Harçlıklara göz koydunuz gençler çok kızacak

TÜRKİYE 1999 depremiyle sarsılıp en yüksek üretim yapan bölgeleri yerle bir olunca, o dönemin hükümeti depremin yaralarını sarmak için yeni bir vergi türü icat etti: Özel İletişim Vergisi.

Yeni popüler olmaya başlayan cep telefonlarından alınacak ve deprem sonrası yapılması gereken yatırımlara kaynak olacak bir vergi.

Özel amaçla konulan bu vergi daha sonra kalıcı hale geldi.

Ve yıllar sonra AK Parti hükümetinin o dönemki Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ten öğrendik ki, bu vergiden gelen paralarla Türkiye’nin “duble yol hamlesi” finanse edilmiş.

Zaman içinde cep telefonları akıllandı ve telefonlarımızla internet erişimi sağlamaya ve telefonlar vasıtasıyla konuşma dışında başka şeyler de yapmaya başladık.

Hükümetler burada çok olumlu bir tavır sergiledi ve “data” kullanımında Özel İletişim Vergisi’ni daha düşük tuttu: Yüzde 5.

Özellikle gençler açısından çok olumlu bir durumdu bu.

Çünkü yeni kuşak konuşmaktan daha fazla data tüketir oldu.

Genel olarak da cep telefonlarının penetrasyonunda data daha büyük yer tutuyor.

Yani konuşmaktan çok internet erişimi için kullanıyoruz.

Buna WhatsApp gibi uygulamalar ve sosyal medya kullanımları da dahil.

Oran hemen hemen yüzde 40 ses, yüzde 60 data erişimi.

Önümüzdeki yıllarda bunun konuşma 20, data 80 oranına çıkması bekleniyor. Data oranı giderek artacak ve neredeyse yüzde 90’ları aşacak.

Akıllı telefonların geldiği bu duruma uyanan hükümet, şimdi yeni bir vergi düzenlemesi yaptı.

Ses iletişiminde yüzde 15, veri iletmede yüzde 5 olan Özel İletişim Vergisi’ni her iki tarafta da eşitledi ve ortak bir tarifeyle “yüzde 7.5” yaptı.

Görünen o ki, bu devletin gelirlerini artırmanın bir yolu olabilir ama Türkiye’nin gelişmesinin yolu değildir.

Bir yandan eğitime interneti sokacaksınız.

Fatih Projesi gibi projeler geliştireceksiniz, Türkiye’nin katma değeri yüksek teknolojiye geçmesini isteyeceksiniz.

Bir yandan da tüm bu gelişmelerin önemli yollarından biri olan mobil internet erişiminin vergisini artıracaksınız.

Bu akılcı değil. Doğru hiç değil.

Ben buradan hükümeti “siyaseten” de uyarayım.

Bu yaptığınız iş “gençleri çok kızdıracak”.

Çünkü siz bu vergiyi aslında gençlere koyuyorsunuz.

Her kuşu hallettiniz de, şimdi de harçlıklarının önemli bir bölümünü bu mobil internet iletişimine harcayan çocukların harçlıklarına mı göz diktiniz!

************

Kanal İstanbul’un zamanı mı?

ULAŞTIRMA Bakanı Ahmet Arslan, dün kimi güzel, kimi ise en azından beni kaygılandıran açıklamalar yaptı.

3. havalimanın zamanında tamamlanacağını duymak iyi. Öyle ki, deneme iniş kalkışları 2018 Şubat’ında başlayacak, havalimanı 29 Ekim 2018 günü açılacakmış.

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ndeki tamiratın bitmesi de iyi bir müjde.

Türksat 5 uyduları da hoş bir haber.

Beni kaygılandıran ise Kanal İstanbul Projesi.

Projeye karşı olduğumdan değil.

Projeyi değerlendirecek olan ben değilim.

Jeologlar, coğrafyacılar, çevre bilimcileri bu konuda söz söyleyebilir. Ben değil.

Benim kaygılanmanın sebebi tamamen “duygusal”.

Yani “ekonomik” açıdan bu projeyi zamansız bulduğumu söylemek istiyorum.

Bu projenin tahmini bedeli 20 milyar dolar.

Bu proje tamamen özel sektör tarafından YİD veya Yİ modeliyle gerçekleştirilecek olsa bile bunun için kaynak bulmak gerekecek.

Bu kaynağı yatırımcı bulsa da sonunda bir Hazine garantisi gerekecek.

Sonuçta bir geçiş garantisi verilecek ve aynen Yavuz Sultan Selim ve Osmangazi Köprüsü gibi, en azından belirli bir süre için de olsa Hazine’den buraya her yıl ciddi kaynak aktarılacak.

