BONJOUR... Yani günaydın.
Deprem diye bir şey varmış. Olursa çok fena olurmuş. İnsanlar ölürmüş.
Hatırladık değil mi?
Çok değil 6 büyüklüğünde oldu Elazığ'da dün.
Bu büyüklükte bir deprem Bangladeş'te bile can kaybına neden olmazken bizde 50'den fazla insan öldü.
Ve biz 11 yıl sonra hatırladık ki "deprem diye bir şey varmış".
Eğer hazırlıklı değilseniz, eğer binalarınız sağlam değilse can alırmış.
Hem de en hafifi bile.
İşte birinci sayfamızdaki fotoğraf.
Arkada biraz daha sağlamca yapılmış iki ev var. Zannetmiyorum ki, müthiş betonarme binalar olsun.
Onlar ayakta.
Öndeki fukara evleri yıkılmış. Şimdi de suçlu belli. Fatura "kerpiç"e.
Bu kez suçlu kerpiç de, oradakiler evlerini niye kerpiçten yapmış acaba?
Nostaljik olsun diye mi?
Ya da yarın öbür gün beklenen Marmara depreminde kimi suçlayacağız.
11 yıldır bütün uzmanlar bağırıyor, "İstanbul hazırlıksız" diye.
Belediye rapor yazmış, Bulup yayınladık, "İstanbul'da felaket olacak" diye.
O deprem olunca kimi suçlayacağız.
Yine "kerpiç" mi?
11 yılda İstanbul'da ne yapıldı?
Doğru bazı yollar güçlendirildi.
Ama ya geri kalan on binlerce bina!
Hastaneler, kamu binaları, evler.
O zaman suçlu kim olacak? Beton mu?
Bizlerin yaptığı, kullandığı ve çürük olduğunu bildiğimiz o zavallı beton mu?
Galatasaray'ın mali durumu
GALATASARAY’ın borcuyla ilgili yazdıklarım bayağı bir gürültü koparmış. Her yerde bunlar tartışılıyor.
Hatırlatmak için söyleyeyim. Ben Galatasaray’ın borcunun 600 milyon TL olduğunu söyledim. Faruk Süren ise son alınan “birleşme kredisi” ile birlikte bu borcun 800’e çıktığını iddia etti.
Yiğit Şardan ise bana borcun 200 milyon TL civarında olduğunu söyledi.
Burada hem Yiğit haklı, hem ben. Ama hesap yöntemi farklı.
Yiğit Şardan, kulübün kendi şirketi Sportif AŞ’ye olan borcunu borç saymıyor. Mantık şu: “Birleşme sonrası orası kulübün olacak ve bu borç ortadan kalkacak.”
Kısmen doğru.
Ama bu arada ödenmesi gereken temettüler var. Onlar hesaba katılmıyor.
Benim bilançolardan gördüğüm, Galatasaray’ın son beş yıllık borçlanma
tablosu şöyle:
31 Aralık 2005 borç
toplamı 223.2 milyon TL
31 Aralık 2006 borç
toplamı 190.1 milyon TL
31 Aralık 2007 borç toplamı
320.7 milyon TL
31 Aralık 2008 borç toplamı
423.6 milyon TL
31 Aralık 2009 borç toplamı
583.6 milyon TL
Buna kulübün kendi şirketine olan borçlar da dahil.
Yiğit’in dediği gibi birleşme olursa bu borç toplamı yarıdan fazla düşer ama Denizbank’tan- alınan kredi borcu buna eklenir. Ancak o da kısa sürede geri
ödenebilecek bir borç ve çok doğru bir iş.
Benim söylediğim şudur:
Gerçekleri bilmek lazım. Adnan Polat yönetimi kulübü belirli bir seviyede tutmayı başarıyor ve borcu çeviriyor.
Bence bir dönem daha bu işi yürütmeliler.
Tabii bence.
Ümit bey biz kadınlara bir özür borcunuz var bilmem farkında mısınız?
