Seyrantepe’de neler oluyor

Geçenlerde Eren Talu ile beraberdik,

Sevgili dostumu uzun süredir göremiyordum,

Seyrantepe’deki stat ihalesini aldığından beri öylesine meşgul ki, göremez olmuştuk,

Görür görmez ilk sorum stadın ne alemde olduğu oldu,

Her Galatasaraylı gibi ben de stadımızın akıbetini merak ediyordum,

“Çok iyi” dedi,

“İnşaat yürümüyor, Durdu,” dedim,

“Doğru” dedi,

Anlattı,

İnşaat durmuş, Bunun nedeni ne parasızlık ne de başka bir şey,

Galatasaray’ın yaptırdığı ve TOKİ’nin de kabul ettiği projede bazı eksikler varmış,

Talu, “Proje arazinin konumuna uygun değildi,  Otoparkları projedeki yere koyamıyorduk, Bunları değiştirmek için projenin telif sahibinden onay almak gerekiyordu, Sadece bu da değil, başka eksikler de vardı, Onları tamamladık” dedi,

“Şimdi tamam mı?” diye sordum,

“Yüzde 99 tamam” dedi,

Ama sorun bununla da sınırlı değil,

Projenin “Uygulama projesi” de yokmuş,

Talu, “Uygulama projesi yoktu, Önemli olan uygulama projesidir, Bu yapılmamıştı, Şimdi bir kaç ekip gece gündüz çalışarak uygulama projesini tamamlamaya çalışıyor, Onun da çok az işi kaldı, Tamamlanır tamamlanmaz inşaat başlayacak, Hiç merak etme” dedi,

Bu arada Mecidiyeköy’e yapacağı rezidansın da İstanbul’un en şık binası olacağını anlattı Eren Talu,

Hem stat, hem de rezidans hem vaktinde bitecek, hem de çok şık, İstanbul’a yakışır nitelikte eserler olacak diye garanti verdi,

İnşallah öyle olur,

 

 


Doğan ve iktidar gücü

Doğan Grubu’nun Hilton arazisinin imarı ve Mersin’e rafineri gibi iki önemli meselede beklentileri olduğunu söylediğim zaman bana kızanlar oldu,

Vergi kaçağı meselesini ortaya çıkardığımız zaman da kızanlar olmuştu,

Gelişmelere bakınca bir kez daha doğruluğumuz kanıtlanıyor,

EPDK Doğan’a rafineri için izin vermedi,

Doğan gazeteleri de hemen bu konuda yayına başladı,

Hükümet Doğan Grubu’nun bitmeyen talepleri ve açıkları nedeniyle Doğan Grubu ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor,

Seçimlerden önce, Doğan’ın seçimlere yönelik desteğini sağlamak için POAŞ’in milyarlarca liralık vergi borcu düşürüldü ve EPDK Doğan’ın rafineri talebine “Geçici izin” verdi,

Doğan Grubu yayınları seçimler öncesi AKP’ye büyük destek verdi,

Seçimler yapıldı,

AKP iktidarını korudu,

Ancak Doğan umduklarını alamadı,

Ve kavga başladı,

Doğan Grubu yayınları şimdi muhalif,

Yazdıkları yalan mı?

Hayır,

Gazetecilik yapıyorlar,

İyi de yapıyorlar,

Ama gazeteciliği bir pazarlık kozu olarak kullanmaları kabul edilebilir bir şey değil,

Yarın öbürgün rafineri izni için yüz seksen derece çark etmeyeceklerinin, ya da yeni bir vergi borcu ya da petrol kaçakçılığı suçlaması karşısında geri çekilmeyeceklerini kimse garanti edemez,

Hatta belki tam tersi garanti edilebilir,

Peki hükümetin yaptığı doğru mu?

Asla,

Bir medya grubunun yayınlarını kontrol altına almak için yürütmenin, idarenin, kamunun gücünü kullanıyorlar,

Medyanın kimseyi iktidar yapamadığını ama iktidardan düşürebildiğini biliyorlar ve güçlerini medyaya karşı kullanıyorlar,

Dahası rafineri gibi stratejik bir yatırımı bile bunun için silah yapabiliyorlar,

2 yıldır yazıyorum,

TÜPRAŞ’ı rekop fiyata satıp, Türkiye’nin bir rafineri açığı yokken piyasaya yeni oyuncular sokmak adil olmaz diye,

Ama Çalık’a rafineri için izin verip, Doğan’a vermemek de adil değil,

 

 


Habercilik ahlakı

Uğur Dündar’ın “Benden başka herkes üç metre bez için göğsüne marka yazdırıyor” demesine yanıt vermiştim ya, Uğur Oündar hemen aradı,

Dündar bu gibi konularda çok hassastır,

Hakkında yazılan olumlu veya olumsuz her yazıdan sonra mutlaka arar,

Sadece o zamanlarda değil, kutlamak için arar, üzüntüsünü bildidmek için arar, fikrini paylaşmak için arar,

40 sene Uğur Dündar kalmak kolay değildir,

Neyse, aradı,

“Fatihciğim, Biz seninle aynı anlayıştaki, onurlu, duruşu olan insanlarız, Niye böyle bir şey yazdın?” diye sordu,

Ben de “Uğur Abi madem öyleyiz, Sen de niye beni herkesle aynı kefeye koydun da, üç metre beze satılanlar arasında beni de gösterdin” diye sordum,

“Haklısın, Özür dilerim, Ama benim kimleri kastettiğim belli, Senin olmadığın açık” dedi,

Sonra da canını sıkan örnekleri anlattı,

“Fatih biz seninle yıllardır, Kanal D’de beraber çalıştığımız dönemlerde bile bunlarla mücadele ettik, Bunlar haberciliğin onurunu iki paralık ediyorlar, Anlatsam inanmazsın, hazırladığı televizyon programındaki muhabirlerin üç kuruşluk yemek masrafları için sponsor bulup bunları ekranda ya da yaptığı röportajlarda övenler var, Cebe üç kuruş fazla indirmek için haber etiğini unutanlar var, Halk bunları tanımalı, En azından bu işin doğrusunun ne olduğunu anlatmamız lazım”

Güldüm,

“Uğur Abi, sence hangi habercinin ahlaklı, hangi habercinin zaafiyet içinde olduğu izleyicinin umurunda mı?”

“Olsun biz yine de bu mücadeleyi vermeliyiz” dedi,

Vermesine verelim de nasıl,

Bir yanda gerçekten doğru düzgün adamlar, bir yanda yamuklar, bir yanda da dışardan yamuk görünüp aslında düzgün, dışardan  düzgün görünen ama içi yamuk olanlar var,

Hangisiyle mücadele edeceğiz,   

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Şantajla varolanın, şantajla yokolacağını anladığımız zaman