberin yanlış anlaşılmasından ve “seksi” kadın algısından uzak durmak istediklerini hissettim.

Açık söyleyeyim, ben bir kadının “seksi” olmaktan rahatsız olacağını zerrece düşünmüyorum.

Yanlış anlamayın, sadece kadınların değil erkeklerin de.

Ama bir kadına, “Şahane bir kadınsın. O kadar şahanesin ki, seksi bile değilsin” demek sizce o kadına iltifat mıdır, hakaret mi?

Ya da bir koca, hem de iyi bir koca eşine, “Hiç seksi değilsin. Seni çok seviyorum” derse o kadın iyi bir laf mı işitmiş olur yoksa kendini hakarete uğramış gibi mi hisseder.

Tersi de geçerli.

Eşim bana, “Şahane bir adamsın. Seni hiç seksi bulmuyorum” derse emin olun çok üzülürüm.

Kadın-erkek eşitliğine, hatta evde iki şahane kadınla beraber yaşayarak şahit olduğum kadınların üstünlüğüne benden daha fazla inanan birini bulamazsınız.

Ama kadını da erkeği de “seksi olmaktan” çıkarmaya hakkımız yok.

***********

ATALAR DEMİŞKEN

BU Yunanlı dostlarımızın izan konusunda gerçekten ciddi sorunları olmalı.

Yunan Cumhurbaşkanı Pavlopulos, Türkiye’yi tehdit etmek için dünyada yapılabilecek en saçma açıklamayı yaparak, “Tarih bizi mecbur ettiği takdirde atalarımızın yaptığını yaparız” diyor.

Anlaşıldığı üzere atalardan kastı, 1. Dünya Savaşı sonunda İngilizlerin marifetiyle Anadolu’ya işgal etmelerini kastediyor. Galiba beyefendinin tarih bilgisi 1900’lerde başlıyor.

Çünkü eğer iş ataların yaptığını yapmaya gelirse, kârlı çıkan pek kendisi olmaz. 400 yıl kadar bir Yunan İmparatorluğu tebaası olarak yaşayan Türk yok.

Ama tersinin olup olmadığını babaannesine sorsa kendine anlatır.

***********

YILIN KAPAĞI 

FATİH Terim’in Türkiye Futbol Direktörlüğü’nden uzaklaştırılması ve ardından açılan tazminat davasıyla ilgili fikirlerimi bin kere yazıp söylediğim için tekrarlamama gerek yok.

Herkes ne düşündüğümü biliyor.

Ama bu düşüncem, dün görülen davada Terim’in avukatı Rezan Epözdemir’in, Futbol Federasyonu’na temsilen davaya giren avukata yaptığı kapağı beğenmeme engel değil.

Federasyonun avukatı, “Türkiye’de 50 milyon kişi Terim’e bu tazminatın ödenmesine karşı çıkıyor” diye hayatımda duyduğum en absürt savunmayı yapınca, Epözdemir de şahane bir yanıt veriyor ve “80 milyon kişi de federasyonun istifa etmesini istiyor” demiş.

Muazzam yanıt.

Türkiye’de yargı kararlarının referandum yoluyla değil, mahkemeler yoluyla verildiğini şahane hatırlatmış.

Rezan Epözdemir’in dediği gibi, eğer kararlar halk oyuyla verilecek olsaydı, o federasyon da görevden epey zaman önce alınmış olurdu.

***********

SENİ YEMİŞLER SERDAR

İYİ niyetinden asla şüphe etmeyeceğim Serdar Ali Çelikler kardeşim, Galatasaray’ın eski başkanının “yalancısı” olmuş.

Dursun Özbek, Serdar’a bir sürü palavra sıkmış, o da bunları bize aktarmış:

1. “Galatasaray’a 20 milyon dolar kasa kolaylığı sağladım” demiş. Serdar da yazmış. Oysa başkanlar toplantısında, “Bu kasa kolaylığı değil, bankadan alınan krediye aracılık ettim” demişti ve bu parayı faiziyle birlikte kulübe yansıttı. “Madem bu banka borcu, niye onu da borçlar arasında saymıyorsun?” diye sordun mu Serdar.

2. “Aldığımda borçlar 216.5 milyon dolardı, bıraktığımda 180 milyon dolardı” demiş. Söylediği doğru değil ama şimdi burayı rakamlara boğmak istemiyorum. Bu hesaplara benim kadar hâkim olmasa bile Serdar kardeşim şunu sorabilirdi? “Başkan bu arada dünya kadar gayrimenkul satıldı ve parasını aldın. Borç niye sadece 36 milyon dolar eksildi?”

3. “94 milyon Euro’luk futbolcu alacaklarını 65’e indirdik” demiş başkan. Her şeyi iyi bildiğini zannettiğim Serdar, soramadın mı “Bugün sahada Galatasaray tarihinin en pahalı takımı var ve sen bu takıma beş kuruş bile ödeme yapmadan, tüm alacaklarını gelen yönetime bırakarak ayrıldın, bu mu borçları indirmek?” diye.

4. “Riva ve Florya tüm banka borcunu sıfırlar” demiş Özbek. “Buradan garanti olan parayı aldın ve kırdırdın. Sana göre bile sadece 36 milyon dolarlık bir borç azalması var. Bu nasıl iş başkan?” diyemedin mi Serdar kardeşim.

5. “Başkan, ‘Cebimden para verdim’ diyorsun, ama sonra da bunun banka kredisi olduğunu söyleyip kulübün hisselerine tedbir koyduruyorsun ve faiz uyguluyorsun. O zaman niye bu borcu kulüp üzerinden almadın. Hisseler teminat gösterilip bu para alınabilirmiş belli ki! Maksat vermediğin halde ‘Cebimden para verdim’ demek miydi?” diyemedin mi Serdar.

***********

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Türkiye’nin en aydın camiasını kandırabileceğimizi zannetmediğimiz zaman.