Ayrıca Hazine garantisi nedeniyle Türkiye’nin dış borç faizlerine olumsuz etki yapabilecek bir miktar.

Oysa Türkiye’nin bugün bankacılık sistemi zorlanıyor.

Kamu bankaları da özel bankalar da büyük projeleri finanse ettiler ama artık doyma noktasındalar.

Daha da önemlisi, Türkiye’nin artık inşaat ve kamu yoluyla yaratılmış kaynağa dayalı müteahhitlik sektörüne dayalı büyümeden vazgeçmesi ve katma değerli üretim ve ihracat yapabilecek sektörlere kaynak ayırması gerekiyor.

Yani Kanal İstanbul’a yapılacak yatırımla, binlerce kişiye istihdam ve ülkeye uzun solukla üretim yaratacak iş alanları yaratmak mümkün.

Yapıp yapmamak sizin bileceğiniz iş.

Ama ben en azından “Şimdi yapmayın” derim.

Ekonomik veriler elinizde, karar sizin.

************

Olmadı be Ersoy

AHMET Hakan, belediye başkanları istifa ettirilecek haberini yapan muhabirini övünce, Ersoy Dede “Birileri ‘Hürriyet’ten şunlar kovulacak’ dese hoşuna gider mi Ahmet Hakan?” diye tepki gösterdi.

Ersoy Dede’yi genelde beğenirim.

Belki de benden sonra Best FM’de koltuğuma oturduğu, benim Sesli Gazete programını yıllarca başarıyla yaptığı için duygusal bir yaklaşımla.

Ancak eleştirisine hiç ama hiç katılmıyorum.

Birincisi, haber büyük oranda doğru çıktı ve adı geçen belediye başkanları tarafından da, AK Parti tarafından da, Cumhurbaşkanı tarafından da açıkça yalanlanmadı, hatta “Söz konusu olabilir” dendi.

Ama daha önemlisi, Sevgili Ersoy, Türkiye’de bazıları yıllardır ona buna parmağını sallayıp, “Kovulacaksın, işten atılacaksın, içeri tıkılacaksın” diye bas bas bağırmıyor mu?

Ahmet Hakan’a gösterdiğin bu tepkiyi onlara niye göstermiyorsun be kardeşim!

************

Batılı turiste sigorta freni

TÜRKİYE’ye gelen Batılı turist sayısında önemli bir düşüşün olduğu açık.

Bunu Batı ülkelerinde yapılan “anti Türkiye” kampanyalarının turizm sektörünün tüketicilerini etkilemesine bağlayanlar var.

Ama meselenin bununla hiç ama hiç alakası yok.

Batılı turistlerin, gittikleri ülkenin rejimiyle pek ilgilendikleri söylenemez.

Onlar alacakları hizmet ve ödeyecekleri para arasındaki orantıya bakarak karar verirler ve bu konuda Türkiye rakipsiz.

Turistlerin gelmemesinin asıl nedenini, sigorta sektörünün çok önemli bir isminden öğrendim.

Özellikle Alman sigorta şirketleri, Türkiye’ye düzenlenecek turlarda, turistleri ve turun genelini “sigorta etmeme” kararı almışlar.

Yani Türkiye’ye gelecek turistin, Türkiye’de başına gelebilecek herhangi bir sorun, sigorta şirketlerinin şemsiyesi altından çıkarılmış.

Sağlık, kaza, otelde yaşanacak sorunlar dahil, Türkiye’ye yönelik turlara katılanlar sigorta edilmiyormuş.

Bu yüzden de tur operatörleri Türkiye’ye turları kesmişler.

************

O soruya tabii kızar

MAGAZİN muhabirliği bazen çok pespaye hale getiriliyor.

Pespayelikten haber üretiliyor.

“Bilmem kim çok kızdı.”

“Falanca, gazetecilere küfretti.”

“Ünlü sanatçı, muhabiri itti, tartakladı” gibi haberler.

Bu olayların bazılarında elbette habere konu olan kişinin kabahati var ama muhabirlerin de “arandığı” durumlar az değil.

Ünlü kişiye gece vakti, bar veya restoran çıkışında anlamsız, patavatsız, dam üstünden düşer gibi bir soru soruluyor.

Adam veya kadın da haliyle sinirleniyor.

Mesele durduk yerde adama “Gay misiniz?” diyor muhabir.

Haydaaa!

Ya da kadına ortada fol yok yumurta yokken “Çocuk mu aldırdınız?” sorusu geliyor.

Nedensiz, temelsiz, karşı- sındaki deli etmeye yönelik sorular. Sonra da “Kızdı, bağırdı, küfretti”. Eder tabii.

Size “Anan güzel mi?” deseler siz etmez misiniz!

************

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Kötü gazeteciliğin suçunu iktidarlara yüklemediğimiz zaman.