Dev

CUMHURBAŞKANI Erdoğan “Uyuyan devi uyandırdılar” deyince, neredeyse tüm gazetelere manşet oldu.

Güzel laf, hoş laf, çekici laf.

Manşet olması normal.

Bazı açılardan katılmamak mümkün değil.

Mesela savunma sanayiinde çok iyi işler yapıldığını görüyoruz, duyuyoruz, öğreniyoruz.

Silahlı ve silahsız İHA’larımız gurur verici. Dünyada bunu yapan 5’inci ülkeymişiz.

Menderes döneminde uçak fabrikalarımız kapatılmasaydı muhtemelen bugün şahane bir uçak sanayimiz de olabilirdi. Şimdi orada da bazı girişimler oluyor.

Mutluluk verici.

Milli tankı yapma yolundayız.

Milli gemilerimizi yapmaya başladık.

En önemlisi bunların yazılım ve donanımlarında dışa bağımlılık azalıyor.

Daha pek çok olumlu gelişme sayabiliriz.

Bunlar devin uyanmasıyla ilgili önemli adımlar.

Ancak devin uyandıktan sonra hareket edebilmesi, uyanmasından daha önemli.

Uyanmış bir dev, eğer kollarından ve bacaklarından birini, parmağını, beyninin bir bölümünü, gözünün tekini kullanamıyorsa o dev uyansa da devliğine yakışır bir güç sergileyemez.

Bir devin gerçek anlamda bir dev olarak hareket edebilmesi için tüm uzuvlarını, sahip olduğu tüm gücü kullanabilmesi gerekir.

Bir bacağını kullanamayan dev sendeler.

Bir kolunu kullanamayan dev rakipleriyle güreşemez, bir gözü olmayan dev her tarafını iyi göremez, mesafe tayin edemez, bazı parmakları çalışmayan dev bir şeyi doğru düzgün kavrayamaz, beyninin bazı bölümlerini kullanamayan devin ya hafızası eksik kalır ya kontrol ve karar mekanizmaları doğru işlemez.

Devi dev gibi yapan, tüm uzuvlarını birlik halinde hareket ettirebilme kabiliyetidir.

Bir dev, rakiplerine ancak o zaman korku salar.

***********

REHAVET VE REKABET

“TÜRK milleti asırlık rehavetini atıyor.”

İşte bu cümleye katılamam.

Rehavet içinde olduğumuz doğru ama buna asırlık diyemeyiz.

Bu millet zaman zaman rehavete düşmüş olabilir.

Ama çok güçlü bir uyanışın de mümessilidir.

Mesele 1. Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan uyanış.

Milli Mücadele’de bir rehavet yoktur.

Tam aksine cephede yedi düvelle rekabet vardır.

Sonrasında, Cumhuriyet’in kuruluşunda da rehavet yoktur.

Hemen hemen hiçbir sanayi üretimi olmayan bir ülkede pek çoğu bugün hâlâ ayakta olan kurumlar kurulmuştur.

Şeker fabrikaları, Sümerbank, İş Bankası, Etibank, uçak fabrikaları, Türk Hava Yolları ve daha onlarca sanayi ve ekonomi kuruluşu o dönemde kurulmuştur ve pek çoğu bugün hâlâ ayaktadır.

Bunlar rehavetle yapılmamıştır.

Doğrudur.

Sonrasında rehavet, hatta gaflet ve delalet vardır ama yüzyıllık değildir.

***********

TBMM’DEN MEKTUP

TBMM Başkanı İsmail Kahraman, son derece kibar ve aynı derecede resmi bir mektup yollamış.

Geçen haftaki yazıma cevaben.

