Allahın selamı niye verilmez!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın DTP’li milletvekili Ahmet Türk’ün elini sıkmamasını anlamakta zorlanıyorum,

Hangi gerekçeyle sıkmıyor,

Ahmet Türk’ün mensubu olduğu parti hakkında kapatma davası olduğu için mi?

Zannetmem, Başbakan’ın partisi hakkında da kapatma davası var,

Ahmet Türk ve arkadaşları bölücülükle suçlandığı için mi?

Zannetmem, Başbakan ve arkadaşları hakkında da şeriatçılık suçlaması var, Üstelik her iki suçlamada Türkiye Cumhuriyeti Devleti açısından eşit derecede tehlikeli olarak kabul ediliyor, hatta son yıllardaki değerlendirmelere göre irtica bir adım önde,

Gerekçe yukarıda saydığım iki gerekçe olamayacağına göre Ahmet Türk’e özel bir gıcığı mı var Başbakan’ın,

Hal böyle ise onu da anlamak mümkün değil,

Ahmet Türk, DTP içinde teröre ve terör örgütüne en mesafeli duran adamdır,

Geçmişte PKK ile hiç bir bağlantısı olmadığı gibi söylemlerinde de terör örgütünü referans göstermeyen tek DTP’lidir,

Eğer Erdoğan iddia ettiği gibi demokratsa, demokrasiye inanıyorsa Ahmet Türk de aynen Erdoğan gibi geçerli oylarla seçilmiş bir milletvekilidir,

Yıllardır aldıkları oylara rağmen “Zenci” muamelesi gördüklerini söyleyen Erdoğan’ın, başka bir seçilmiş politikacıya “Zenci muamelesi” yapması tutarsızlıktır,

Üstelik tecrübeli bir politikacıdır,

Tayyip Erdoğan henüz İETT’de futbolcuyken Ahmet Türk politikacıydı,

Çeşitli dönemlerde TBMM’de yer aldı, Ecevit’in saygı duyduğu milletvekillerinden biriydi,

Ahmet Türk, Başbakan’ın beğenmediği ayak takımından da değil,

Köklü bir aileden gelen eğitimli, soyu sopu belli birisi,

Başbakan Erdoğan’ın Ahmet Türk’e selam vermemesinin tek bir gerekçesi olabilir,

Uyguladığı politikaya karşı olan “Bazı kesimlere”  mesaj verme ve hoş görünme kaygısı,

Bunun dışında hiç bir mantıklı açıklama yok,

 

 


Meclisteki davette Kapatma Davası izi

Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın mahkemenin kuruluş yıldönümü kutlamalarında söylediği cümleleri alkışlıyorum,

Altına imzamı atıyorum,

Başkan Kılıç “Çoğunluk mutlak iktidar anlamına gelmez” diyor,

Çok doğru,

Demokrasilerde mutlak iktidar olmaz, Demokrasi azınlığı koruma rejimidir,

Başkan Kılıç “Kuvvetler ayrılığı prensibi iyi anlaşılmıyor, Kuvvetler ayrılığı çoğunluğun canının çektiğini yapmasının karşısındaki güvencedir” diyor,

Haftalardır, aylardır bu köşede anlattığımız tam da bu,

Gördüğüm kadarıyla Anayasa Mahkemesi’nin kafası medyadaki tartışmalarla, baskılarla, yönlendirmelerle pek de karışmamış,

Mesajlar yerli yerinde,

Bu arada 23 Nisan için Köksal Toptan’ın resepsiyonuna dikkat ettiniz mi?

AKP’li milletvekillerinden eşli gelen yoktu,

Mecliste “türban şov” yapılmadı,

Acaba kapatma davası olmasaydı, görüntü yine böyle olur muydu?

 

 


Teminat sorunu nasıl aşıldı?

Çalık’ın ATV-Sabah’ı almak için kamu bankalarından kredi alacağını burada söyledik,

Kimse inanmadı,

El koyma sürecinde ne söylediysek çıktı kimse kaale almadı,

Şimdi yangın yapıyorlar,

Haklılar, Ortada Türkiye Cumhuriyeti tarihinde olmamış bir garabet var, Ben bugün bu garabetin kimsenin değinmediği farklı bir noktasına değinmek istiyorum,

Vakıfbank ve Halkbank Sabah’a yüksek miktarda kredi verdiler,

Bu iki bankanın tarihinde bu boyutta bir kredi vermişlikleri yok, Ama daha acayip olanı, bu krediyi verirken grubun hisseleri dışında hiç bir teminat istememiş olmaları,

750 milyon doları sadece ve sadece Turkuvaz’ın hisselerini teminat alarak verdiler,

Peki ya bu grup kötü yönetilir değer kaybederse ne olacak?

