Robinson Crusoe

Neredeyse 1 hafta oldu ortalıkta yoktum,

Kaybolmuştum, buharlaşmıştım,

Geri geldim,

Peki neredeydim?

Kızmayacaksanız anlatayım,

Geçen hafta eşim, kızım ve çok sevdiğimiz iki dostumuzla Yunan Adaları’na gitmek istedik,

Kalimnos, Patnos, bir iki ufak ada ve Simi,

Fakat cuma günü bir fırtınaya yakalandık,

Öyle çok önemli bir fırtına değildi ama ne yazık ki, teknemizin yakıt depoları su aldı,

Motorlar devre dışı kalırken bir koya sığındık,

Cep telefonlarının çekmediği, haliyle internete bağlanmanın mümkün olmadığı bir koya,

Kaptanımız önce telsizle yardım istedi, sonra da gerekli ekipmanları getirecek kişilerin ulaşabileceği bir yere kadar botla gitti,

Biz de iki gün o koyda bir anlamda mahsur kaldık,

İki gün boyunca bir tekimizin bile telefonu çalamadı,

Tek bir gazetede görmedik,

Jeneratörümüz de çalışmadığı için televizyonu da açamadık,

Dünyadan kopuk iki gün,

İki gün sonra o koydan çıktık ama o sessizlik, o habersizlik öyle hoşuma gitmişti ki, telefonumu eve yönlendirdim ve kapattım,

4 gün boyunca hiç açmadım,

Her şeyden ve herkesten uzak bir tatil yaptım,

Kızımla denize girdim, oyunlar oynadım,

Beraber kitap okuduk,

Dostlarımızla sohbet ettik,

Medeniyetten, Dünya’dan, Türkiye’den uzak bir 5 gün geçirdim,

Çocukluğumdaki gibi, eski zamanlardaki gibi,

Dün telefonumu açtım, Açtığım anda çalmaya başladı,

Ardından onlarca mesaj ve durmadan çalan bir telefon,

Sonra internete girdim,

Baktım değişen bir şey yok,

Hayat yine aynı hayat,

Benim 5 günlük yokluğum hiç bir şeyi değiştirmemiş,

Değişmeyen şeylerden haberim olmaması da bende bir değişiklik yapmamış,

Bence siz de kapatın telefonunuzu,

Bir günlüğüne bile olsa,

Bırakın her şeyi,

Sevdiklerinize vakit ayırın,

Hiç bir şey onlardan daha önemli değil,

Hiç bir şey onlarla geçirilen zamandan daha değerli değil,

Bir gün,

Hiç değilse bir gün,

 

 


Cumhurbaşkanlığı seçimi ve medya

Medyada ilginç bir durum var,

AKP’deki bölünmüşlük medyaya yansıyor,

Bir yanda Hürriyet,

Abdullah Gül’e çekil baskısı yapıyor, Yayın yönetmeni Gül’e mektuplar yazıyor, yazarları dört koldan Gül’ü yıpratma kampanyasında,

Belli ki, Erdoğan’ın 5 yıl daha Başbakan kalacağı belli olduğu için pozisyon alıyorlar,

Oysa Nisan ortasına kadar Gül’e methiyeler düzüyorlardı, Hükümette  ve AKP’de ulaşabildikleri, diyalog kurabildikleri en süt düzey isim Gül’dü ve Hürriyet sıkı “Gülcüydü”

Kartlarını Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı, Gül’ün Başbakan olmasına göre dizmişlerdi,

Baktılar ki, durum bu değil, şimdi kartlar yeniden diziliyor, Gül koz olmaktan çıktığı için de yerden yere vuruluyor,

Sabah’ta ise durum tam tersi,

Sabah Gül’cü,

TMSF’nin el koyduğu grubun başına atanan kişi Gül’den torpilli, Daha doğrusu Fehmi Koru ve Gül’den,

Sabah’ın yayın yönetmeni de Gül tarafından atandığı için ve Gül’e rapor verdiği için Sabah’ta Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’ndan “Feragat etmesi” gerektiği yönünde tek bir satır yok,

