İyi geçen görüşmelerden korkun

BİRLEŞMİŞ Milletler’in dönem açılış toplantıları sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump arasındaki görüşme, Türk basınının tamamında “Süper geçti” başlıklarıyla yer aldı.

Herkes pazar akşamından beri Takvim Gazetesi’nin o günlerdeki manşetiyle dalga geçiyor, ama diğer gazetelerdeki Washington’dan yazdırılan haberlerin ve televizyonlarda yapılan yorumların hepsi aynı minvaldeydi.

Bendeniz ise bu manşetleri görünce gülmemi engelleyemedim ve 23 Eylül günü yayımlanan yazımda bu “Süper geçti, ABD ile çok iyiyiz” manşetleriyle hafiften dalgamı geçmiş, durumun pek de öyle olmadığını anlatmaya çalışmış ve “Bekleyelim görelim” demiştim.

Fazla beklememize gerek kalmadan gördük.

ABD, Türkiye’den ABD’ye seyahat etmek isteyen Türk vatandaşlarına vize vermeme kararı aldı.

Vize için başvurmak bile mümkün değil.

Vizesi olanlar için sorun yok gibi görünse de, ABD’nin gidenlerin en azından bazılarını sınır kapısından çevirmesi mümkün. Muhtemelen, bununla ilgili listeleri bile hazırdır.

Peki başka hangi ülkelere böyle bir kısıtlama uyguluyor ABD.

Bildiğimiz kadarıyla İran, Suriye, Libya ve Yemen’e de benzer bir yasak söz konusu. Belarus’a da kısmi bir yasak var.

Somali, Çad, Kuzey Kore ve Venezüella’ya ise yüksek güvenlik kriterleri uygulanacak.

Ancak Türkiye’ye uygulanan kadar sert bir yasaklama başka hiçbir ülkeye uygulanmıyor şimdilik.

Büyük ihtimalle, ABD Başkanı’nın, bu ülkelerin liderleriyle yaptıkları görüşmeler de muhtemelen “kötü” geçmemiştir.

Anladığım kadarıyla bizim medyamız için “tekme tokat kavga edilmeyen” görüşmeler “İyi geçti” sınıfına giriyor.

Ne diyeyim, Allah hepimizi bundan sonra da “İyi geçecek” görüşmelerden korusun.

ÖĞRENCİLER NE OLACAK?

BİNLERCE öğrenci ABD’de öğrenim görüyor. Bunların tamamı öğrenci vizesi almak zorunda.

ABD genellikle öğrencilere bir yıllık vize veriyor.

Okulların öğrenime açıldığı şu günlerde binlerce öğrenci ya ABD’ye gitti ya da gitmek üzere. Bu öğrencilerin vize durumları ne olacak?

Bu çocuklar önümüzdeki dönemler için nasıl vize alacak.

Türkiye’de yönetime kızıp en azından bu öğrencilerin “aşırı” mağdur olmasını engellemek için Amerika’nın bir planı var mı?

**************

FETÖ HÂLÂ ETKİN Mİ? 

ZAMAN zaman FETÖ’nün hâlâ etkili olduğunu ve Türkiye’yi dünyadan izole etmek, sıkıntıya düşürmek ve bunların sonunda Türkiye’yi büyük felaketlere sürüklemek için çalıştığını düşünüyorum.

Kimi yargı kararları ve kimi bürokratik uygulamalar bende bu fikri uyandırıyor.

Mesela, ABD ile ilişkilerin bir türlü tamir edilmeye uğraşıldığı sırada Türkiye’ye Maduro ziyareti organize etmek ne kadar doğru?

Mesela, Türkiye ile Rusya hiç olmadığı kadar yakınlaşmışken, Ukrayna’yı ziyaret etmek ne kadar yerinde?

Bu soruların yanıtları bende yok.

Umarım birilerinde vardır!

**************

DIŞİŞLERİ MEDYASI

ABD ile ilişkilerin bu hale gelmesinde, kimi gazete ve gazetecilerin etkisi var.

Çünkü Amerikan yönetimi, bazı gazete ve gazetecilerin yazdıklarını, yaptıkları suçlamaları ve ABD’ye yönelik çıkışlarını “resmi açıklama” gibi okuyor.

Bunları, iktidarın “yarı resmi sözcüsü” gibi görüyor.

**************

ARTIK TAHLİYE ŞART

İSTANBUL Bölge Adliye Mahkemesi, Enis Berberoğlu hakkında 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararın usulsüz olduğuna hükmetti.

Uygulamaya nasıl yansıyacak bilemiyorum ama kararın gerekçesini okuduğum zaman yerinde olduğunu görüyorum.

Berberoğlu’nun casusluk kastı olmadığını, daha önce yayınlanmış görüntülerin yeniden yayınlanmasının söz konusu olduğunu ve Berberoğlu’nun siyasi muhalefet amacıyla hareket ettiğini söylüyor.

