Bir garip sual

AK Parti’nin siyasi dinamiklerini iyi bilen, partinin çekirdeğine yakın bir dostum ilginç bir soru sordu dün.

“ABD ile bu krizler tırmanır ve derinleşirse, ABD’nin Türkiye siyasetine müdahaleleri devam ederse ve hatta artarsa, Avrupa Birliği, ABD’den de yüz bularak Türkiye’ye karşı tutumunu daha da negatif hale getirirse, tüm bu gelişmeler sonucunda Türkiye, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de çatışmaların içine girmek, bekasını korumak için buralarda askeri güç kullanmak zorunda kalırsa, içerideki terör örgütleriyle mücadele hâlâ kazanılmamış ve risk sürüyorsa, Türkiye ekonomisi sıkıntılı bir dönemden geçiyorsa…”

“Uzatma da sor ne soracaksan” dedim.

O devam etti ve karamsar bir tablo çizdi.

“Eeee?” dedim.

“Eğer Türkiye 2019 yılına böylesine riskli bir tablo içinde girerse, 2019 yılında Türkiye’de seçimler yapılır mı?” diye sordu.

Yanıtım çok sıradandı: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti şartlar ne olursa olsun her zaman seçim takvimlerine sadık kalmıştır ve bana soruyorsan yapılır ve yapılmalıdır.”

“Emin misin?” diye sordu.

“Eminim” dedim.

“İnşallah” dedi.

Konuyu kapadım.

Düşünmek bile istemedim.

**************

İÇERİDEN KÖTÜ DIŞARIDAN BİR UMUT

ABD Büyükelçisi Bass, önceki akşam bir veda daveti vermiş.

Siyasetten kimse katılmamış.

Ne iktidardan ne muhalefetten, ne de iktidar ortağı muhalefet partisinden.

Birkaç gündür burada “Bass 2. sınıf bir büyükelçiydi” diye yazıyorum.

Okurlar da “Niye 2. sınıf diyorsun?” diye soruyor.

ABD’nin iki tür büyükelçisi var.

Biri meslekten, Dışişleri’nden yetişme bürokrat büyükelçiler, bir de genelde Başkan’ın ya da partisinin destekçileri arasından çıkan ve Dışişleri kökenli olmayan ama ABD yönetimlerinin güvendiği, inandığı ve yönetim üzerinde etkili büyükelçiler.

Benim bunca yıldır gördüğüm, gördüğümden anladığım, eğer ABD bir ülkeyle büyük sorunlar yaşamaya hazırlanıyorsa, buralara genelde Dışişleri bürokrasisinden bir büyükelçi atıyor.

Yakın, sıcak ve sorunsuz bir ilişki planlıyorsa, bürokrasi dışından birini.

Bass bu Dışişleri bürokrasisinden yetişmiş meslekten bir diplomattı.

Ve ABD Dışişleri, Türkiye’yle ilişkilerin en iyi olduğu dönemde bile çok sıcak bakan ve sıcak davranan bir bakanlık olmadı.

Türkiye genelde Pentagon tarafından korundu, ama artık o da yok.

Yine o türden bir büyükelçi gelirse, bilin ki değişen bir şey olmayacak.

AK Parti’nin gelmesini çok istediği ama beklediğini bulamadığı Trump kalsa da, kalmasa da!

John Bass

**************

NİYETİ GÖRECEĞİZ

DÜN, “Bu iş büyükelçinin başının altından çıkamayacak kadar büyük” diye yazdım “vize meselesi” için.

Gece geç saatte doğrulandı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, “Washington’da karar verildi” diye açıkladı.

Tabii ki Washington’da verildi, tersini söyleseler inanacak mıydık!

Buradaki önemli soru şu: “Bu karar niye verildi, niye şimdi verildi?”

Gördüğüm kadarıyla iktidar partisi, ABD’nin bu kararını ve sertleşen tavrını yanlış okuma eğiliminde.

Bu yanlış okumaya başka bir yazıda değiniriz ama asıl önemli olan ABD’nin krizi derinleştirmemek adına Türkiye’den beklentisini açıklaması ve beklentiyi aslında son derece “düşük” tutması.

Tutuklanan elçilik çalışanı Türk vatandaşının, avukatlarıyla görüşmesine izin verilmesini istiyorlar.

Hukuki bir istek.

Gözaltına alınan veya tutuklanan ve ABD ile hiç ilişkisi olmayan Türkler için de aynı şeyi biz istemiyor muyuz?

ABD’nin bu talebinden anladığım şu.

Eski müttefikimiz, en azından şimdilik “krizin tırmanmasını” istemiyor ve buradan makul bir şekilde dönüş için, kimseyi sıkıntıya düşürmeyecek bir talepte bulunuyor.

Şimdi top Türkiye’de.

Bu isteğe verilecek yanıt Türkiye’nin niyetini gösterecek.

**************

BOLLUK ÜLKESİ

DÜN Cumhuriyet Gazetesi’nde Cumhurbaşkanlığı’na ait otomobil filosuyla ilgili bir haber vardı.

Doğrusu çok önemsemedim.

Cumhurbaşkanlığı artık “fiili bir şekilde” icraat merkezi olduğu için filosunda çok otomobil olması, çok da garip değil.

Ben bu haberde bir başka bilgiyi daha fazla garipsedim.

Eski cumhurbaşkanlarına tahsis edilen makam otomobillerini.

Şu anda hayatta olan eski cumhurbaşkanlarına da hâlâ Cumhurbaşkanlığı’ndan makam aracı tahsis ediliyor.

“Migros’tan alışveriş eden” Ahmet Necdet Sezer’e 2 araç tahsis edilmiş.

Abdullah Gül’e ise 18…

Bu 18 sayısı beni şaşırttı. Hesapladım hesapladım olmadı.

Bir kendine.

Bir eşine..

Etti 2.

Her birine 2 de koruma aracı versen.

4 de o.

Toplamı 6.

Hadi bir de yedek araç verilsin.

Etti 7.

Geri kalan 11 aracın ne iş yaptığını doğrusu merak ettim.

Abdullah Gül

**************

ALİ RIZA DEMİRCAN’IN YERİNDE GÖZÜ OLMALI

“BU ülkenin denizi de bitmez delisi de” diye bir laf vardı benim çocukluğumda.

Çok şükür denizlerini bitirdik ama oradan oluşan eksiği deli sayısını artırarak tamamlıyoruz.

Yine “din adına” konuşan biri demiş ki: “Soyunmadan sevişin.”

Açık konuşmadığı için soyunmamaktan kasıt ne kadar soyunmamak bilmiyoruz.

Bildiğimiz Hasidik Yahudilerin de benzer bir şekilde seks yaptığı.

Araya çarşaf koyup çarşafın üzerindeki bir delikten cinsel ilişki kurdukları.

Yani sevişmek yok.

Bizim “din sözcüsü”nün böyle bir tarifi yok.

Hasidik Yahudilere özenmiş olamayacağına ya da “aşırı Yahudilik âdetlerini” İslam’a getirmeyi planlamadığına göre, bu arkadaş büyük ihtimalle “fantezi” peşinde.

Bu konuda en iyi ahkâmı eskiden Ali Rıza Demircan keserdi.

“İslam’da seks” deyince akla o gelirdi.

Bu yeni amcamız, Ali Rıza Bey’in tahtına göz dikmiş olmalı.

**************

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Afrin’deki PKK’lıların Ruslarla işbirliği yapanlar olduğunu bilmeden konuşmadığımız zaman.