Taraf’ın parası nereden?

Önce ben sordum, “Taraf’ın finansman kaynağı kim?” diye,

Sonra Genekurmay Başkanı aynı soruyu tekrarladı,

Yanıt yerine hassas kalplerin yazarı Ahmet Altan’dan küfür geldi,

Soruyu tekrarladım, basit bir yanıt istiyorum zdiye,

Musluk sesi geldi, “Tısss” diye,

Madem o yanıt vermiyor, yanıtın en azından bir bölümünü ben vereyim,

Taraf isimli mevkutenin masraflarının büyük bölümü Çalık Grubu, daha doğrusu Vakıfbank ve Halkbank tarafından finanse edilen Turkuvaz Medya tarafından karşılanıyor,

Yani sizin, benim, devletin parasından,

Taraf gazetesi, Çalık’a ait Sabah gazetesinin matbaalarında basılıyor,

Kağıdı, mürekkebi bu grup tarafından karşılanıyor,

Dağıtımı yine aynı grup tarafından yapılıyor,

Taraf Gazetesi, bütün bu işler için Çalık Grubu’na daha beş kuruş ödemedi,

Masrafları Çalık Grubu yapıyor, karşılığında Taraf’tan 1 yıl vadeli çek alıyor,

Taraf’ın günde 150 bin gazete bastırdığı raporlarda görünüyor,

Bu gazetelerin tanesi 30 kuruşa mal olsa, günde 45 bin lira kağıt ve baskı parası var,

Buna yazı işleri harcamaları dahil değil,

Sadece bu maliyet ayda 1,5 milyon YTL,

Dağıtım maliyetini de ekleyince bu rakam hemen hemen 2 milyon YTL,

Yılda 24 milyon  YTL,

Taraf bu harcamalar için “Çek” veriyor,

Teneşir vade,

Bu durum TMSF yönetiminden beri sürüyor,

Çalık Grubu Sabah’ı devraldığı zaman Medya Grup Başkanı Serhat Albayrak bu durum bir rapor halinde sunuluyor,

Zaten mali sıkıntıda olan gruba bunun da büyük bir yük getirdiği söyleniyor,

Taraf’ın finans kaynaklarından biri bu,

Yaptığı hizmete oranla bence düşük bir maliyet,

 

 

 

 


Raportörün raporu yazdığımız gibi  

Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can’ın AKP’nin kapatma davası ile ilgili nasıl bir rapor yazacağını 22 Mayıs 2008 günkü yazımda anlatmıştım,

İsterseniz arşivden girip bakın,

Ne yazdıysak o,

Rapor tam tamına dediğimiz gibi çıktı,

“Demokrasilerde parti kapatma olmaz, AKP’nin kapatılmasına gerek yoktur”

Bir de AKP savunmasından cümle eklemiş “Kapatma kararı idam cezası gibidir”

Her şey yazdığımız, söylediğimiz gibi,

Osman Can aslında Anayasa Mahkemesi raportörünün görevlerini bilmiyor,

Raportör böyle rapor yazmaz,

Savcının iddialarıyla delilleri karşılaştırır,

Tutarlılığını, gerçekliğini belirler,

Bunları bir rapor haline getirir,

İddialar ve delillere bakar, bunları eski kararlarla, içtihatlarla, yasalarla karşılatırır,

Bir anlamda Anayasa Mahkemesi üyelerinin işlerini daha kolay yapmalarını, iddianameyi daha rahat değerlendirmelirini sağlayacak bir rapor hazırlar,

Adı üstünde, raportör,

Ancak Osman Can böyle yapmıyor,

Kendisini Anayasa Mahkemesi üstünde bir yere konumlandırıyor,

“Siz bu işlerden anlamazsınız” diyor ve verilmesi gereken kararı dikte ediyor,

Osman Can gibi bir hukuk üstadı varken Anayasa Mahkemesi’ne ne gerek var,

Adam tek başına Anayasa Mahkemesi,

Helal olsun,

 

 

 


Ergenekon’a kısa bir ara

Sevgili okurlar,

İddianame tam olarak ortaya çıkmadan Ergenekon üzerine yazı yazmama kararı aldım,

Çünkü oluşturulan puslu hava beni rahatsız ediyor,

Savcılar iddianameye koymadıkları bilgileri basına sızdırıyorlar,

Olmayan şeyler varmış, olan şeyler yokmuş gibi gösteriliyor,

Böyle bir durumda, Türkiye’nin bu gerilimli ortamında, sisli ve puslu havada kör uçuşu yapmak istemiyorum,

Bazılarının bugün düştüğü ve gelecekte düşebileceği pozisyonlara düşmek istemiyorum,

Çünkü ben ne avukatım, ne de savcı,

Avukatlığa soyunanların  unutmaması gereken şey avukatların suçluları da savunmak zorunda olduğudur,

Ben avukat değilim,

Ne olduğunu bilmediğim, bildiğim kadarına da güvenmediğim delillerle savcılık yapmanın ise ahlaksızlık olduğunu düşünüyorum,

Bu yüzden de iddianameyi görünceye kadar Ergenekon yazısı yok,

Sonra ne gerekiyorsa yazarız,

 

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Kendi işini beceremeyenler başkalarının işlerini yapmaya soyunmadığı zaman