Başkan, alın şu ödülü geri

BİZİM Habertürk Ekonomi Servisi’nin iyi bir tarafı vardır.

Bütün gün müdürleri Yavuz Barlas’ın odasında oturursanız, Türkiye ekonomisinin nabzını bayağı bir tutarsınız.

Çünkü Türk ekonomisine yön verenlerin yolu genelde bizim ekonomi servisinden geçer.

Her gün bir banka genel müdürü, ekonomiyle ilgili bir sivil toplum kuruluşu yöneticisi, bir yatırımcı, uluslararası bir ekonomi gurusu muhakkak bizim ekonomi servisindedir.

İşin güzel tarafı, her şey açık açık konuşulur, samimi fikirler ortaya dökülür.

Genelde de sohbetler, “Aman bunlar off the record” diye biter.

Dün de Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi oradaydı.

Ben de bugün TİM’in İnovasyon Kongresi’nde Celal Şengör’le beraber konuşmacı olduğum için ben de oradaydım.

Epey bir sohbet ettik.

Bir ara Sevgili Büyükekşi’ye TİM’in Reza Zarrab’a verdiği ödülü hatırlatıp, “Başkan bu alçaktan bu ödülü geri almayı düşünmüyor musunuz?” diye sordum.

Ellerini iki yana açtı ve “Nasıl alacağız ben de bilmiyorum” dedi.

Sonra ödülün hikâyesini anlattı:

“Bizimki güzellik yarışması gibi değil. Zevkimize göre vermiyoruz ödülleri. Ortada sayılar ve sayılara göre kazananlar oluyor. Biz kazananın kimliğini bile bilmiyoruz. Her sektör en çok ihracat yapanı bildiriyor, biz de ödüllendiriyoruz. Bu da daha önce kendi sektöründe zaten ödül almış. Bize de şirketi bildirildi. Biz şirketi bilmiyoruz. Sonra şirketin Zarrab’a ait olduğunu öğrendik ve haber yolladık. ‘Kendisi gelmesin, genel müdürünü yollasın’ dedik. Ama gel gör ki, kendi çıkageldi. Biz o zaman bile rahatsız olmuştuk bundan, hatta sizin gazete de bunu haber yapmıştı. Yapacak bir şey de yoktu. Devletin resmi kayıtlarına göre kendi kategorisinde en büyük ihracatçıydı.”

Büyükekşi’nin Zarrab’ı ilk ve son görüşü de o gün olmuş.

Ben yine de ısrar ettim.

“Alın o ödülü geri” diye.

Belli ki, onun da kafasında bu vardı…

*************

SİYASET ÜSTÜ TİCARET

ULUSLARARASI ilişkilerde ilginç bir dönem yaşanıyor.

Bir yandan ülkeler neredeyse gırtlak gırtlağa gelecek gibi itişiyorlar.

Diğer yandan işler yürüyor.

Şimdi yeni gerilimimiz İsrail.

Başkenti yıllardır hayal ettikleri gibi Kudüs’e taşımaya hazırlanmaları ve Trump yönetiminin buna destek vermesi, Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir “kopma” yaşatacak gibi.

Zaten çok da iyi olmayan ilişkilerin “hepten” kesilebileceği bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklandı.

Ancak ilişkilerin son derece kırılgan ve gerilimli olduğu bu dönemde, Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret hacmi katlanarak artmaya devam ediyor ve şu sıralar tarihin en yüksek seviyesinde.

Bence durum AB ülkeleriyle de geçerli.

Almanya’yla iş ilişkileri kesintisiz sürüyor. Firma bazında sorunlar olsa da genel olarak hacim büyüyor, ticaret hacmi artıyor.

Büyükelçilerin karşılıklı olarak geri çağrıldığı Hollanda’yla dahi ticaretimiz artıyor, Hollanda tarafı ticari ilişkileri artırmak için Türkiye’ye heyet üzerine heyet yolluyor.

Kavga var ama yorgan yerinde duruyor…

*************

MERAK ETMEYİN TERİM GELMEZ 

GALATASARAY’da yine Terim sesleri yükseliyor, bir grup taraftar Terim’i istiyor, bazı yöneticiler ise “Terim gelirse yönetimi yıkarız” diyerek rest çekiyor.

