Çoğunluk diktatoryası

Bizim memlekette tek parti iktidarı özlemi vardır,

İstikrarın tek yolunun, gelişmenin tek yolunun tek parti iktidarı olduğunu zannedilir,

Oysa hiç ilgisi yoktur,

Tam aksine Türkiye’de tek parti iktidarları, ekonomide kısa soluklu bir istikrar getrmiş gibi görünse de, sosyal ve siyasi açıdan büyük sorunlar yaratmıştır,

Çünkü Türkiye’de demokrasi kültürü yoktur,

En azgın demokratlar bile, hatta başta onlar demokrasinin anlamı bilmez,

Türkiye’de tek parti iktidarları sapıtmaya fazlasıyla mütemayildir,

Meclis çoğunluğunu, her şeyi yapma izni olarak algılarlar,

Demokrasinin azınlığın haklarının, çoğunluğa karşı korunması anlamına geldiğini bilmezler,

Demokrasiyi çoğunluğun canını çektiğini yapma hakkı olarak görürler,

Bunun en yakın ve en önemli örneği AK Parti iktidarı,

Demokrat Parti’nin iki seçimde ulaştığı “Güç sarhoşluğuna” AKP 4 yılda geldi,

Yüzde 35 oy ile yüzde 70’e yakın Meclis çoğunluğu ve yüzde yüzü aşan bir güç elde ettiler,

Önce iyi başladılar, ilk bir iki yıl yumuşak, saygılı, dengeli gittiler,

Ama ardından basının, hepimizin bazen iyi niyet, bazen yalakalığı ile “Zıvanadan” çıktılar,

Tek başına iktidarı, “Çoğunluk diktatoryasına” çevirdiler,

Toplumun “Bizden olan ve bizden olmayanlar” diye net bir çizgiyle ikiye böldüler,

Kendilerinden olmayanların ne fikirlerine, ne önerilerine, ne de tercihlerine saygı duydular,

“Demokrasiyi” kendi güçlerini göstermenin engelsiz yolu olarak kullanmaya kalkıştılar,

Medya ve toplum önderleri içindeki “Salakları” da kullandılar,

Bu salaklar  çoğunluk diktatoryasının uygulamalarını “Demokratik hak”, buna karşı gösterilen tepkileri ise “Antidemokratik tavır" olarak tanımladılar,

Temsil çoğunluğuna sahip olmayı demokrasinin özü olarak gördüler,

Seçimle gelmenin, her şeyi yapmaya izin verdiğini düşündüler,

Çünkü onlar da demokrasinin gerçekte ne anlama geldiğini bilmeyen ama entelektüel ve Batılı görünme uğruna demokrasiden söz eden “Salaklardı”,

Bu salaklar, “Çoğunluk diktatoryasına“ karşı çıkanları “Anti demokrat olarak” gördüler,

Çoğunluk diktatoryasının azınlık diktatoryasından daha tehlikeli olduğunu anlamadılar

Oyla elde edilen gücü toplumun kendilerinden olmayan kesimlerine karşı kullanmanın, silah gücünü toplumun kendilerinden olmayan kesimlerine karşı kullanmakla hiç bir farkı olmadığını göremeyecek kadar cahildiler,

Bu yüzden TSK’nin verdiği muhtıranın toplumda gördüğü kabule bile şaşırdılar,

Bu toplumsal kabulü görmezlikten gelmelerinin, bu kabulü ortadan kaldıracağını zannettiler,

Seçim kazanmanın savaş kazanmak, talan etmekle, hükmetmekle aynı anlama geldiğini düşündüler,

Adolf Hitler’in Almanya’da iktidara seçimle, hem de ezici bir çoğunlukla geldiğini ya bilmiyorlardı, ya da unuttular,

Gökçer’den ders gibi yanıt

Televizyon programcısı Reha Muhtar, FOX TV’de Nazlı Ilıcak’la yaptığı programa Ayten Gökçer’i davet etmek için tiyatromuzun bu dev ismini arar,

Ayten Gökçer programı bilmemektedir,

Programa kendisinden başka kimlerin katıldığını sorar,

Muhtar Nazlı Ilıcak’ın da konuk olacağını söyler,

Ayten Gökçer programda ne yapılacağını sorar,

Muhtar programın bir tartışma programını olduğunu söyler,

Ayten Gökçer programda neyin tartışılacağını sorar,

Muhtar Atatürk’ün tartışılacağını söyler,

Bunun üzerine Ayten Gökçer’in tokat gibi, ders gibi yanıtı gelir,

Gökçer, “Atatürk tartışılır mı Reha Bey, Atatürk tartışılır mı?” der ve daveti reddeder,

Muhtar’la Ilıcak Atatürk’ü kimlerle tartıştı bilemiyorum ama Ayten Gökçer’in doğrusunu yaptığını biliyorum,

TMSF’ciler talanda

Sabah ve ATV’ye el koyan TMSF’nin ilk açıklaması “Biz emanetçiyiz, Hem Dinç Bilgin, hem Turgay Ciner adına buradayız, Editoryal bağımsızlık sürecek, Hiç bir müdahale olmayacak” şeklindeydi,

Bunun gerçeği yansıtmadığını içerde yaşadım ve bıraktım,

Gece yarıları baskılar durduruldu, AKP’yi rahatsız edecek manşetlerin değiştirilmesi istendi,

Benim ayrılmamın ardından kısa bir sure “Ürkeklik” dönemi yaşandı ama ardından “Emanetçilerin” saldırısı başladı,

AKP’ye en yakın gazeteci, Yavuz Onursal’ı Abdullah Gül’e tavsiye ederek grubun başına atanmasını sağlayan isim olan Fehmi Koru ATV’de program yapmaya başladı,

Koru’ya TRT’de program yaptırmaya çekinen iktidar, bu kişiyi ATV’ye sokmaktan çekinmedi,

ATV’nin Genel Müdürü görevden alındı, Yerine getirilen kişi ise bir televizyoncu değil, daha önce İslami bir finans kuruluşunda görev yapan ve televizyonla tek ilgisi İslamcı bir kanalda bir kaç program sunmaktan öteye gitmeyen biri oldu,

Bu arada TMSF’nin atadığı kişileri ve onların atadıklarına korkunç maaşlar verildi, zamlar yapıldı,

TMSF’nin atadığı yöneticilere fiyatları  200 bin avroya, yani yaklaşık 360 milyar TL’ye yaklaşan süper lüks makam otomobilleri ısmarlandı,

Emanetin ırzına geçildi,

TMSF Başkanı Ahmet Ertürk “Hukuk adına”  el koyduğunu söylediği yerde bütün bunlara seyirci kaldı, izin verdi,

Ve TMSF Sabah-ATV olayında hukukun tecelli etmesini geciktirmek için her türlü oyunu oynamaya, Sabah ve ATVdeki soygunun uzun sürebilmesi için her türlü engellemeyi yapmaya kararlı görünüyor,

Yapmış olduğu işlemle ilgili olarak savunma yapması için önceki gün son gündü,

TMSF  savunmasını mahkemeye son günün son dakikasında, saat 5’e 5 kala verdi,

Siz bu işin içinde iyi niyet görebiliyor musunuz!

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Devletin verdiği görev bittiğinde sade vatandaş olacağımızı unutmadığımız zaman,