Sayın barış sevgi yanılıyor muyum?
Ümit Pehlivan - 10/MAR/2010 01:24
Unuttum...
Yahuu nasil oluyor da Murat Bardakçi stüdyoyu basmadi!
Feci köpürmü$tür TV'nin önünde...
Gecenin lafi:
"Siz bakmayin Murat Bardakçinin söylediklerine"
Vallahi ben ben bakarim... Aslinda Fatih bey'de bakar ama tepkisiz kaldi!
Soru:
Fatih bey, programdan evvel sakinle$tirici mi aldiniz?
Ho$çakalin
Ümit Pehlivan
mehmetcansiz - 10/MAR/2010 02:15
yapilmasi gerekenler nedir acaba benim merak ettigim konuda bu tam olarak ne yapilabilir? istanbul hazirliksizsa bunun ustesinden nasil gelinebilir ve neyle.
remziye kısa - 10/MAR/2010 02:18
Sayın Altaylı,
Sayın hocamıza ve de devletimize saygısızca ifadeler kullanmasından çok rahatsız olduğumuz şahsın üslubu konusunda uyarılmasını rica ediyorum...
sancak1967 - 10/MAR/2010 07:33
Altıyüz ve sekizyüz muhabbetine kaldığımız yerden devam edelim.Aşağıda Altaylı beyan ediyor ki sekiz yüz Faruk Sürenin belirttiği rakam olup altı yüz ise benim belirttiğim rakamdır.Ancak konu ile ilgili ilk yazıda ise böyle bir netlik yoktur.Ben buradaki tezada parmak bastım.
Zaten hesabın içine girmedim.
Yazı içindeki çelişkiyi göstermek istedim
Anlayana...
"Ben Galatasaray’ın borcunun 600 milyon TL olduğunu söyledim. Faruk Süren ise son alınan “birleşme kredisi” ile birlikte bu borcun 800’e çıktığını iddia etti."
sancak1967 - 10/MAR/2010 07:51
Kartal'da seçimi Ak parti kaybetti.Pendikte ise CHP oylarını artırdı ama seçimi kazanmasına yetmedi.
Bu bölgeler kentsel dönüşüm projesinde yer alıyorlardı.Bu bölgelerdeki menfi propogandayı bizzat şahit olanlardanım.Kendi ailemin ve akrabalarımın yaşadığı yerdir.İnternet sitelerinde o günki belediye başkanına edilen sözleri okumuştum.Seçim öncesi kara propoganda nasıl yapılır en güzel örneklerini verdiler.
Kentsel dönüşüm projesi yapılamadı.
Ama deprem olursa suçlusu kim?
Vatandaşı kışkırtıp evini elinden alıcaklar ,yandaşlara peşkeş çekicekler deyip kentsel dönüşümü engelleyenler sonrasında deprem sonrasındaki tabloya ne diyecekler ?
Vatandaşın hakkını yemeden bir çözüm için yol aramak varken bölgeyi uçuracak bu projeyi engellemek doğru bir yol mudur?
Başımızı kuma sokmayalım...
Hükümeti ve yerel belediyelerin kolunu bağlayarak sonrada niçin iş yapmıyorsunuz derseniz hiç haklı olmazsınız...
Türkiye tartışmalarını açıkça yapmalıdır.
Ben binaların kuvvetlendirilerek depreme karşı bir tedbir alınacağına inanmıyorum.Kentsel dönüşüm projeleriyle ama vatandaşında hakkının yenmeyeceği çözümlerle bu sorunun çözüleceğine inanıyorum.
Vatandaşın mülkiyet hakkına saygı duyulmalıdır.
Mutlaka vatandaşa kazandıran çözümler bulunmalıdır.Bu kentsel dönüşümlerle zenginliğine zenginlik katacaklar yanında mutlaka vatandaş bu zenginlikten payına düşeni almalıdır.