Taraftar da, rest çeken yöneticiler de, “Terim’i aramadık” diyen Başkan da müsterih olsun.

Terim, Galatasaray’a gelmez.

Öncelikle Terim şu anda Türkiye Futbol Federasyonu’nu dava etti ve alacaklarını istiyor.

Eğer Galatasaray ile anlaşırsa Federasyon’dan bu parayı isteme hakkı kalmaz.

Çünkü bu gibi ayrılıkta bile ödeme garantili anlaşmalar, teknik adamlar ayrılıp başka bir takıma gidemesin diye yapılır.

Terim Galatasaray’la anlaşırsa, Federasyon’la kovulmuş bile olsa süren hukuki bağı kopar.

Bu da Terim’in işine gelmez.

Bir diğer mesele ise Terim akıllı adamdır.

Dursun Özbek’le başarılı olamayacağını bilir, görür.

Efsanesine, imparatorluğuna zarar verecek böyle bir işi yapmaz.

*************

ALIYORSUNUZ ERTUĞRUL BEY

ERTUĞRUL Özkök, dün yine iki gazeteciyi ima ederek “Onları kaale almayarak mücadele ediyorum” demeye getirmiş.

Yapma Sevgili Özkök.

Bana sorarsan onları gereğinden fazla kaale alıyorsun.

İsimlerini gereksiz yere o kadar çok kullanıyor, o kadar çok onlardan bahsediyorsun ki, kaale almadığın iddiası çok da gerçekçi olmuyor.

Bana sorarsan gereğinden fazla kaale alıyorsun.

*************

RÜZGÂRA KARŞI TEK BAŞINA 

ŞU günlerdeki favori şahsiyetim manken Didem Soydan.

Kendisine “Helal olsun” diyorum.

Tek başına Türkiye’yi kuşatan “sahte” muhafazakârlık rüzgârına karşı duruyor.

Böylesine yürekli kadınlarla mücadele etmek çok zor.

*************

BU LAF MI KEMAL BEY! 

KEMAL Kılıçdaroğlu dün partisi tarafından düzenlenmiş son derece pozitif bir organizasyonda konuşuyor.

Önce toplantının bağlamıyla ilgili cümleler kuruyor, önerilerde bulunuyor.

Gayet iyi.

Sonra konuyu günlük siyasete taşıyor.

Yine sorun yok.

Ardından bir süreden beri iktidar partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı ile ilgili iddialarını yeniden gündeme getiriyor.

Bunda da sorun yok. Bir muhalefet partisinin yapması gerekeni yapıyor.

Konuşma ve hitabet tonu da son derece gelişmiş. Bunu da belli ediyor.

Ciddi iddialarına ciddi yanıtlar istiyor ki, en doğal hakkı.

Ama sonra birdenbire çuvallıyor:

“Ben senin boynuna neyi takacağımı çok iyi biliyorum.”

Haydaaaa!

Yahu siyasette böyle bir laf var mı?

Böyle bir şey söylenir mi?

Demokrasilerde, hukuk devletlerinde böyle bir ima, böyle bir cümle kullanılır mı?

Bu eğer bir metinse, Kılıçdaroğlu metin yazarını kovsun.

Yok eğer bu metin dışına çıkmaksa, birisi Kemal Bey’e mukayyet olsun!

*************

ORAY DA ORADA OLSAYDI 

CÜNEYT Özdemir, Zarrab davasını Türkiye’ye en iyi aktaranlardan biri.

Yaptığı yorumlarla iktidar tarafının da gönlünü aldığı için, daha geniş ve daha etkili bir kitleye de davayı aktarma şansına sahip oldu.

Yazılı aktarımda ise Serdar Turgut’u başarılı buluyorum.

Keşke Oray Eğin de New York’a geçip davayı izleseydi.

Oray’ın “farklı ve hınzır” bakışıyla bu davayı izlemek iyi olurdu.

*************

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Pes etmeden yenilmediğimizi bildiğimiz zaman.