‘Ayağı asfalta değdi’ diyebilir miyiz artık?

KEMAL Kılıçdaroğlu’nun “Adalet Yürüyüşü”, müthiş bir mitingle noktalandı.

Muhtemelen bu miting, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihindeki en büyük, daha doğrusu en kalabalık miting olarak tarihe geçecektir.

Yürüyüş başlı başına önemli bir “muhalefet” hareketiydi belki ama beni en çok etkileyen kare son günde geldi.

Kılıçdaroğlu’nun son kilometreyi tek başına yürüyüşünü gösteren fotoğraf karesi.

Niye etkilediğini az sonra anlatacağım.

Nisan ayıydı.

16 Nisan referandumu öncesi, CHP’nin mitinglerinden birindeydim.

Yanıma CHP’nin ilçe başkanlarından biri geldi.

Sohbete başladık.

Şöyle bir cümle kurdu:

“Fatih Bey, bizim genel başkan iyi adam, hoş adam, kibar adam ama çok önemli bir eksiği var.”

Merak ettim.

“Ne o eksik?” dedim.

Çok ilginç bir yanıt verdi.

“Fatih Bey, Kemal Bey bürokrasiden geliyor. Üst düzey bürokrasiden. Makam odasından çıkmış, makam otomobiline binmiş. Halkla iç içe geçmemiş. Halktan biri ama halkla iç içe yaşamamış. Deyim yerindeyse ayağı asfalta değmemiş. Ne yazık ki konuşmalarında, sahada bunun eksikliğini hissediyoruz.”

CHP Lideri dün yürüyüşünü tamamlamak için kavrulan asfaltın üzerinde son adımlarını atarken, aklıma bu sözler geldi.

Kılıçdaroğlu’nun ayağı asfalta epey bir değdi.

Miting alanında söylediği gibi, “çok şey gördü” yürüdüğü 500 kilometreye yakın yolda.

Bakalım artık hiç kimsenin görmediği kadar asfalt gören ayakları, Kılıçdaroğlu’na şişmiş, yara olmuş ayaklar dışında ne kazandırdı?

Göreceğiz…

 

YALNIZLIK GETTOLARI BİRLEŞTİ

BU mitingden sonra Türk siyasetinde ne değişir, CHP’de ne gelişir bilmiyorum.

Geçen hafta içinde sordum bunu zaten, “600.001’inci adım ne olacak?” diye.

CHP’nin de yönetiminin de bu konuda çok net bir şey söyleyebileceğini zannetmiyorum.

Zaten çevremde de pek çok kişi, “Yürüdü de şimdi ne olacak?” diyor.

Ben bu yürüyüşün ve yürüyüş sonundaki dev mitingin çok önemli bir işe yaradığını düşünüyorum.

O da ne biliyor musunuz?

“Yalnızlık duygusu”nu öldürdü bu miting ve bu yürüyüş.

Uzun zamandır Türkiye’nin önemli bir bölümü, “yalnızlık gettoları”nda yaşıyor.

Küçük küçük gruplar.

3-5, bilemedin 10 kişilik “çekirdek gettolar” var Türkiye’de.

Kendini çok yalnız, çok dışlanmış, çok ezilmiş hisseden.

Dün Maltepe’deki miting alanı, işte bu gettoları yıktı.

Gettolardaki “yalnızlar”ın yalnızlık hissini öldürdü.

“O kadar yalnız değilmişiz meğer” duygusunu oluşturdu.

O küçük ve yalnız gettoların ahalisinin başka küçük ve yalnız getto ahalileri ile birleşebileceği fikrini ateşledi.

Gerçi bu fikir 7 Haziran seçimleri sonrası oluşmuştu. Ama hızla yeniden herkes kendi “tekil” gettolarına dönmüştü.

16 Nisan referandumu sonrası da bu duygu tam oluşacakken katledilmişti ama bu kez daha güçlü ve daha görünür biçimde gettoların duvarları yıkıldı.

