2500 Yıl Önce

Aristo, bundan hemen hemen 2500 yıl önce şöyle demiş:

“Çoğunluklar için söylenebilecek şey şudur, Her biri teker teker iyi olmayabilirler, Ama biraya geldikleri zaman azınlıktaki en iyileri bile geride bırakırlar”

Bu söz bugün Batı Dünyası’nda çok popüler,

Şirket yönetimlerinde bile “Konuşulan” bir gerçek haline geldi,

Geçtiğimiz günlerde bir yönetim gurusuyla yaptığımız sohbette bu konu gündeme geldi,

Söz konusu kişi “Artık kalabalık grupların aldıkları kararların, verilere dayalı olsa bile bireysel olarak alınan kararlardan daha doğru çıktığı gerçeği yönetim felsefesinde kabul görüyor, Çünkü bireylerin sübjektif değerlerden kaynaklanan hatalar yapma riski kalabalıkların aynı hatayı yapma riskinden daha az”

Seçim sonuçlarını değerlendirirken bunu hatırlatmakta fayda görüyorum,

 

Kaybeden CHP

Seçim sonuçları AKP açısından “Beklenen”, CHP açısından ise “Beklenmeyen” olarak yorumlanabilir,

AKP’nin yüzde ç40’lar civarında bir oy alacağı tahmin ediliyordu,

CHP’nin ise yüzde 25’i aşacağı umuluyordu, Benim yazıları da hatırlarsanız AKP’nin yüzde 40’lardaki bir oy oranı 290 civarında bir milletvekili ile iktidarını koruyacağını, CHP’nin oransal olarak yükselerek milletvekili sayısını çok az düşüreceğini, MHP’nin yüzde 14-15 oy oranı ile 80’in üzerinde bir milletvekili çıkaracağını ve 25 kadar bağımsızın Meclis’e gireceğini öngörü olarak yazmıştım,

Genç Parti ve DP’nin barajı aşamayacağını ise hep belirtiyordum,

Ama açıkçası CHP’nin bu hezimetini öngörememiştim,

Topluma herhangi bir yenilik ve değişim vaat etmeyen ve kendi kadrolarıyla bile barışamayan CHP seçmen tarafından ciddi biçimde cezalandırıldı,

Şimdi herkes “CHP’de genel başkan istifa etmeli” diyor,

Doğru etmeli,

Ama bence hemen değil, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin sonunda istifa etmeli,

Çünkü bu süreçte “Başsız” ve kendi içinde “İktidar kavgası” yapan bir CHP bu kritik dönemde muhalefet görevini yerine getiremez,

Deniz Baykal’ın yapması gereken, yeni Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez istifa etmektir,

Peki yerine kim gelecek!

Kilit soru bu,

Parti içinde böyle birisi yok,

Baykal hepsini tasfiye etti,

Eldeki kadrolar, Baykal’ın daha önceki istifasından sonra partinin başına geçen Altan Öymen’den daha heyecan verici değil,

Türk solunun en büyük partisinin ve hatta tek partisinin böyle bir durumda olması utanç verici ama gerçek bu,

Eldeki tek “Heyecanlı” isim Mustafa Sarıgül,

Zaten o da harekete geçmek için bu seçimi bekliyordu,

CHP’lilerin “Sarıgül olur mu hiç” itirazlarını duyabiliyorum,

Tayyip Erdoğan oluyor da, Sarıgül niye olmasın!

Genç, dinamik, çalışkan, kitleleri aktive edebilen bir isim olarak Sarıgül eldekilerin en iyisi,

Ama sadece Sarıgül’le de iş bitmez,

CHP’nin ciddi bir yenilenme, proje üretme, topluma mesaj verebilecek isimleri yönelme ve kadro oluşturma çabası içine girmesi gerekiyor,

Topluma hiç bir vaatte bulunamayanların, toplumdan teveccüh görmediklerini gördük,

 

Erdoğan ve AKP

Daha önce yine burada yazdığım için, gönül rahatlığıyla yine yazabiliyorum,

Şöyle demiştim, “Erdoğan’a oy veririm ama AKP’ye vermem”

Bu görüşüm bugün aynen geçerli,

Erdoğan, Türk siyaset tarihinde ikinci, ikiden fazla partili dönemde ilk kez olarak iktidarda oy arttıran partinin lideri oldu,

Burada Erdoğan’ın kişisel payı çok büyük,

Partisini de bunu bilerek yönetmeli,

Erdoğan, pragmatik bir lider,

Ülkenin ve siyasetin Gerçeklerini örüp ona göre tavır alabiliyor,

Ancak ne zaman ki, bu tavrını “Parti içi dengeler” veya “Parti ideolojisi” ya da “Parti baskısı” nedeniyle değiştiriyor o zaman hata yapıyor, ülkeyi gerilime sürüklüyor,

Erdoğan’ın ilk konuşması, geçen seçim zaferinden sonraki sözleriyle yakın,

Olgun, itidalli,

Zaten geçen dönem de işe öyle başladı, 3 yılın sonunda değişti,

Bu kez değişmemeli,

“Kendi gibi” olmalı,

Bakalım olacak mı?