Bunda bile benim itiraz ettiğim noktalar yok değil.

Her şeyden önce görüntüleri Berberoğlu’nun Can Dündar’a verdiği konusu hâlâ tam olarak açık olmadığı için, suçlama yerinde mi, değil mi o bile kesin değil.

Yine de ehveni şer bir karar.

Bu karara dayanılarak Berberoğlu’nun, en azından “tahliye edilmesi” gerekir.

Sonuç olarak Berberoğlu bir Can Dündar değil.

Bu ülkeden kovsanız gitmez, hiçbir yere kaçmaz.

**************

YAZIK ETTİNİZ 

MURAT Güloğlu, FOX TV’de zaman zaman sabah haber kuşağını, genelde de hafta sonları sabah kuşağını sunuyordu geçen yıllarda.

Bana göre o saat diliminin en eğlenceli adamıydı.

İzlerken keyif alıyordum.

Rengârenk kıyafetleri, eğlenceli yorumları, sıcak sunumuyla şahane bir program yapıyor, hem haber veriyor hem de eğlendiriyordu.

İnfotainment tarzının en iyi temsilcisiydi.

Güzel de bir sloganı vardı: “Evinizin oğlu Murat Güloğlu.”

Murat Güloğlu

Gerçekten de evimizin oğlu gibiydi.

Sonra bir yorumundan ötürü şimşekleri üzerine çekince programına ara verildi.

O da kalktı Kanal D’ye geçti.

Ama Kanal D ciddi bir hata yaptı.

Bir tavus kuşunu, bir kargaya çevirmeye kalkıştı.

Takım elbiseye soktular Güloğlu’nu.

Büyük grup olmaları nedeniyle de Güloğlu’nun eğlenceli yorumlarına “kısıtlama getirdiler” besbelli.

Ve haliyle Güloğlu’nun şahane olan izlenme oranları düştü.

Bizim de sabah keyfimiz kaçtı.

**************

GÜLMEK

ARDA 3-0 kaybettiğimiz milli maçta sahadan çıkarken “güldü” diye hedef oldu.

Arda’nın gülüşü bana geçmişi hatırlattı.

Fenerbahçelilerin de, Galatasaraylıların da kolay kolay unutamayacağı bir günü.

Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı 6-0 yendiği günü.

O gün goller birbiri ardına gelirken, ekran başında önce sinirlendim.

Sonra üzüldüm.

6. golü de yediğimiz zaman gülmeye başladım.

Ve bunu da ertesi gün hem yazdım hem söyledim.

O gülme mutluluk gülmesi değildir.

Bilesiniz!

**************

NEYE ÜZÜLELİM BİLEMEDİM

BU yazıyı yazarken Türkiye- Finlandiya maçı henüz oynanmamıştı ve sonucu bilmiyorum.

Bildiğim şu.

Türkiye, İzlanda’ya 3-0 yenilince “Küçük ada ülkesine nasıl yenildik” diye epey bir üzüldü milletimiz.

Üzülelim elbet, ama mesela şunları da düşünelim.

Neredeyse kutup dairesi içinde yer alan, ekecek toprağı olmayan, berbat bir iklimi olan küçücük bir ada ülkesi nasıl oluyor da Türkiye’nin neredeyse 4 misli bir kişi başı gelire sahip olabiliyor?

2008 yılında ağır bir krizle sarsılıp neredeyse batma noktasına gelen küçücük bir ada ülkesi, nasıl olup da hızla toparlanırken 2008’deki krizin teğet geçtiği Türkiye bugün ekonomik olarak İzlanda’nın gerisine düşebiliyor.

Nasıl oluyor da küçücük bir ada ülkesinin insanlarının ortalama yaşam beklentisi, Türk insanının ortalama yaşam beklentisinden 7-8 yıl fazla olabiliyor.

Maça üzülelim elbet ama bunlara daha çok üzülelim.

**************

ERHAN ÇELİK’E NOT

SEVGİLİ Erhan Çelik kardeşim.

Bir süre Habertürk çatısı altında birlikte çalıştık.

“Abin” sayılırım.

Sana bir tavsiyem var.

Sen habercisin.

Hatalı bir evlilik yapmış, burada mutsuz olmuş, yara almış, beklemediğin şeylerle karşılaşmış olabilirsin.

Bunda bir ayıp yok.

Ama o hatanın senin peşinden gelmesine izin verme.

Dahası hatanı ya da hata olduğunu düşündüğün şeyi olduğu yerde bırak ve önüne bak, yoluna devam et.

Sen habercisin.

Bu şekilde haber olmaya değil haber yapmaya odaklan.

Geçmişteki hatanın senin hayatının yanlışı olmasına izin verme.

**************

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Sevişmenin alternatifinin dövüşmek olmadığını anladığımız zaman.