Alım Garantisi Ne Demek!

Dün televizyonda enerji konulu bir tartışma izledim,

Çok değer verdiğim iki uzman meseleyi tartıştılar,

Aslında tartıştılar demek çok doğru değil, İkisi de pek çok konuda hemfikirdiler,

Türkiye her 5 senede bir enerji meselesiyle “Panikliyor” veya “Panikletiliyor”

Panik halinde yapılan pek çok şey gibi, panikle yapılan yatırımlar da yanlış oluyor,

Daha önce yaratılan bir panikle başımıza gelen doğalgaz faciasını hepimiz biliyoruz,

Hem çok pahalı enerji üretiyoruz, hem de “Kullanmasan bile öde” anlaşmalarıyla müthiş bir bağımlılık içine giriyoruz,

Şimdi yine pek çok proje gündemde,

Rüzgar santralleri, ithal kömür santralleri ve nükleer santral,

İzlediğim uzmanlar, enerji politikasını tartışırken, Özellikle nükleer enerji üzerinde durdular,

Batı’nın artık kullanmadığı teknolojileri devlet garantisine dayanarak Türkiye’ye “İteleme” peşinde olduklarını söylediler,

Bence enerjide tartışılması gereken nokta bu,

Yani nükleer, rüzgar, kömür, doğalgaz değil,

“Devlet garantisi” tartışılmalı,

Türkiye’nin ileriye dönük enerji politikasındaki en büyük yanlış devlet garantisi,

Eğer yatırıma devlet garantisi verilecekse özel teşebbüse ne gerek var,

Garanti olunca rekabet ve buna dayalı bir piyasa oluşmuyor ki!

Ne diyoruz?

Türkiye’nin müthiş bir enerji ihtiyacı var, 10 yıl içinde bu ihtiyaç neredeyse ikiye katlanacak,

İhtiyaç varsa garantiye ne gerek var?

Piyasa koşulları içinde yatırımcı yatırımını yapar,

İhtiyaç varsa pazar zaten var demektir,

Garanti gerekmez,

İhtiyaç yoksa, pazar olmayacaksa yatırımcı o işe girmez,

Ben ne nükleere karşıyım, ne kömüre, ne rüzgara, ne de doğalgaza,

Ama devletin verdiği alım garantisine karşıyım,

Bugün bir otomobil fabrikası kurana devlet senden yılda 40 bin otomobil alırım diye garanti veriyor mu?

Tamam enerji stratejik bir sektör ama alım garantisi gereksiz,

Enerji dağıtım işi de özelleştirilince böyle bir garanti iyiden iyiye anlamsız olacak,

Devlet alım garantisi vermemeli,

Belki enerji dağıtımı özelleştirilinceye kadar bir fiyat projeksiyonu faydalı olabilir,

Ama enerji üretiminde alım garantisi olmamalı,

Hele hele nükleer ve doğalgazla yapılacak elektrik üretiminde hiç,     

 

 


Rüzgarın Rüzgarı

Enerji konusunda en çok güldüğüm konu rüzgar enerjisi yatırımları,

Herkes rüzgara merak sardı,

Okuduğuma göre 90 bin megavatlık yatırım başvurusu yapılmış,

Rüzgar enerjisi iyi hoş ama biraz boş,

Çünkü enerji yatırımını tamamlamış ülkelerin, çevre duyarlılığı nedeniyle uygulamaya başladıkları bir üretim türü,

İstediğiniz kadar rüzgar enerjisi santrali kurun olmaz,

Çünkü onu bir o kadar da devamlılığı olan enerji yatırımıyla yedeklemeniz gerekiyor,

Bazı Avrupa ülkelerinde rüzgar enerjisine yoğun yatırım var,

Ama bu yatırım yedek yatırım,

Yani yeterince kömür veya doğalgaz santralleri var,

Rüzgar da kuruyorlar,

Rüzgarın iyi olduğu zamanlarda kömürü ve doğalgazı devre dışına alıp rüzgarı kullanıyorlar,

Rüzgar durunca yine diğerini çalıştırıyorlar,

Çalıştığı zaman ucuz ve temiz,

Ama kaç gün çalışacak,

Dahası yatırım tutarı en yüksek enerji,

Bu yüzden de başlangıç maliyeti çok yüksek,

Peki rüzgar enerjisi üretmeyelim mi?