Başbakanın çok sevdiği kazan -kazan burada da işlemelidir.Nasreddin hocanın bir ziyafette ev sahibinin yemeği tamamını hüpletip öldüm öldüm demesine isyan ederek biraz da biz ölelim dediği gibi ev sahibi vatandaşları haklarını görmek gerekiyor.
Bu projeye karşı olmayan ama bu projenin büyüklüğü nispetinde bölge halkına bu büyüklüğü tam yansıtamıyan kişilere ise mutlak anlamda karşıyım.
Sen kazancaksın ama bölge halkı yetinecek..
Yok böyle bir adalet...
Mal sahibini gözetmeyen adalet olmaz.
sancak1967 - 10/MAR/2010 08:08
Biz boşnaklar inatçı olarak biliniriz.
Gerçektende öyleyiz.
Üstelik kendi sülalem hakkında anlatılan bir hikaye vardır ki bu inatçılık olayını tam anlamıyla pekiştiriyor.Ben bu hikayeyi değil de bir anımı anlatmak istiyorum.
Dayımla birlikte Şile'ye gittik.Güneşten korunmak için yol üstü deniz malzemeleri satan pazarcıdan şemsiye almaya karar verdik.Şilenin güneşi malum insanı yakar.
Dayım pazarcıyla müthiş bir pazarlığa tutuştu.
Şemsiyeye beş lira para istedi.Pazarcıda Nuh dedi peygamber demedi.Pazarlıkta uzlaşma olmadı ve şemsiyeyi alamadık.
O zaman dayımın sözü hiç aklımdan çıkmadı.
"Yanarım ,yanarım bu şemsiyeye beş liradan beş kuruş fazla vermem"
Bunu niçin anlatıyorum ?
Bu deprem mevzunda çözüm olacaksa vatandaşın hakkını tam olarak alması gerekiyor.Japonyada zenginler toprak sahipleridir.Kentsel dönüşüm projeleri vatandaşa ulufe dağıtır gibi sunulursa kimse dayımdan farklı bir davranış beklemesin...
Kazan kazan olsun...
Biri yer biri bakar olursa kıyamet kopar.
netekim - 10/MAR/2010 08:33
Zihinler beton gibi,vicdanlar gece gibi kapkara,
Ölmeyipte ne yapsin kerpic evdeki fukara...
vlkns - 10/MAR/2010 10:14
6,0 lık bir depremde 50 kişinin öldüğü bir ülkede yaşıyoruz malesef.Kendimize nerede olduğumuzu hatırlatıyor.Ülke insanı olarakta suçluyuz.17 Ağustosta yaşadığımız o acı tecrübeyide unutmadıkmı?Sokaklara hemen acil durumlar için konteyner koymuşlardı.Hazırık yapacaktık bir ciddiyet vardı sanki.Şimdi herşey unutuldu.Saçma sapan ülke gündemleri hergün.Unuttuk deprem ülkesinde yaşadığımızı.Hatırlıyorum o zamanlar depreme dayanıklı masalar odalar pazarlanıyordu.Şimdi adı bile duyulmuyor.Çünkü unuttuk deprem ülkesinde yaşadığımızı.Apartmanı için aidat parası ödemeyi çok gören bir zihniyetin olduğu toplumumuzda depreme karşı binanın güçlendirilmesi için para toplanacağı bana çok gülünç geliyor.Çünkü biz tamamen Allaha emanet yaşıyoruz.Kaderimizde ne varsa o olur diyoruz.Yöneticileri suçlamak bence haksızlık olur.Hepimizin suçu var.Basını suçlamak moda bende suçlayayım basını:)Sizlerin elinde hergün insanlara ulaşma imkanı var insanları yönlendirme imkanı var neden depremle ilgili bir sayfanızı hergün gazetenizde ayırmıyorsunuz?Olmaz çünkü depremle ilgili bir sayfa pek karlı olmaz.Bizler depremle ilgili binamızda güçlendirecek bir olaya katkıda bulunmayız gerek yok.Devlet yöneticileri depremle ilgili yapacakları yatırımlar gözükmüyor oy gelmez o da olmaz.17 Ağustos sonrası 3 ay içinde bir proje geliştirip ülke geneline yaydık yaydık yayamadık işte böyle unutulur deprem ülkesinde yaşadığımız...
sancak1967 - 10/MAR/2010 11:14
EDİTÖRDEN
Ümit bey biz kadınlara bir özür borcunuz var bilmem farkında mısınız?