Bankalar kalkıp da “Biz Çalık’ın bu işi yöneteceğine inanıyoruz” diyemezler,

Çünkü Çalık’ın burayı iyi yöneteceği yolunda bir garanti yok, Hatta risk var, Çünkü daha önce hiç böyle bir iş yapmamışlar,

Hadi onu da geçelim, gelelim asıl bankacılık tekniği açısından ortaya çıkan “Büyük garabete”

Bankalar Çalık’a bu krediyi hisseleri teminat alarak verdiklerini söylüyorlar,

Peki kredi kullandırıldığı sırada bu hisseler Çalık’a ait değildi,

Çalık önce bankalardan krediyi aldı, parayı ödedi, sonra hisseler Çalık’a geçti,

Arada 2 günlük bir boşluk var,

Bu boşlukta bankaların aldığı teminat neydi?

Normalde böyle durumlarda şirketler bir “Köprü kredi” kullanırlar,

Bildiğimiz kadarıyla burada böyle bir köprü kredi yok, 2 günlük süre için bir ara teminat yok,

Peki diyelim ki,, Ahmet Çalık Halkbank ve Vakıfbank’tan 750 milyon doları aldı ve bu parayı Sabah ve ATV’yi almakta kullanmadı,

Ne yapacaktı bankalar?

“Ayıp oluyor Ahmet Bey mi diyeceklerdi?”

O iki gün için teminat neydi merak ediyorum,

Acaba Başbakan’ın  bu bankaların yönetimini arayıp “Merak etmeyin Ahmet iyi adamdır, Bu parayı öder” demesi mi?

 

 


ABD’lilerle sohbet

Amerikalı siyasetçilerle yaptığım sohbetin son bölümünü dün yazacaktım ama bilgisayarımdaki bir sorun nedeniyle bugüne kaldı,

Sohbette laf haliyle PKK’ya da geldi,

Amerikalılar ABD yönetiminin PKK’yı terör örgütü olarak gördüğünü ve bu konuda Türkiye’ye yardımcı olduğunu söylediler,

Güldüm,

“Yapmayın ya! Peki o zaman neden Amerikanın bölgeye her gelişinde PKK tırmanıyor, Birinci Körfez Savaşı’nda da öyle oldu, Irak Savaşı’nda da” diye sordum,

Sonra da ABD’nin PKK ile yaptığı görüşmeleri ve PKK’yı gerektiği hallerde Türkiye’ye gerektiği hallerde İran’a karşı kullandığını anlattım, ABD yönetiminin PKK’ye İran’daki PJAK’a katılma çağrısı yaptığını hatırlattım,

Sonra da şunu söyledim,

“ABD Türkiye’nin dostu değildir”

Şaşırdılar,

Nedenini anlattım,

“Eğer ABD Türkiye’nin dostu olsa böyle davranmaz, Bakın çok basit bir örnek vereceğim, ABD eğer Türkiye’ye ekonomik destek vermek istiyorsa, hele hele teröre karşı gerçek destek vermek istiyorsa yapacağı çok basit işler var,

Türkiye ile sadece Güneydoğu bölgesini kapsayan bir serbest ticaret anlaşması yapar,

Mısır’la, Ürdün’le böyle anlaşmalarınız var, Buralarda üretilen mallar ABD’ye sıfır gümrük ve sıfır fonla giriyor, Türk sanayicisi ABD’ye ihracat yapabilmek için gidip Ürdün’de Mısır’da fabrika kuruyor, Orada istihdam yaratıyor,

Oysa bu anlaşmayı Türkiye ile, sadece Güneydoğu Anadolu’da üretilecek mallar için bile yapsanız, sanayicimiz gider Güneydoğu’da yatırım yapar, Oranın ekonomisi düzelir, İşsizlik ortadan kalkar, Bölge zenginleşir ve terörün temel kaynağı kurur, Bunu yapmadığınız müddetçe gerçek dost olduğunuza inanmam” dedim,

Kafalarını salladılar, düşündüler ve “haklısınız” dediler,

Sonra içlerinden birisi “Bildiğim kadarıyla Türkiye’nin böyle bir talebi yok, Son görüşmeleri izledim, Bu yönde bir istek, bir hazırlık gelmedi” dedi,

“Gelmemiş olabilir, Haklısınız, Ama PKK ile ilgili her konuda Türkiye’ye akıl veriyorsunuz, Af çıkarın diyorsunuz, eve dönüş diyorsunuz, Burada da bizimkilerin aklı yetmiyorsa öneri sizinkilerden gelsin” dedim,

Kafaları karıştı, “Bunu Türkiye talep etmeli, Bizimkilerin reddeceğini zannetmiyoruz” diyip işin içinden sıyrıldılar,

Sevgili okurlar, son ABD seyahatlerinden birinde bu konuyu Başbakan’a söylemiş ve Bush’la görüşmesinde bu talebi masaya koymasının iyi olacağına değinmiştim,

O da not almış ve “Konuşmamız iyi olur” demişti,

Dönüş yolunda Başbakan’a sordum, “Serbest ticaret anlaşması konusunu konuştunuz mu” diye,

“Sıra gelmedi” dedi,

Biz hep sonuçları çözmeye çalışıyoruz, nedenleri değil,

Sıkıntı galiba burada,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Doğruları sopayla değil, gözümüzle gördüğümüz zaman