Nasıl olacak da olacak

Anayasa meselesini düşünürken, bir şey aklıma takıldı,

Anayasamızın, bazı maddeleri “Değiştirilemiyor”

Daha doğrusu bu maddelerin “Değiştirilmesi teklif dahi edilemiyor”

Bunun nedeni, Cumhuriyet’in kurucu ruhunun korunması,

Anayasa’da değişiklik çalışması yapan ekip, bu maddelerden her birinde değişiklik yapılmasını öngörüyorlar, 

“Değiştirilemez” maddedeki “Değişikliğin” içeriğinin önemi yok,

Önemli olan durumun mevcut Anayasa’ya aykırı olması,

Mevcut Anayasa’ya göre oluşturulmuş ve gücünü Anayasa’dan alan bir Meclis, Anayasa’nın değiştirilemez maddesini, Anayasa’ya aykırı olarak değiştirmeye hazırlanıyor,

Burada bir garabet yok mu?

Anayasa’ya göre “Değiştirilemez” denilen bir şey nasıl “Değiştirilebilir”?

Bunun bir müeyyidesi yok mudur?

Bu müeyyideyi kim uygulayacaktır, Anayasa’yı kim koruyacaktır?

Eğer değiştirilemez maddeler bu kadar kolaylıkla değiştirilebiliyorsa, o maddelerin değiştirilemez olmasını Anayasa’ya yazmanın ne önemi kalıyor?

Değiştirilemez maddede yapılan değişikliğin içeriğinin maddenin ruhunu değiştirmiyor olması da çok önemli değil,

Değiştirilemezse, değiştirilemez demektir,

Değiştirilemez denilen değiştirilebiliyorsa, bugün “Önemli” olmayan bir değişiklik yapılır, Yarın da “Çok önemli” bir değişiklik yapılmasının önü açılır,

Bence bu Anayasa değişikliği yapılamaz,

Yapılması girişimi Türkiye’de çok büyük bir tartışma başlatır,

Anayasa, Anayasa’ya aykırı bir biçimde değiştirilirse, Türkiye’de bir Anayasal düzen kalmamış demektir,

Anayasal düzen olmayan bir yerde her şey olabilir, 

 

 


Denizli Hareketi

Herkes Emre’nin üzerine gidiyor,

Basın tribününe kol hareketi yapmış,

Emre’nin üzerine giden kim?;  “Harekete maruz kalanlar”

Herkese her istediğini yazan, tribün terörüne yol açacak haberleri yapmaktan çekinmeyen, televizyonlardaki futbol programlarında spor anlayışlarını yakından gördüğümüz kişiler,

Emre’nin yaptığı hareketi tasvip ettiğimden söylemiyorum, Elbette yapmamalıydı ama bu çocukları, bu adamları “Çıldırma” noktasına getirenlerin hiç suçu yok mu?

Üstelik de Emre bu hareketi ilk yapan adam değil,

Yıllar önce Mustafa Denizli de bu hareketin aynısını, aynı basın tribününe yapmadı mı?

Yanlış hatırlamıyorsam, yine bir milli maç sonrasıydı,

Denizli, haftalar boyunca basının ağır hakaretlerine, eleştirilerini maruz kalmıştı,

Maçı kazanınca da Basın Tribününe dönüp, “Kol hareketini” çekmişti,

Sporda kazanma hırsıyla dolu bu adamların bu tip hareketlerin biraz daha hoşgörüyle karşılamak zorundayız gibime geliyor,

Çünkü onları bu kadar hırslandıran da o harekete maruz kalan bizleriz,

 

 


Salih Memecan

Türkiye’de en beğendiğim karikatür sanatçısıydı Salih Memecan,

Tek bir çizgiyle sayfalarca makale yazan,

Çağdaş, ilerici, liberal, demokrat, aydın,

Salih, birden bire müthiş bir değişim geçirdi,

Önce Abdullah Gül ile dost oldu,

Hiç bir mahzuru yok, Olabilir,

Sonra Gül’ün çevresiyle de dostluk pekiştirdi,

Bunda da bir gariplik yok,

Ardından  Türkiye’deki İslamcılara yönelik demokratik bir tavır alınmasından yana tavır koydu,

Bunda bir mahsur yok,

Daha sonra siyasal İslamcı fikirlerin savunucusu oldu,

Bunda da bir mahsur yok,

Sonunda eşi Nursuna Memecan, AKP’den milletvekili adayı oldu,

Bunda da bir mahsur yok,

Seçildi,

Bunda da bir mahsur yok,

Ve bu son sürece girildiğinde Salih Memecan, birden bire AKP’nin “Çizgi kolu” oldu,

Daha doğrusu AKP’nin değil, Abdullah Gül’ün “Çizgi kolu” oldu,

Abdullah Gül’ü yücelten karikatürler çizmeye, kendisinden ve Gül’den farklı düşünenleri alçaltmaya başladı,

Eleştirilerini tek yanlılaştırdı,

Liberal demokrat çizgisini bıraktı,

Bir partinin çizi organı haline geldi,

Ben de çok sevdiğim, çok beğendiğim bir adamı kaybettim,

Dostum olarak, çok sevdiğim biri olarak değil,

Bir okuru, bir bakarı olarak kaybettim,

Bu yazı da bir dostundan ona yöneliktir,

Onu özleyen, onun eski çizgilerini arayan bir dostundan,

Fikri ne olursa olsun, Salih benim arkadaşımdır,

Ama çizerim değil,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
İstikrar için geldiklerini söyleyenler, istikrarsızlık körükleyicisi olmadığı zaman