Derbiyi kim kazanır

Hafta sonu önemli bir maç var,

Bence lig güzel bir pozisyona geldi,

Şampiyonluk düğümünü şampiyonluk adayları kendi aralarında çözecekler,

Keşke sezonun son maçı olsaydı da kazanan şampiyon olsaydı,

Yine de durum buna yakın,

Herkes maçta şanslar eşit diyor,

Ben de daha neler diyorum,

Şanslar eşit falan değil,

Fenerbahçe basbayağı ağır basıyor, Kadrosu ile geçirdiği sezondaki başarısı ile, en azından başında bir teknik director bulunması ile Fenerbahçe daha önde görünüyor,

Galatasaray’da ise istek var, heves var, onur mücadelesi var,

Fakat bana göre maçın kilit adamının adı “Stres”

Hangi takım gerilimle daha iyi mücadele eder, adrenalini azaltmadan stresi azaltmayı başarırsa maçı o kazanır,

Burada Galatasaray taraftarı hem lehte hem de aleyhte bir faktör,

Takıma destek verecekler ama stresi de attıracaklar,

Geçen yıl yaptıkları utanç verici eylemleri yapmazlar ve adam gibi destek verirlerse takıma yardımcı olurlar,

Fenerbahçe bu yıl stresle başetmeyi Şampiyonlar Ligi’nde öğrendi,

Daha rahat olacak,

Bir diğer önemli faktör de hakem,

Sertliğe verilecek prim Galatasaray’ın aleyhine olur,

İşin kötüsü hakem medyanın Fenerbahçe düşkünlüğünü bilerek maça çıkacak,

Gazetelere bakınca herkesin dizilişlere taktığını görüyorum,

Tek forvet mi çift forvet mi gibi abuk tartışmalar var,

Galatasaray açısından bunun önemi yok,

Orta saha hücum oynayınca Galatasaray tek forvettle bile 5 forvet oynuyor,

Önemli olan orta sahada maçı rakip alana yıkabilmek,

Galatasaray bunu becerebilirse maçı alır,

Aksi takdirde Fenerbahçe kazanır,

Benim gönlümden geçer skor Galatasaray’ın 7-0 kazanması,

Acaba bunun için 7 Kasım’a denk gelecek bir derbiyi beklemek zorunda mıyız!

 

 


Yüzde 47’lik bir satış

Sabah-ATV satışında süreç başından beri söylediğimiz gibi gelişti,

Son olaylar ortaya koyuyor ki, Ahmet Çalık Sabah-ATV ihalesine girip 1,1 milyar dolarlık teklifini verdiği sırada bu alımla ilgili olarak ne cebinde parası, ne önceden planlanmış bir ortaklığı, ne de hazır bir kredi kaynağı vardı,

Aralık başında ihale kazanıldı,

4 aylık sürenin sonuna gelindiğinde, yumurta kapıya dayandığında  ya da hiç bir mantıklı finans kuruluşunun bu krediyi vermeyeceği anlaşıldığında kamu bankaları krediyi verdi,

Hiç bir uluslararası medya organizasyonunun  bu işe ortak olmayacağı anlaşılınca da Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın son zamanlarda sık sık ziyaret ettiği Katar’dan medyacı olduğu söylenen bir şirket bu işe ortak oldu,

Sizce bu işlerde biraz gariplik yok mu?

Demokrasi ve liberalizm havarilerine sormak isterim, herhangi bir liberal demokraside böyle bir şey olur mu?

Mesela Sabah’ın liberalleri bu konuda ne düşünüyor?

Bırakın el koyulmasındaki yargı tarafından belirlenmiş hukuksuzluğu, kamu malının kamu kaynakları kullandırılarak satılması liberal ekonomiye uygun mu?

Hele hele bu satışın kamu gücünü kullanma yetkisine sahip bir hükümete yakın kişilere yapılması doğru mu?

Burada ne ölçüde bağımsız yayıncılık yapılabilecek,

Ve tabii önemli sorulardan biri,

Kamu bankalarına olan 750 milyon dolarlık borç hangi şartlarda alındı,

Faiz oranları ne, geri ödeme koşulları ne?

Kamu bankaları hisseleri elinde bulundurmayan bir gruba hisseler karşılığında nasıl kaynak aktarabildi?

Bir köprü kredi kullanılmadan bu iş nasıl yapıldı!

Bu kredi geri ödenemezse ne olacak?

Sabah ve ATV’nin değeri süreç içinde 1,1 milyar doların altına inerse kamu bankalarının elinde ne gibi teminatlar var?

Bütün bu sorular şimdilik yanıtsız,

Ancak ne Türkiye’de ne de başka bir yerde şimdiye kadar böyle bir iş yapıldığını ben duymadım, görmedim,

Yüzde 47 oy oranı bütün bunları da mantıklı, makul ve yasal kılıyorsa diyecek bir şey yok,

Neyse, sonuç olarak aylar once “El Sabah” diye yazmıştım,

Sonunda öyle oldu,

Hayırlı olsun,

Her şeye rağmen TMSF’de olmasından iyidir,

 

 


Hakan ne diyebilirdi!