Sayın barış sevgi yanılıyor muyum
Böyle bir gafa editörün tepkisi oldukça yetersiz kalmış....
:))
Özrü kabahatinden büyk olmaz diyorum...
Bu arkadaşımızı kınıyorum.
Kadınlar konusundaki ön yargıları nedeniyle ben özür diliyorum.Bir cümleye istinaden yapmış olduğum yoruma not yazan editör hanıma kesinlikle hak veriyorum.
Yanılmışım...
hayyamyam - 10/MAR/2010 11:18
ben yazdım kardeşim; mıster nısanyan halaçoğlu hocanın karşısına çıkacak kapasitede ,ve teketek e çıkacak nitelikde değil diye
haklı gerekçelerle yayınlanması uygun görülmedi....
ok.
ama happy bırrtday party nedeniyle(katılmazsam 1 yıl boyunca karalahana sarmalardan uzak kalma korkusu vardı)
seyretmedim....
verilen tepkilerden dolayı kendimi kutluyorum....
fatih bey şöyle diyebilir...
kimlerle karşı karşıyayız görün istedim...
ama bu bence konuğun yetersizliği gerçeğini kapatmaz.
aynı humeyniye aşık olan kızlar meselesinde olduğu gibi..
pervasızlıkları giderek yayılıooo çünkü....
Resit Cengeloglu - 10/MAR/2010 11:19
"""barış sevgi - 09/MAR/2010 21:50
Bu akşam Teketek'ten çok rahatsız oldum. """
İnanın bende çok rahatsız oldum. Kifayetsiz bir Muhteris almış sazı eline sadece kendi doğrularını dillendiriyor ve üslubu saldırgan. Bu birinci rahatsızlığım...
İngilizcenin bütün dünya dilleri üzerindeki egemenliği tescillenmiş gibi ikincil bir rahatsızlığım oluştu...
Üçüncü rahatsızlığım ise ;
Prof. Unvanlı hocamızın beraberinde getirmiş bulunduğu dökümanlar üzerinden akıcı bir dil ile Fransızca okuyamaması veya bilmediğinden dolayı olsa gerek sadece tercüme edilmiş bölümü göstermesi ! Bunu tevsik maksadı ile metinleri Fatih Altaylı'nın önüne uzatması, Altaylı'nın ise bu metinleri Galatasaray Lisesi mezunu olmasına rağmen çok kötü bir Fransızca ile okuması.
Metin ve Belgeler Nişanyan'ın önüne geldiğinde ise, hazretin bunları billur gibi akıcı ve hoş bir telaffuz ile okuması, algılaması ve anlaması, yanlış tercüme edildiğini göstermesi, bunun teyidini keza Altaylı'nın haklısınız gibi yarım bırakması...
Beni oldukça rahatsız etti... Şart mıdır bu belgelerin Fransızca orjinalleri üzerinden tartışılması ? Madem akıcı, sürükleyici bir lisana vakıf değilsiniz, o halde bunu vakıf olduğunuza inandığım İngilizce üzerinden metin ve belgeler eşliğinde yapsaydınız..
Adama hak etmediği bir paye ve açık kapı bırakılma adına sadece Fransızca'yı etkin kullanması sayesinde empati sağlattınız. Yazık...
Bakın bu tespitimi ince bir ironi ile sevgili Ümit Arkadaşımız belirtmiş..
“””Ümit Pehlivan - 10/MAR/2010 01:20…ve eksik fransızca bilgisi!”””
