Doğan-Karamehmet kapışması

İki tarafın da haksız olduğu tartışma olur mu?

Olur,

Gözümüzün önünde oluyor,

Doğan-Karamehmet kapışması,

Biri, Yeni Şafak’ın yayınladığı belgelere dayanarak “Bize siyasi olarak el koyuldu, Doğan’ın baskısıyla” diyor,

Diğeri de “Olayın bizimle alakası yok” demeye çalışıyor,

İkisi de doğruları söylemiyor,

Karamehmet’in bankalarına el koyulurken haksızlık yapıldığı inancında değilim,

Siyasi nedenle el koyulan banka olmadı ama siyasi nedenle “El koyulmayan bankalar” vardı,

O dönemde ciddi sıkıntıda olan isimleri bende saklı bir iki bankaya el koyulmadı, O bankalar ekonomi düzelince rekor fiyatlarla yabancılara satıldılar,

Yani hak etmediği halde el koyulan banka belki sadece Demirbank’tır,

Diğer hepsi hak etmiştir,

Hak ettiği halde el koyulmayan bir iki banka da var o ayrı,

Sanayicilikle bankacılığı birlikte yürüten iş adamlarının bir özelliği vardı,

Bankalarının kaynaklarıyla yatırım yapıyorlardı,

İş tutarsa patron servetine servet katıyordu,

İş tutmazsa batık iş bankanın sorunu oluyordu,

Bankalar risksiz yatırım aracına dönüştürülmüştü,

Bunu en iyi kullanan Karamehmet oldu,

Mesela Turkcell tutmayıp büyük zararlar getirseydi şimdi Yapı Kredi Bankası’nın batıkları arasında yer alacaktı,

Tutunca Karamehmet’in servetinin önemli bir bölümünü oluşturdu,

Sistem buydu,

Bu nedenle bankalar zora girdi, battı, devlete geçti,

Peki burada Doğan’ın fonksiyonu ne oldu?

Doğan’ın fonksiyonu belli ki, şöyle olmuş; Karamehmet’in bankasının “Siyasi olarak korunmasını” Doğan Grubu engellemiş,

O dönemlerde Karamehmet’in en yakın adamlarından biri Güneş Taner’di,

Ekonomiden sorumlu devlet bakanı,

Taner hem Karamehmet’le, hem Uzan’la çok yakındı,(Dinç Bilgin’den de  maaş aldığını daha önceleri yazmıştım zaten, Kendisi de doğrulamıştı)

Sonra Derviş geldi,

Derviş de Doğan’a yakındı,

Ailesi, Doğan ailesi ile tatile çıkacak kadar yakın,

Doğan, Karamehmet’in siyaseten korunmasını engelledi,

Üzerine gidilmesini teşvik etti,

Her ikisi de sütten çıkmış ak kaşık değil,

Doğan’ın kendisine rakip veya olası rakip gördüğü herkese böyle baskılar uyguladığını, kamu kurumlarını onlara karşı harekete geçmeye teşvik ettiğini biliyorum,

Burada Doğan’ın yaptığına diyeceğim hiç bir şey yok,

Ticarette hele Doğan kafasındaki ticarette bunlar olabilir,

Asıl önemli olan kamu kurumlarının yöneticilerinin Doğan’la böylesi bir işbirliğini neden yaptığı!

Burada aylar önce yazdım “TMSF Başkanı’nın Doğan Grubu ile yakın ilişkisinin nedeni ne? Doğan’ın batık bankası yok, TMSF ile bir işi yok, Mehmet Ali Yalçındağ neden sık sık TMSF Başkanı ile buluşuyor” diye,

Bence sorun burada,

 

 


Saygı duruşu

Adam bu ülkenin kurucusuna bir dakika saygı duruşunda bulunmadı, dün bütün İstanbul adama saatlerce saygı duruşunda bulundu,

Adam dediğim Ahmedinecad,

Onu ağırlamak için bir kenti felç ettiler,

Trafik kilit oldu, işi olanlar, hastası olanlar perişan oldular,

Üstelik bu öylesine fütursuzca, saygısızca yapıldı ki,İstanbullulara hangi yolların, hangi saatte kapalı olacağı bilgisi bile verilmedi,

Böyle işler ancak demokrasi dışı rejimlerle yönetilen ülkelerde olur,

Halkın önem taşıdığı medeniyetlerde değil,

 

 


Mantığa bak

Yılmaz Özdil bugün evlere şenlik bir yazı yazmış,

Tayyip Erdoğan’ı eleştirirken Dünya liderlerinden örnekler vermiş,

Putin KGB kökenli,

Aliyev, KGB kökenli bir babanın oğlu,

Bush, CİA Başkanı, Başkan babanın oğlu,

Beşar Esad devlet başkanının oğlu,

Tayyip Erdoğan İETT memuru,

Böyle yazarak, Dünyanın bugünkü ortamında Türkiye’nin yetersiz bir Başbakanla yönetildiğini söylüyor Yılmaz Özdil,

Tayyip Erdoğan’ın yeterli olup olmaması ayrı konu ama verilen örnekler abes,

Ne olacaktı yani,

Türkiye’de eski MİT Başkanı Teoman Koman’ı mı Başbakan yapacaktık, Ya da Sönmez Köksal’ı,

Yoksa Tansu Çiller’in oğlu Mert ya da Berk’i mi?

Veyahut Mesut Yılmaz’ın oğlu Hasan Yılmaz’ı mı?

Yoksa en iyisi hem Başbakanlık, hem Cumhurbaşkanlığı yapmış olduğu için Turgut Özal’ın oğlu olmak daha mı avantajlı olacaktı! Efe mi, Ahmet mi siz tercih edin,

Allah aşkına böyle bir yazı olur mu?

Hele hele bu yazıyı yazan Yılmaz Özdil, babasının Dinç Bilgin’in şoförü olduğunu ve oradan buraya geldiğini övüne övüne anlatırken,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Sonradan görmenin değil, sonradan görmeliğin ayıp olduğunu anladığımız zaman