Hürriyet “Gül çekilsin” diyor, Sabah ise “Cumhurbaşkanlığı Gül’ün hakkı”

Görünen o ki, Hürriyet tarafı daha akıllı oynuyor,

Gül Cumhurbaşkanı olsa bile “Etkisiz eleman” olacak, Cumhurbaşkanı ile hiç bir temas kurulmadan gazetecilik ve iş yapılabileceği geçtiğimiz 7 yılda kanıtlandı,

Başbakanlık koltuğunda Erdoğan olacağına göre Erdoğan’a oynamak doğru karar,

Peki ya işler umulduğu gibi gitmezse,

Amiral Gemisi Hürriyet’in amirali, o koca gemiye bile hızla manevra yaptıracak yetenekte olduğunu defalarca kanıtladı,

Sabah’ı merak ediyorsanız, hiç etmeyin,

O zaten uzaktan kumandalı bir oyuncak,

 

 


Haydi Özhan Başkan, bir açıklama yap

Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın’ın kulübü batıracağının ortaya çıktığı günlerdi,

Yani seçildiğinin ilk yılı yeni dolmuştu, “Hayallerdeki Başkan”, “Hayalleri yıkan Başkan” olma yolunda ilerliyordu,

Biz de, bir grup Galatasaraylı, sık sık buluşup kurtuluş için ne yapmak gerektiğini konuşuyorduk,

Benim dışımda kamuoyunun yakından tanıdığı, kimileri çok başarılı Başkanlık dönemleri geçirmiş, kimileri de Galatasaray’a Başkan olması muhtemel Galatasaraylılar,

Ben ilk seçimde Canaydın’a karşı ciddi bir Başkan adayı çıkarmak gerektiğini söylüyordum,

Benim dışımdaki hemen herkes ise Canaydın’ın kendi isteğiyle ayrılmadıkça yıkıcı bir muhalefet yapacağını, bu yüzden başarısızlığını kendisinin görüp çekilmesinin en iyisi olacağını,

Hatta eski Başkanlardan biri “Daha beterini yapamaz, Alt limit burası” diyordu,

Bense “Alt limitini tahayyül dahi edemezsiziniz” diyordum,

Gerçekten de alt limit tahayyül sınırlarımızın çok ötesindeymiş, Bunu anladık,

Özhan Canaydın’ın son olayı kabul edilebilir gibi değil,

Yavuz Semerci’nin ortaya çıkardığına göre, bir televizyon kuruluşu Galatasaray’ın UEFA ve özel maçlarının yayın hakkı için Galatasaray’a 13,5 milyon dolar öneriyor,

Ancak Özhan Canaydın Galatasaray’ın maçlarını bu yayın kuruluşuna değil, 3,5 milyon dolar daha az veren bir başka kuruluşa satıyor,

Neden?

Nedeni belirsiz,

Bir kaç neden olabilir,

10 milyon doları kulübe açıktan almış olabilir,

Yani Sportif AŞ’den geçirmeden, Bu ne demek?

Galatasaray’ın ortaklarını dolandırması demek ki, büyük suç,

Bir diğer olasılık Canaydın’ın 10 milyon dolar veren medya kuruluşunun büyüklüğüne tav olması ve hakları onlara vererek bu medya grubunun kendisine muhalefet etmesini engellemek istemesi,

Öyle veya böyle, Yavuz Semerci’nin yazdıkları doğruysa, Canaydın Galatasaray’ın 3,5 milyon dolarını sokağa atmış oluyor,

Böyle bir şeyi başka bir yönetim yapmış olsaydı Canaydın onları nasıl suçlardı biliyorum,

Şimdi kendisi suçlu,

Ve acilen bir açıklama yapması gerekiyor,

Çünkü böyle bir üçkağıtçılık eğer varsa, Galatasaray Başkanı o koltukta bir gün bile oturmamalı,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Hukuksuzluğu düzeltmenin yolunun başka hukuksuzluklar olmadığını anladığımız zaman