“Milli iradenin temsil yeri olan TBMM’nin asli görevi yasama ve denetleme faaliyetleridir. Meclis başkanı TBMM’yi temsil eder, Meclis’in işleyişinden ve organizasyonundan sorumludur. Elbette müteahhitlik makamı değildir ve olmamıştır” diyor ve devam ediyor:

“ … Kendi irademle ve hiçbir talep olmadan, savaş uçaklarının bombaları, helikopterlerin ateşleri altında Meclis’i açmış olmanın ve bir gün sonra kendi yetkimle olağanüstü toplantıya çağırmanın haklı övüncünü daima yaşayacağım…

…Meclis binasında oluşan tahribat sonrasında ‘Milletin Meclis’ini millet yapar’ kampanyası başlatan Gayrimenkul ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği onarımı ve yapımı bila bedel üstlerdi… Yapılan çalışmaları görmek, tetkik ve takip etmek tabii görevlerimdendir.

…Meclisler çıkardıkları kanun sayısıyla övünmezler, çıkardıkları kanunların ömrünün uzunluğu, hukuk devleti ve evrensel normlara uygunluğu ile övünürler… TBMM bir Kanun Üretim Merkezi (KÜM) değildir…

…Yasama dokunulmazlığı demokratik hukuk devletinde olması gereken bir hürriyettir. Fakat her hürriyet gibi sınırsız olmaz, aksi takdirde anarşi doğar. Milletvekillerinin hapiste olması demokrasiyi özümsemiş insanları üzer. Fakat ne yazık ki, istisnalar kaideyi bozuyor, Cumhuriyet döneminin ilk dokunulmazlık uygulaması 1925’te cereyan etmiştir. O günden günümüze çeşitli dönemlerde dokunulmazlıklar kaldırılmıştır. Bu konuda hassas olması gereken bizzat milletvekillerinin kendileridir…”

Sayın TBMM Başkanı’nın mektubunun ana hatları böyle.

Bilgilerinize.

***********

MANZARA

UYUYAN dev uyandığı gün ilginç bir manzarayla karşılaştı.

ABD’li bir işadamı, ürettiği elektrikli otomobillerden birini, kendi ürettiği roketle Mars’a yolluyordu.

Devin şaşkınlığını düşünebiliyor musunuz?

***********

YERLİ VE MİLLİ TERİMLER SÖZLÜĞÜ 

RİCA ediyorum biri bana bir sözlük hazırlasın.

Çünkü kafayı yemek üzereyim.

Mesela “Menbiç” mi, “Münbiç” mi?

Bir gazetede Menbiç diyorlar, bir diğerinde Münbiç. Hatta aynı gazete bir haberinde Menbiç diyor, bir sonraki haberinde Münbiç. Bazıları aynı haber içinde “Münbiç” deyip parantez içinde “Menbiç” yazıyor, hangisi doğru?

Bütün dünya ISIS diyor. Biz buna IŞİD mi diyeceğiz, DEAŞ mı, DAEŞ mi, DAİŞ mi?

YPG mi, Vay Pi Ci mi?

PYD mi, Pi Vay Di mi?

Esad mı, Esed mi?

TDK’dan rica ediyorum, en azından bu dönem için bize bir “yerli ve milli terimler sözlüğü” hazırlasınlar.

Yoksa başımız belaya girecek.

***********

YEMEK SUÇ MU?

BEKÂR bir basketbolcu genç adam, bekâr bir televizyoncu genç kadınla yemeğe çıkmış.

Herkese açık bir meyhanede.

Gazeteciler de orada ikiliyi görünce fotoğraflarını çekmişler.

Buraya kadar gayet normal.

Ünlü iseniz bu oluyor.

Sonrası ise garip.

Haberler şöyle: “Ünlü basketbolcu yakalandı.”

“Yakalanmak” fiili, bir suçla ilgili olabilir ancak.

Hırsızlık yaparken yakalandı, kaçakçılık yaparken yakalandı, bir suçtan ötürü aranırken yakalandı.

Burada öyle bir şey yok.

Ne bir suç var ne de bir ayıp.

Yakalanmak ne demek!

***********

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Herkesin vatanını aynı yöntemle sevmek zorunda olmadığını anladığımız zaman.