Kılıçdaroğlu’nun simsiyah yol üzerindeki beyaz gömlekli yalnız yürüyüşü, hiçbir işe yaramadıysa en azından bu işe yaradı.

Bakalım bu duvarı yeniden inşa etmek için CHP içinden kimler kendini ortaya atacak?

 

YOLLAR VE GÖBEKLER

SON söz olarak şunu söylemek istiyorum.

Ne zaman 1-2 kilo alsam çevremden hemen “Spor yap, bol bol yürü” baskısıyla karşı karşıya kalıyorum.

Bundan böyle, bana böyle baskı yapanlara Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafını göstereceğim.

Neredeyse 500 kilometre yürüdü.

Günde hemen hemen 20 kilometre yürüdü.

Yine de son etapta hafif bir göbek göze çarpıyordu.

Demek ki, yürümekle yollar da aşınmıyor, göbek de erimiyor.

 

SOMUTLAŞTIRAMAMA

KILIÇDAROĞLU’nun miting konuşmasındaki heyecan, alışık olduğumuz konuşmalarından farklıydı.

Ama yine de bir şey dikkatimi çekti.

CHP de liderleri de “soyutluktan” “somutluğa” geçiş konusunda çok becerikli değiller.

Daha doğrusu konuları somuta indirgeme konusunda başarılı değiller.

Halkın anlayacağı, meseleyi iliklerinde hissedeceği türden bir konuşma yapamıyorlar.

Alt beyne hitap etmeyi bilmiyorlar.

“Adalet” gibi halkın rahatsız olduğu bir meseleyi bile soyut kavramlarla izah etme çabasındaydı Kılıçdaroğlu.

Ama bunu sabit hassasiyetlere hitap edecek şekilde anlatamadı.

“Ey çiftçi kardeş, arazin bir müteahhide verildiği zaman gideceğim tek yer adalet. O adaletin müteahitten yana değil vicdanından yana olmasını istemiyor musun?” diyemedi mesela.

“Ey esnaf kardeş, alacağını alamadığın, adam iktidara yakın diye kayrıldığı zaman gideceğin tarafsız bir adalet istemez misin?” demek aklına gelmedi.

“Sen iktidara yakın olduğun için adalet önünde kayrılacağını düşünen vatandaşım, senden daha yakın biri çıkıp da senin hakkını yerse başvuracağın tarafsız bir adalet istemiyor musun?” diye sormadı.

CHP’nin en büyük eksiği bu bence.

Soyut kavramlar üzerinden siyaset ise Türkiye’de ancak yüzde 25 bilemedin yüzde 30 ediyor.

 

ELİT DEĞİL DOĞAL

BU mitingin CHP’nin eski mitinglerinden en önemli farkı neydi diye düşündüm izlerken.

Görebildiğim en önemli fark, CHP’nin ilk kez “elitizm”den bu denli uzak duruşu oldu.

İlk kez bu kadar farklı kesimlerden bir kitleyi, CHP bayrakları altında olmasa da CHP çatısı altında birlikte gördüm.

Gençler hatırlamayacaktır muhtemelen ama meydandaki hava Bülent Ecevit’in “Karaoğlan dönemleri”ndeki gibi kokuyordu.

Mitingin “kendiliğindenliği”ydi belki bu havayı oluşturan.

Çözemedim. Ama farklıydı.

 

OLMADAN MİTİNG

MİTİNGE katılan sayısı, hayli çelişkili açıklamalara neden oldu.

Kimi küçümsüyor, kimi “büyüksüyor”.

Tam sayıyı benim bilmem mümkün değil.

Gördüğüm kadarıyla 1 milyonun üzerinde bir sayı var.

Üç aşağı olabilir, beş yukarı olabilir.

Emin olamam.

Ama bildiğim bir şey var.

Devletin gücü olmadan, belediyelerin gücü olmadan, parasal güç olmadan ve medya gücü olmadan yapılmış bir miting olarak çok büyüktü.