Üretelim elbette, Hatta teşvik de edelim,

Ama 90 bin megavatlık rüzgar santrali kursak da Türkiye’nin enerji sorununu çözemeyeceğimizi bilerek üretelim,

 

 


Sorun Polisin Eğitimi

Polislerle ilgili yazıma olumu olumsuz pek çok tepki geldi,

Haklısın diyen de var, haksızsın diyen de,

Haksız bulanların pek çoğu diyor ki, “İzmir’deki olayda polis neden otomobilin lastiğine değil de adamın ensesine ateş etti”

Haklısınız da yılda 25 mermiyle eğitim yapan ve 25 mermi yakarak nişan almayı öğrenen bir polis memurunun hızla giden bir otomobile ateş etmesi ve lastiğini vurması mümkün mü?

Amerikan polis filmi mi bu!

O polis büyük ihtimalle otomobilin lastiğine ateş etmiştir ve sürücüyü ensesinden vurmuştur, Ve yine büyük ihtimalle sürücünün ensesine ateş etseydi yandaki otomobili vururdu,

Hep söylediğim gibi mesele polisin eğitiminde,

Polis kavga etmez, müdahale eder,

Bizimkiler müdahale etmeyi bilmediği için kavga ediyorlar,

Ya dövüyorlar, ya dövülüyorlar,

Ateş etmeyi bilmiyorlar,

Yol kesmeyi bilmiyorlar,

Otomobille takip etmeyi, sıkıştırmayı, durdurmayı bilmiyorlar,

Polis okullarında bununla ilgili doğru düzgün bir eğitimden geçmiyorlar,

Meslek içinde eğitimi doğru düzgün almıyorlar,

O yüzden de böyle oluyor,

Gece gündüz, insanlık dışı şartlarda çalışıyorlar,

Yine de yaranamıyorlar,

Suç onlarda değil,

Emin olun,

 

 


Galatasaray Karıştı

Galatasaray Üniversitesi kaynıyor,

Üniversitenin kurucusu Galatasaray Eğitim Vakfı’nın Başkanı İnan Kıraç, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’e ateş püskürüyor,

Çünkü Teziç, üniversiteden kendisine gelen listede yer alan Profesör Köksal Bayraktar’ın adını Köşk’e yollanan listeye koymadı,

Oysa Bayraktar bütün camianın en çok istediği adaydı,

Ancak Teziç, Bayraktar’ın adını Köşk’e yollamadı ve önünü kesti,

Nedeni ise kişisel,

YÖK Başkanı, Galatasaray Üniversitesi’nin rektörü Duygun Yarsuvat’ın yaz başında istifa ederek, yeni rektörün de Cumhurbaşkanı Sezer döneminde atanmasını sağlamasını istemişti,

Yarsuvat bunu kabul etmemiş, Bayraktar da Yarsuvat’a destek çıkmıştı,

Teziç’in korkusu ise yeni Cumhurbaşkanı döneminde camiaya ters gelebilecek bir ismin rektör olmasıydı,

Teziç bu korkusu gerçekleşmek üzere olduğu için Duygun Yarsuvat’a destek vererek işin bu hale gelmesinde pay sahibi olarak gördüğü Köksal Bayraktar’ın adını listeye koymayarak intikam aldı, 

2, Cumhuriyetçi olarak bilinen Ahmet İnsel, Köşk’e yollanan listedeki en güçlü rektör adayı,

Eğer Köşk bu ismi rektör olarak atarsa başta Profesör İlber Ortaylı olmak üzere pek çok önemli isim Galatasaray Üniverstesi öğretim üyeliğinden istifa edecek,

Üniversite bugünlerde çok karışık,

Herkes merakla Köşk’ten çıkacak ismi bekliyor,  

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Egolarımız ilkelerimizi yenmediği zaman