Ulusoy haksız mıydı!

Oyak Bank’ın Felemenk ING’ye satışı, Türk Basınının “Eleştirel gündemini” oluşturmuş,

OYAK Yönetim Kurulu Başkanı Coşkun Ulusoy’un bir kaç yıl önce söylediği “Stratejik kuruluşlar yerli yatırımcılarda kalmalı” sözü  şimdi Ulusoy’u “Vurmak” için kullanılıyor,

Coşkun Ulusoy’u, Özal’ın prenslerinden biri olarak Türkiye’ye gelip Ziraat Bankası’nın başına geçtiği günlerden beri tanırım,

Prensler arasında yolsuzluğa, hırsızlığa bulaşmayan, temiz kalan ve başarısını hala sürdüren yanlış hatırlamıyorsam tek isimdir,

Bugün başında olduğu gruban bankasının yabancılara satılmış olması, Ulusoy’un o gün söylediklerinin “Doğru olduğu” gerçeğini de değiştirmez,

Beni bilirsiniz, bugün kullanılan anlamda “Ulusalcı” sayılmam, Türkiye’ye yabancı sermaye gelmesinden, Türkiye’nin uluslararası bir oyuncu olmasından yana tavır almışımdır hep,

Ancak bir ülkenin tüm “hürriyetinin”  yabancılara satılmasına da karşıyım,

Bunların başında “Bankacılık” gelir,

Türk bankalarının tamamının yabancılara satılması, Türkiye’nin tüm birikiminin kullanım hakkının yabancı ellere geçmesi, Türk sanayisinin ve Türk ticaretinin “Büyüme kontrolününün” yabıncıların tekelinde olması anlamını taşır,

Örnekle anlama kolaylığı sağlamak gerekirse,

Diyelim ki, bir Türk girişimci, bir Amerikan firmasının tekelinde olan bir konuyla ilgili bir büyük yatırım yapacak ve uluslararası bir rekabet başlatacak, pazarı değiştirecek,

Bunun için Amerikan kökenli bir Türk bankasına başvuruyor,

Türk girişimcinin rakip olacağı Amerikan firması, original Amerikan bankasının bir kaç milyar dolarlık müşterisi,

Sizce o banka  ABD’deki müşterisini rahatsız edecek Türk müteşebbise kredi verir mi?

“Verir” diyenleriniz var ise, benim elimde bunun aksini kanıtlayan belge bile var, peşinen söyleyeyim,

Keza enerji gibi stratejik bir meselede tüm kontrolün yabancılara geçmesi kabul edilebilir mi?

Bugün “Birlik” olduğunu söyleyen AB ülkeleri bile, birlikteki diğer ülkelerin kendi ülkelerinde yapyama çalıştığı stratejik yatırımlara ve mergerlara engel çıkarmıyor mu?

Elbette ortaklıklar olacaktır, elbette yabancılar da bu sektörlerden pay alacaktır ama kontrolü yabancılara bırakmak ne kadar doğrudur?

Hele hele yeni yatırım yapmayıp, mevcudu alanlara bu işleri devretmek ülkenin ne kadar menfatinedir,

Bugün olası bir krizi ertelemek, cari açığı bir yıl daha finanse edebilmek için Türkiye’nin varlıklarını yabancılara satmak olası krizleri bir miktar erteler,

Ama yabancıların yeni yatırıma zorlamadan mevcudu satın almasını izin vermek ertelenen krizlerin derinleşmesine neden olur,

Konuştuğum yerli ve yabancı yatırımcılar, Türkiye’nin koşar adım bir krize doğru gittiğini söylüyorlar,

Türkiye’nin 2008’de de benzer oranda bir cari açık vermesi halinde, 2001’i aratacak bir krizi kaçınılmaz görüyorlar,

O gün Türkiye’nin varlıklarının üç otuza yabancı ellere geçmesini kim nasıl engelleyecek çok merak ediyorum,

Tesettür Sermayesi

Antalya’daki tesettür otelinin patronu hepimizin gözünü açacak nitelikte,,

Tesettür oteline komşu otelde Rus turistlerin bikinilerle denize girmesi, “Tesettürcüleri” rahatsız etmiş,

Hani yaşam tarzlarına müdahale yoktu,

Hani başkalarının kılık kıyafetinden rahatsız olmak “Anti demokratik ve insan haklarına aykırı” bir durumdu,

Gerçek ortada, Özgürlük ve yaşam tarzı seçme hakkını kendileri için istiyorlar, Başkaları için değil,

Tesettürlü olmayanların onlardar rahatsız olma hakkı yok ama tesettürlü olanların tesettürlü olmayanlardan rahatsız olma hakkı var,

Bu hak da  pek çok hak gibi sadece onların kullanımına açık,

Oysa beni ne tesettürlü rahatsız ediyor, ne de bikinili,

Üstelik yıllardır başı kapalı da olsa kızların eğitim hakkını savunuyorum,

En azından özel üniversitelerde,

Ancak gelişmelere bakınca “Acaba hata mı ediyorum” diye düşünmeden de edemiyorum,

Gelelim “Tesettür otelin” patronunun söylediklerine,

“Müşterilerimiz rahatsız oluyor, Önümüzdeki yıl orayı satın alıp bu sorunu kökten halledeceğiz” demiş,

İşte dinci sermaye gerekliliğinin itirafı,

Türkiye’de İslamcı hareket 60 yıl önce ilk adım olarak siyasete sızdı,

Bu sızmayla birlikte, ekonomik olarak büyümeye başladı,

Bu ekonomik büyüme siyasi gücü arttırdı,

Paralel olarak büyüyüp sonunda tek başına iktidar olacak hale geldi,

Bu iktidarla birlikte ekonomik gücünü katladı,

Bu ekonomik gücün, nasıl bir sosyal güç haline geldiğini hep birlikte görüyoruz, yaşıyoruz,

Şimdi de bunun nasıl kullanılacağını fütursuzca “İtiraf” edecek düzeye geldiler,

Hadi hayırlısı…

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Saygıyı sadece kendi yaşam biçimimiz için istemediğimiz zaman,