 

Gül Cumhurbaşkanı olamaz

Tayyip Erdoğan’ı bekleyen olarca sorunun en yakını “Cumhurbaşkanlığı seçimi”

Gerilimsiz, tereyağından kıl çeker gibi yapılabilecek bir seçim ülke için en hayırlısı,

“Dolmabahçe uzlaşması”na ve onun siyasete yansıyan sonuçlarına bakarsak, Erdoğan “Uzlaşılmış ve kabul görecek” bir aday çıkaracak,

Ancak partinin “Radikal veya yarı radikal” tabanı Abdullah Gül’ü dayatacak,

Bu da yeni gerilimler, yeni muhtıralar demek,

Ben Tayyip Erdoğan’ın daha yolun başında böyle bir “İtişmeye” girişeceğini zannetmiyorum,

Bu nedenle Gül’ün adaylığı ihtimal dışı gibi duruyor,

 

Yerel yönetim kozu

AKP’yi bu kadar büyük farkla iktidara taşıyan en önemli faktör, yerel yönetimlerdeki başarı,

Çünkü oy veren seçmenin günlük hayatını her şeyden çok etkileyen yerel yönetimler,

CHP’yi iktidar şansından uzaklaştıran nasıl ki yerel yönetim başarısızlıkları olduysa, AKP’nin başarısını arttıran da aynı yerel yönetimlerin başarısı oldu,

 

Bir Führer eksik

AKP’nin seçimler öncesi billboardlarında ilginç bir slogan vardı:

“Tek bayrak, tek millet, tek vatan,,,” şeklinde,

Ben tam bu sloganı eleştirmeye hazırlanırken, billboardlar indirildi,

Ben de “Hataya uyandılar” dedim ve yazmadım,

Ama dün aynı sözleri Tayyip Erdoğan, kürsüden seslendirince yazmak farz oldu,

Bu sloganın orijinalini hatırlıyor musunuz?

Hafızanızı zorlayın, Şöyle bir 70 yıl öncesine, Avrupa’ya, Almanya’ya gidin,,,

Hatırladınız değil mi?

Nasyonal Sosyalist Parti’nin yani Nazi’lerin sloganıyla örtüşmüyor mu?

Bir eksiği var “Ein Führer” yani “Bir lider”

Gerisi aynı,

Bu slogan tehlikeli bir slogan,

Benim bir süredir gündeme getirdiğim ve “Çoğunluk diktatoryası” dediğim durumu çağrıştırıyor,

AKP bu sloganı bilerek mi seçti, yoksa çağrışım yoluyla mı geldi bilmiyorum ama tehlikeli,

İşin acayibi, Türkiye’de demokratlığın bayraktarlığını yapan ama aynı zaman katıksız AKP destekçisi olanlardan bu sloganla ilgili hiç bir eleştiri duymadım,

Oysa aynı sloganı Devlet Bahçeli kullansaydı kim bilir neler yazarlardı!

 

Sorunlar

AKP’yi bekleyen “Ötelenmiş” sorunlar yumağı var,

Bunların ilki “Cumhurbaşkanlığı seçimi”

İkinci ama çok daha önemli mesele, “Kuzey Irak”

Kürt Devleti kurulacak mı?

PKK ne olacak?

Sınır ötesi operasyona artık yeşil ışık yakılacak mı?

Sonra ekonomi,

2008’de kriz olacak mı? Dolar karşılığında yüzde 50’yi bulan reel faiz nasıl aşağı çekilecek? Bu aşağı çekilirse dışardan gelen para kesilecek mi? Çekilmezse ekonomi bunu daha ne kadar taşıyacak, Güçlü YTL, Türkiye’yi daha ne kadar sıkıştıracak,

AB ile ilişkiler, Irak’taki gelişmelere bağlı olarak ABD ile oluşabilecek sorunlar da diğer meseleler,

Bu dönemin gündemi, geçen dönemden daha zorlu,

Ülke yönetmek aynen çocuk büyütmek gibi,

Sorunlar hergün daha çetin, daha komplike hale geliyor,

Ya saldım çayıra mevlam kayıra diyorsunuz sonunda ya adam oluyor, ya it,

Ya da,,,,

 

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Halkın kararına karşı bahane üretmediğimiz zaman