Yeni Dönemde Çankaya-Hükümet İlişkileri

Aylar önce, galiba Nisan başı gibi, Başbakan’ın bir yurt dışı gezisi öncesi Esenboğa Havalimanı’nda AK Partili Salih Kapusuz ile sohbet ediyoruz,

Konu  Cumhurbaşkanlığı seçimleri,

AKP’li Salih Kapusuz şöyle diyor:

“Sayın Sezer’den şikayet ediyoruz falan ama aslında aramızda atamalar dışında fazla bir sorun da çıkmıyor, Allah korusun onun yerinde Demirel gibi bir Cumhurbaşkanı olsaydı, her işe dalsaydı, Yurt dışı geçiler yapsaydı, Dış politika konularına müdahil olsaydı çok daha büyük sorun yaşardık, Sayın Sezer dış politikada attığımız çok önemli adımlara hiç karışmadı, Türkiye’nin alışılageldik politikalarını değiştirdik, Hiç müdahale etmedi, Bu yüzden kendisinden çok memnunuz”

Bu sözler herkes için şaşırtıcı oldu,

Ama geleceğe ışık tutması açısından da çok çok önemliydi,

Abdullah Gül, bir kaç gün içinde Cumhurbaşkanı olacak,

Peki Abdullah Gül, Sezer gibi bir Cumhurbaşkanı mı olacak, yoksa Demirel gibi mi?

İcraatın içinden gelen, Başbakanlık, Başbakan yardımcılığı, Dışişleri Bakanlığı yapmış, siyasetin içinde, partisi içinde etkin konumlara gelmiş birinin Sezer gibi olması beklenebilir mi?

Bence hayal,

Gül’ün dış politika konusunda en az Tayyip Erdoğan kadar fikri var,

İç politika konusunda da öyle,

Atamalarda  Türkiye’yi, partiyi ve bürokrasiyi Tayyip Erdoğan kadar tanıyor,

Bunun yanı sıra pozisyonu itibarıyla eleştirilerden çekineceği ve Erdoğan’a göre daha statükocu olduğu gerçeği de var,

Bütün bunları üst üste koyduğunuz zaman Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde Çankaya-Hükümet ilişkilerinin hiç de zannedildiği gibi olmayacağı ve giderek artan bir gerilim yaşanacağını tahmin edebiliriz,

Bu gerilimin Türkiye’nin yönetimine nasıl yansıyacağını hep birlikte göreceğiz,   

 

 


Heidegger ve Türk Enteller

 

İşsiz olmanın en güzel tarafı ne biliyor musunuz?

Normal zamanda yeterince yapamadığınız şeyleri yapabilmek,

Aile ile, çocuklar ile daha fazla vakit geçirebilmek, Yaşadığın kentin güzelliklerini keşfedebilmek, gezmek, dolaşmak, dostları daha çok görebilmek, Ve tabii “Okuyabilmek”

Gazeteciliğin ve gazete yönetmenin çılgın temposu içinde okuduğumdan bir kaç misli daha fazla kitap okumaya başladım, Okumak derken “Gerçekten” okumaktan bahsediyorum,

Arka kapağını okuduğum veya ona buna okutup özetini yaptırdığım kitaplardan alıntı yaparak “Okumuş gibi görünmekten” 50 tane “Başucu kitabı varmış” gibi yapmaktan değil,

Galatasaray’da okurken ciddi bir felsefe manyağıydım, Sonradan Mitterand’a danışman olan Sevgili hocam, Sorbonne Profesörü Olivier Abel’in açtığı yolda durmaksızın felsefe okurdum,

Büyük felsefecilerin çoğunun Alman olmasından dolayı, Almanca’ya merak salmam da bu dönemdeydi,

Şimdilerde en büyük merakım ise Martin Heidegger,

Bu merak boşa değil, Nedense bana günümüz Türkiye’sini hatırlatan bir yönü var,

Büyük bir düşünür olan Heidegger, 1, Dünya Savaşı’nın büyük ekonomik ve ruhsal tahribatından çıkmaya çalışan Almanya’da “Hitler’i ve Nazizmi” desteklemişti,

Ve Nazizmin felaketinden sonra bile doğru düzgün bir özeleştiri yapmamıştı,

Bu yüzden Türkiye’nin bugünkü entelijansiyası ile kıyaslayabilmek için Heidegger’i özellikle dikkatle okuyorum,

