Deniz Baykal Ne Yapmalı?

Herkesin yeni hedefi Deniz Baykal,

“CHP’yi bitirdi” deniliyor,

CHP’yi bitirdi mi, bilemem ama Deniz Baykal’ın Türk halkına sıcak gelen bir siyasetçi olmadığı kesin,

Bazılarının dokusu tutmuyor, Baykal da onlardan biri,

Ancak AKP’nin seçim zaferini, muhalif liderlerden birinin üzerine bu denli yıkmak acımasızlık,

CHP’nin başında başkası da olsaydı, AKP üç puan eksik, iki puan fazla yine iktidar olurdu,

Deniz Baykal CHP’nin başından çekilmeli ama bunun nedeni son seçimin sonucu olmamalı,

Deniz Baykal bırakmalı, çünkü:

Seçimi kaybeden bir partinin hedefi nedir? O dönemde mecliste muhalefet görevini yapmak ama asıl görev bir sonraki seçime hazırlanmak ve iktidar olmaktır, CHP’nin de hedefi siyasetin gereği budur,

Bir sonraki seçimde CHP’nin bugünkü lideri 75 yaşında olacak, Bu yaşta bir lider, Başbakanlık gibi müthiş aktivite gerektiren bir göreve uygun mudur?

Kendini ne kadar uygun görse de, ne kadar iyi yüzse de halk, büyük bölümü gençlerden oluşan seçmen bu görevi 75 yaşında bir lidere vermez, Hele hele 50’lı yaşlarındaki bir Başbakan’dan sonra hiç vermez,

Ayrıca Baykal’la sol veya sağ Türk seçmeni ile Baykal arasında aşılamayan, yıkılamayan bir duvar var, Baykal’ın aktif siyasetin içindi olduğu 40 yıla yaklaşan sürede bunu gördük, Olmuyor olmayacak,

Peki Baykal ne yapmalı?

Bugün yükselen ”İstifa et” nidaları tam bir ilkel demokratik talep örneği, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi böyle bir istifa anlamsız, Partiyi kendi iç meselesine döndürüp önemli bir konuda pasif kalmasına neden olmak akıllı bir iş değil, Baykal çekilmeli, Ama bunu medeni bir Batılı lider gibi yapmalı,

Yani hemen bir basın toplantısı düzenlemeli ve toplanacak ilk Kurultayda Genel Başkanlığa aday olmayacağını açıklamalı, Partisinin mensuplarının düzgün bir Genel Başkanlık yarışına hazırlanmalarını talep etmeli, bu yarışın adil ve partiye en fazla yarar getirecek şekilde olmasını organize etmeli, Genel Başkan adayları da bu süre içinde kendi çalışmalarını yürütmeli, ekiplerini kurmalı, programlarını yapmalı, Hatta parti üyeleri bu genel başkan adaylarının adaylık yarışı sırasında toplumda ne kadar kabul gördüklerini izleyebilmeli ve ilk Kurultay’a kadar Baykal görevini sürdürmeli,

Peki bu benim dediğim olur mu?

Olmaz elbet ama olsa ne güzel olur değil mi!

AKP dışında adayları destekleyen gazetecilere de hakaretin bini bir para,

Ne salaklıkları kaldı, ne de toplumdan kopuk olmaları,

İlginç doğrusu,

Ne yani, herkes kazananı mı desteklemeli?

Şart mıdır?

Kaybedeni desteklemek, hatta bazen kaybedeceğini bile bile desteklemek ayıp mıdır?

Dünyanın bütün demokratik ülkelerinde gazeteciler ve hatta kurum olarak gazeteler belirli partileri veya adayları desteklerler,

Bazen haklı çıkarlar, bazen destekledikleri kazanır, bazen de tersi olur,

Herkesin kimin kazanacağını önceden hissedip onu desteklemesi mi demokrasidir!

Ben yıllarca AKP’yi desteklediğim halde bu seçimde desteklemedim,

Kazanacaklarını bilmiyor muydum?