Sevgilerimle,
R.Ç.
hayyamyam - 10/MAR/2010 11:28
istanbul depremindee suçlanacak kişi ve kurumlar..
1-kendim depreme dayanıklı binayı seçmediğim ve bunu seçecek kadar zengin olmadığım için
2-bu belediye başarılı deyip bu adamları başımıza sardıkları için bunlara oy veren herkes
3-kerpiç olmadığı için deniz kumu suçlanacaktır.
4-her zamanki gibi deniz baykal suçludur...
5-m2 sine yaklaşık 1 tl verip evini depreme karşı sigortalamayan lara gülünüp geçilmek varken üzüntü duyulacaktır..
6-deprem olduğunda sağ kalınırsa hemen köye kaçılacaktır...deprem de evi yıkılan sigortalılarımız işyerinin önüne tekel çadırı kurabilir .o yüzden....
7-iyi birşey yaptıklarında böbürlenip aslında siyasetçi gibi herşeyi unutan medya suçlanacaktır. ve şu anda suçlanmaktadırlar tarafımdan...
8-şaka bir yana buradan naçizane tavsiyem...
1 aylık sigara veya kuaför masrafına....
kimseye muhtaç olmamak için...(allah etmesin)
evinizi sigorta ettirin.....
ölmesseniz sağ kalırsanız tabi.....
yada arkada evsiz barksız bi aile bırakmamak için..........
not: bide alternatifiniz olsun... bizim köy gibi....
sevgiler ve saygılar
Ümit Pehlivan - 10/MAR/2010 12:07
Selin hanim ve degerli kadin yorumcularimiz...
bakiniz ben ne yazdim?
"Ne demiş büyük aydınımız Cem Yılmaz: 'kadın doğuştan hazırlıklıdır, yalanını anlayamazsınız...' "
CEM YILMAZ ... aydinimizin lafini, tespitini aktardim!
Kaldi ki bunlari yazarken bir dogruyu yok sayamayiz!
Hangi "Koca" bu güne kadar karisiyla bir konuda kavga ettigi zaman kazanabilmi$tir?
Varsa ismini yazsin ben de ona "Yalannnnnnnnnnnnn" bagirayim!
:)
Ho$çakalin
Ümit Pehlivan
Not: benden bir tavsiye: ermeni meselesini savunmak için birakin erkek tahriçileri... yetmiyorlar, yeti$emiyorlar... Tarihçi, professör, yazar veya sanatçi hanimlarimizi yollayalim... Hepsini birden yollayalim...ermeniler 2 haftada havluyu atip pes ederler!
EDİTÖRDEN
Açıkçası kırıldım çünkü bu sadece şaka değil sonuçta sizin şahsi görüşleriniz.
Neyse ben kendimi örnek verdiğiniz gruptan ve durumdan tenzih ediyorum.
Saygılarımla
Hasan Tevfik - 10/MAR/2010 12:27
Reşit Ağabey; tespitlerine katılmakla beraber, herhalde Altaylı bir canlı yayın rezaleti yaşamamak için bu kadar sakindi diyorum.
İlgili kişi, dışkısını eşinin üzerine dökme konusunda ustayken Allah korusun biraz daha sinirlenip canlı yayında da ya aynı şeyi yapmaya kalksaydı...
Karşısında ben olsam ben de korkardım açıkçası...Ne tercüme yapabilirdim ne de doğru dürüst konuşma...
Delidir ne yapsa yeridir...
Ben Altaylı'yı sadece şu konuda eleştiririm:
Karşı tarafta bu konuyu konuşacak tek bir akıllı yok mu?..
Kalmadı mı?
Selamlar;
sancak1967 - 10/MAR/2010 12:57
Talat Paşa günlüklerini yayınlayan da Murat bardakçıydı.
Ahmet Altan'ın yazısını okudum.
Bugünki yorumları okuyorum.
Acayip sıkılıyorum.
Memnun olmak mümkün değil.
Hayatın benimle bu kadar tezat olması kader mi?
Hakikaten de yanlış bir şey var.