Bu arada Heidegger üzerine yazılmış en iyi kitabın yazarı, Fransız George Steiner’in  kitabını Heidegger merakımı bilen bir dostum hediye etti, (Hece Yayınları’ndan çıkan kitabın çevirisini Süleyman Sahra yapmış, Bence berbat bir çeviri, Selahattin Hilav’ı rahmetle anmamak mümkün değil)

Kitaptaki bir bölüm çok dikkatimi çekti,

Ve bütün bunları bu bölümü sizinle paylaşmak için girizgah olarak yaptım,

Steiner, düşünen insanlarla siyaset ilişkisini çok güzel yazmış:

“,,,Çıplak güç akademik mizacı büyüleyebilir, Freud bir dönem Mussolini ile mest olmuştu ve Stalin’in mozolesinde tapınan düşünür ve yazarlar bir ordu tutuyordu,

,,,Politik meseleler bakımından düşünürlerin cehaleti babı uzun bir babtır, Voltaire’in Yahudi nefreti kudurgandı, Frega ırkçılığı renklerin en karasındandı, Sartre sadece Gulag Dünyası için özürler bulmaya çabalamadı; Maocu Çin’deki Kültür Devriminin duygusuz vahşetine dair bildiği her şeyi bile isteye çarpıttı, Hayatları sözcüklere, metinlere kapanmış geçen münzevi entellektüellerin zorba politik tasarıların ayartıcılıklarını, en çok da bu zorbalıkların kendilerine dokunmadığı yerlerde, özel bir yoğunlukla tattıkları kötü korunmuş bir sırdır”

Türkiye’deki entellektüel geçinen camianın bugün aldıkları politik tavrın bundan daha iyi yapılmış bir analizini gördünüz mü? 

 

 


Çiftçi Gazeteciler

Okurlardan güzel hikayeler geliyor,

Geldikçe sizinle paylaşıyorum,

Bu sefer ki, hafif fıkra tadında,

Ama biz gazetecileri iyi anlatıyor,

“Ülkede medya tekeli olunca işsiz kalan iki gazeteci kendilerini başka bir iş aramaya başlamışlar, Ellerinden fazla bir iş gelmediği için epey bir sürünmüşler, Tam açlık sınırına geldikleri sırada bir ilan görmüşler,

Bir çiftlikte çalışacak kalifiye olmayan işçiler aranıyormuş,

Hemen başvurmuşlar, Çiftlik sahibi bizim iki işsiz gazeteciyi şöyle bir süzmüş, Pek gözü tutmamış ama yine de ellerine birer kürek vermiş ve büyükçe bir ahırın kapısına götürmüş,

Günde üç öğün yemek ve saati 5 YTL karşılığında ahırdaki gübreyi, 50 metre ilerdeki koyuya taşımalarını istemiş,

Bizim iki gazeteci iki haftalık işi iki günde bitirivermişler, Öyle ki, ahır pırıl pırıl olmuş,

Çiftlik sahibi memnun, bizim eski gazetecilere yeni bir iş önermiş,

Bu kez tavuk kümeslerinde çalışacaklarmış, Çiftlik sahibi anlatmış,

“Önünüzde iki kutu var, Şu yürüyen bantla gelen yumurtaların büyüklerini bir kutuya, küçüklerini diğer kutuya koyacaksınız, Düğmeye basınca bant çalışmaya başlar” demiş ve gitmiş, 

Bizimkiler bandı çalıştırmışlar önlerine ilk yumurta gelmiş, Bizimkiler yumurtayı alıp tartışmaya başlamışlar “Büyük mü küçük mü?” diye,

İki eski gazeteci tartışırken banttan gelen yumurtalar yerlere dökülmeye başlamış,

Çiftlik sahibi gelince bir görmüş ki, bizimkiler ellerinde bir yumurta ile tartışırken, yüzlerce yumurta yerlerde kırık,

Öfkelenen çiftlik sahibi sormuş, “Siz daha önce ne iş yapıyordunuz?” diye,

Bizimkiler “Gazeteciydik” diyince “Belli” demiş, “Bok atmayı çok iyi biliyorsunuz ama iyiyle kötüyü ayırt etmekte zorlanıyorsunuz!

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Pervasız gücün parada değil, doğrulukta olduğunu anladığımız zaman