Biliyordum,

“AKP iktidar olacak” diye girdiğim iddialardan tam 10 takım elbise kazandım,(İşsiz zamanımda ilaç gibi geldi)

Buna rağmen AKP’yi desteklemedim, Çünkü daha dengeli bir Meclis’in, daha güçlü bir muhalefetin Türkiye için daha iyi olacağını, “Çoğunluk diktatoryası” ihtimaline karşı daha iyi direneceğini düşündüm,

Herkesin kazanandan veya kazanacak olandan yana olduğu bir medyanın Türkiye için daha iyi olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Söyleyin!

 

Gül aday olmalı mı?

Dün siyasetçi olmayan ama siyaset yiyip, siyaset içen bir dostumla sohbet ediyorduk,

Geçen dönem AKP’li bir Cumhurbaşkanı’na şiddetle karşı çıkıyordu,

“Daha çok yeni bir parti, Niyetlerinden şüphe ederim, Cumhurbaşkanı’nı da belirlemeleri çok tehlikeli” diyordu,

27 Nisan Muhtırası sonrası neredeyse zil takıp oynayacaktı, “Asker doğru yaptı” diyordu,

Dünkü sohbetimizde ise tam tersi bir yorum yaptı:

“Cumhurbaşkanını belirlemek AKP’ye analarının ak sütü gibi helaldir, Halk bu yetkiyi onlara verdi, Bu Meclisin Cumhurbaşkanı’nı seçeceğini bile bile yüzde 47 oy attı, AKP kimi isterse, buna Abdullah Gül de dahildir, onu Cumhurbaşkanı adayı yapar, Hiç birimizin buna itiraz hakkı yoktur, Demokrasinin gereği budur” dedi,

Şaşırdım,

“Bir ay önce tam tersini söylüyordun, Ne değişti?” dedim,

“Seçim rüşt ispatı oldu, Halk onlara yetkiyi verdi, Artık şüphe duymamızı gerektirecek bir durum yok” dedi,

“Halk geçen dönem de yetkiyi vermişti, Şüphelerini ortadan kaldıran ne?” diye sordum,

“Aldıkları oy, İkinci kez onay aldılar” dedi,

“Peki geçen dönem somut olmayan bir nedenle şüphe duyuyordun, Şimdi o somut olmayan neden hala geçerli, Ya gelip rejimi değiştirmek için adım atarlarsa”

“Halk onay verdi” dedi,

“Yani halk onlara, senin geçmişteki şüphelerine dayanarak söylüyorum,  Cumhuriyeti yıkma onayı verdi mi?”

“Artık yakmazlar”

“Ne değişti?”

“Bu oy önemli”

“Yani oyu alan rejimi değiştirebilir mi?”

“Şüphe duymaya hakkımız yok”

“Yani demokrasi oyu alanın demokrasiyi ortadan kaldırma hakkını almasına imkan sağlamalı mı?”

“Sağlamamalı”

“Eee, o zaman”

“Devrimle kurulan rejimler devrimle devrilir oyla değil”

“Oyla gelenler devirirse”

“Rejim kendini koruyacak önlemleri almıştır”

“Cumhurbaşkanlığı makamı o önlemlerin kilit noktasında değil mi?”

“Öyle”

“O zaman Cumhurbaşkanlığını alıp, devrimi geriye götürebilirler”

“Götürebilirler”

“Yargıyı, rejimi koruma görevini üstlenen orduyu, üniversiteleri pasifize edebilirler”

“Edebilirler”

“Demek ki, oyla ikinci kez gelinmesi şüpheleri ortadan kaldırmaz”

“Bence kaldırır”

“Bence şüpheleri bir tek şey ortadan kaldırır, Cumhurbaşkanlığı makamına otururlar ve Cumhuriyetin temel değerlerine yönelik bir hamle yapmazlarsa şüpheler ortadan kalkar” dedim,

“Haklısın, Asıl olarak şüpheler o zaman ortadan kalkar” diye katıldı,

Peki ya şüpheler haklı çıkarsa!

NOT: Ben kendi adıma AKP’nin böyle bir niyeti olduğunu düşünmüyorum, Benim tek korkum Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin ayaklar altına alınması ve çoğunluk diktatoryasına geçilmesi,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Siyasetçiler halkı korkutmak için değil rahatlatmak için var olduğu zaman