Hakan Şükür’ün sözlerini eleştirmem üzerine yüzlerce mail aldım,

Dinsiz diyen de oldu, hak veren de!

Dinli olup olmamam kimseyi ilgilendirmez,

Hesabını üç beş çapulcuya verecek değilim,

Dinimin de, ahlakımın da hesabı burada sorulmayacak,

Hakan’ın inancına da karışmam, Bana ne!

Hakan Şükür’ün maça çıkarken dua etmesine de karışmam, karışamam,

Hangimiz zor anlarımızda ya da güç bir işe soyunurken Tanrı’dan yardım istemeyiz ki!

Benim derdim bireysel inançlarla değil,

İnançların baskı unsuru haline getirilmesine, milletler, topluluklar, camialar içinde dini kullanarak gruplaşmalar, ayrılıklar oluşturulmasına,

Tabii bazılarının bunu anlaması zor,

Anlamalarını beklemiyorum da,

Bu arada bazı yazarlar dahil kimileri “Ne var canım, Bu hafta Kutlu Doğum Haftası, Hakan da onu anımsatmış” diyorlar,

Bu hafta kutlu doğum haftası da, Ulusal Egemenlik Haftası değil mi?

Hakan Efendi “Bu hafta ulusal egemenlik haftası, Dünya çocukları da ülkemizde misafir, Çocuklara gençlere iyi örnek olacak bir derbi olsun” diyemez miydi?

Bu sözler spora daha çok yakışmaz mıydı!

 

 


ABD’li siyasetçilerle sohbet

Amerikalı siyasetçilerle yaptığım sohbetin bir bölümünü dün aktarmıştım,

Gerisini de bugün yazalım, Sohbetin bir yerinde Türk halkının bir bölümünün laiklikten uzaklaşılma korkusu yaşadığına değindik,

Amerikalı temsilciler meclisi üyelerinden biri “ABD’nin Türkiye’ye desteği var, Ve ABD Türkiye’nin seküler bir demokrasi olmasından yana” dedi,

“Hayır ABD Türkiye’nin kendisinden yana olmasından yana, ABD için rejimler önemli değildir, Bir ülkenin kendisiyle işbirliği yapması önemlidir” dedim,

Örnekler verdim, Suudi Kralının Camp David’de ağırlanmasını, bir dönem Usame bin Ladin’in ve Taliban’ın desteklenmesini, Pakistan örneğini, Saddam’a 19080’lerde verilen desteği ve hiç duymadıkları ABD Büyükelçisi Gillespie’nin Saddam’a yazdığı mektubu gösterdim,

Biri “En azından ABD halkı Trkiye’yi böyle görmek istiyor” dedi, Ben de “ABD halkı Irak’ta Amerikalı çocukların  ölmesini de  istemiyor” dedim,

Sonra laf 301, maddeye geldi,

Bunun fikir özgürlüğüne aykırı bir ceza maddesi olduğunu söylediler,

“Haklısınız” dedim ve sordum: “Size küfür edebilir miyim?”

“Hayır”

“Annenize küfür edebilir miyim?”

“Hayır”

“Ailenize küfür edebilir miyim?”

“Hayır”

“Peki ülkenize”

“Edebilirsiniz, Amerika’da Amerikan bayrağı yakmamıza bile bir şey denmez, Özgürlüktür”

“Peki o zaman Irak’ta Amerikan bayrağı yakan göstericilere niye ateş ediyor askerleriniz?”

“…!”

“Haklısınız 301, madde biraz ağır gibi duruyor ama mantıklı yargıçlarımız var, Siz açılan davalara bakıyorsunuz, Yargıçlar bu davaların pek çoğunda beraat veriyor ama Türkiye’nin şartlarını da anlayın, ABD’de bir bölünme tehlikesi yok, Rejimi değiştirmek isteyenler yok, Oranın demokrasi değerleri ile Türkiye’yi kıyaslayamazsınız, Türkiye de o noktaya gelecek ama henüz demokrasiyi sindiremedik, Çoğulculuğu demokrasi zannedenler var, Demokrasiden rahatsız olanlar var,” dedim,

Hak verdiler,

Daha pek çok konuya değindik,

Giderken içlerinden biri arkalarında yürüdüğümü görmeden “O kadar adama gittik, Buradaki kadar haşlanmadık, Herkes hoşumuza gidecek şeyleri söylemeyi tercih etti, Bu adam değişik şeyler söyledi, İyi ki, gelmişiz” dedi,

Omuzuna vurup “Haklısın, Ben biraz deli bozuğumdur” deyince kızardı,

“Yok yok iyi anlamda söyledim” dedi,

NOT: Bu konuda yarın da son bir yazım olacak

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Sporu spor, siyaseti siyaset terimleriyle konuytuğumuz zaman