Herkesin genel müdürü

Artık Türk televizyonlarının genel müdürü veya genel yayın yönetmeni yok,

Hem de hiçbirinin,

Hepsinin yerine tek bir kişi var,

Zahit Akman,

Yani RTÜK Başkanı,

Televizyonları o yönetiyor, Hangi program yayınlanacak, hangi program yayından kalkacak, kim ne diyecek, kime nasıl davranacak hepsi Zahit Akman’ın sorumluluğunda,

O karar veriyor, televizyonlarda genel müdür koltuğunda oturan ama aslında hepsi genel müdür yardımcısı yetkilerine sahip olan kişilere emrediyor,

Hepsinin amiri,

Akman bir üst kurul başkanı değil, bir genel müdür gibi hareket ediyor,

İktidarın yaşadığı güç sarhoşluğunun bir bölümünü de Zahit Akman yaşıyor,

Beğenmediği bir programın yayından kaldırılacağını açıklıyor, Oysa kanalın genel müdürünün böyle bir düşüncesi yok, Akman açıklayınca, genel müdür ona uymak zorunda kalıyor,

Akman’ın son olayı bir kanala bağlanarak spor yorumcusunu fırçalamak ve nasıl program yapması gerektiği konusunda talimat vermek oldu,  Canlı yayında, izleyicilerin önünde,

Emin olun bir kanalın genel müdürü dahi bu kadarını yapmamıştı,

Zahit Akman’ı yıllardır tanırım, bilirim,

Son derece beyefendi, sektördeki herkesin sevdiği bir adamdı,

Hatta RTÜK Başkanı olmasına herkes mutlu olmuş, “İçimizden biri o koltuğa oturdu, Bizi daha iyi anlar” demişti, Ama tam  tersi oldu,

Zahit Akman RTÜK Başkanı olunca kendini tüm kanalların genel müdürü zannetmeye başladı ve ona göre davranır oldu,

Herkes bir mahalle baskısından söz ediyor,

Pek çoğu Türkiye’de yıllardır var olan türden baskılar,

Ama RTÜK’ünkü tam bir mahalle baskısı,

Hem de en yenisinden,

 

 


Mahalle Baskısı ve Kadı

Hıncal Uluç bugün Beyti’de iftardan önce içki servisi yapılmamasından, bir başka lokantada ise iftardan önce servis yapılmamasından yakınarak bunu mahalle baskısı olarak değerlendiriyor,

Yemin ederim zannedersin ki, herkes uzaydan geldi, Türkiye’de yaşamadı,

Daha önce de yazdım, Bunların hiç biri yeni değil,

Türkiye’de ramazan boyunca tadilata giren pek çok restoran vardır, Yıllardır,

Hatta bazıları Ramazan tadilatlarını her gün sahurla iftar arasında yapar, iftarda servis vermeye başlarlar,

Alkollü içki konusunda da aynen öyle,

Ramazan’da içkiler saklanır, pek görünmeyen yerlere koyulur,

Hıncal Uluç’un Beyti’de başına gelen benim başıma 26 sene önce geldi,

Sene 81, O zamanlar Gelik diye bir lokanta popüler,

Ben de bir kaç arkadaşımla Gelik’e gittim,

Yine bir ramazan,

Oturduk, Yemeleri söyledik, masadan bir-iki kişi bira söyledi,

Garson “Ramazan’da içki servisimiz yok efendim” dedi,

Oysa iki masa arkamız kalabalık bir grup var hepsinin önünde bira bardağı,

“O masadakiler ne?” diye sordum,

Garson “Onlar turist, Müslüman değiller” dedi,

Sinirlendim, “Bizim alnımızda Müslüman mı yazıyor? Müslümansak bile günah işleyip işlemeyeceğimize sen mi karar vereceksin” diyince garson toz oldu,

İki dakika sonra müdürle geldi,

Tartışma başladı,

Sonunda “Sizi şikayet edeceğiz” dedik ve bunun üzerine bizim masaya içi görünmeyen melamin bardaklarda bira getirdiler,

Yani durumda pek bir değişiklik yok,

Ama tabii artık şikayet tehdidi sökmez,

Çünkü bugün böyle bir durumda şikayet eden, polisten veya turizm bölge müdürlüğünden fırçayı yer,

Ne demişler, “Anamı öpen kadı, kime şikayet edeyim”

 

 


Artık Adam Sayılmazsın

Nazlı Ilıcak, AKP’ye ilgili çok ilginç ve benim burada yazdıklarımı andıran açıklamalar yapan eski bakan Abdüllatif Şener’in açıklamalarına kızmış,

“Seni kullandıkları yönündeki iddiaları güçlendiriyorsun” diyerek Şener’e saldırmış,

Çok değil, bir kaç ay öncesine kadar Nazlı Ilıcak Şener’in sıkı yalakalarındandı,

Şener, Ilıcak’ın evindeki yemeklerin baş konuğuydu,

Çünkü o zaman AKP’deydi, güçlüydü, bakandı,

Şener bu lafları o zaman etse Nazlı Ilıcak ilk alkış tutan olurdu,

Ama şimdi edemez,

Çünkü bakan değil,

Bakan olmayanın hele hele tescilli AKP’li olmayanın, AKP destekçisi olmayanın konuşma, hele hele AKP aleyhinde konuşma hakkı yoktur,

Konuşanlar karşılarında Nazlı Ilıcak’ı, Mehmet Altan’ı, Fehmi Koru’yu, Emre Aköz’ü bulur,

Bunlar demokrattır, Fikir özgürlüğünden yanadır, Halkçıdır,

Ama bir şartla,

Onlar gibi düşünmek, onlardan olmak şartıyla, 

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Herkesin yapabildiğini değil, kimsenin cesaret edemediğini hayal ettiğimiz zaman