Altaylı'yı kutluyorum.
Türkiyede konuşulması zor bir konuyu tarafsız biçimde yönettiği için ,taraflara haksızlık yapmadan ,kimseye torpil geçmeden bir tartışma programı yaptı.
Bu çok önemli...
Türkiye kendi tezlerini masaya koydu.
Söyletmezük demeyen bir hocamız oldu.
Kusurlarımız yok mu o kadarı da kadı kızında var.
Bugün ben mutlu olmak istiyorum.
Varsın dünya benimle mutluluğu paylaşmasın.Varsın rüzgar fırtına gibi essin ...
Teke Tek çok güzel bir şey başardı.
Haberiniz var mı?
nihatural - 10/MAR/2010 13:06
öldüren ne deprem ne de kerpiç ev.
öldüren fakirlikdir.
Fakirsen ölürsün.
O zaman ne yapmak gerekiyor.
Zenginleşmiş batı ulusları gibi davranmak gerekiyor.
Yani biz onların bilimini alalım kültürünü almayalım kızlar üniversiteye türbanla girsin gibi safsataları değil komple sanat ve kültür de dahil her şeyini almalıyız.
Tek çıkış yol Atatürkün gösterdiği yoldur.Ama biz AKP zihniyetindeki partilere oy verirsek sittin sene adam olmayız
cingizhan - 10/MAR/2010 13:07
HAZIRLIKLI OLMAK
Haklı olmak hiçbir zaman yetmez.
Sayın Halaçoğlu ve diğerleri.
Yani bizler,
evet hepimizi
ONLAR VE BİZLER diye
çoktan ayırdıkları için BİZLER diyebilirim.
Bizler, sadece BİLDİĞİNİ ANLATMAYA ÇALIŞAN’ların
YÖNTEM DEĞİŞTİRMESİ GEREK.
Hem kendisine dindar sağ diyen iktidar,
hem de onları kayıtsız şartsız destekleyen,
Eski Marksist, şimdinin liberalleri,
Yani önceden onları aşağılayanlar,
Bildiğin anlatmak peşinde değil.
Kazanmak, sadece kazanmak,
Tartışmayı kazanmak,
Dinleyenleri kazanmak,
Oy kazanmak.
Taktik ortada:
Tartışma masasına otur,
Karşındakini dinlermiş gibi yap,
Sonra da sadece hazırladığını söyle
Ne anlatılırsa anlatılsın
Dinleyip vakit kaybetme
Sadece hazırladığını anlat.
İnandıramasan da,
şüphe yarat yeter.
Şüphe yavaş yavaş büyüsün
İşte başarı.
Kavanozcu ile profesörün tartışması da böyle başladı.
Birkaç cümleden sonra dayanamadım kapattım.
Hiç olmazsa evimin içinde bu yalanlar yankılanmasın dedim.
Şimdi Adana’dayım.
İsyandan önce, Otuzbin ermeni katledilmiş.
Peki nerede mezarlar.
Dedemin erzurumdaki köyünde yüzer yüzer öldürülen
Türklerin, yani akrabalarımın toplu mezarları var.
Peki nerede, Adana’da öldürülen OTUZBİN ermeni.
Haydi,
GELİN, HER YERİ KAZIN,
İSTER TEK, İSTER TOPLU MEZAR BULUN,
Amele parasını ben vereceğim.
Bu kadar kişi öldürüldüyse, kemiklerini de mi yediler ki ortada yok.
İktidarda da, düşmanlarımızda da,
Yöntem aynı,
Çamur at, şüphe yarat
Suçlama yap, delilin ciddi olmasa da fark etmez,
Kendi yaptığına ise nalıncı keseri misali
Savunmaya giriş.
barış sevgi - 10/MAR/2010 14:59
Ümit Bey, 1:20 de ki yorumunuz için keşke kadınları katmadan yapsaydınız.
Konu kadınların aklı mı, Sevan ve onun gibilerin kafası mı?
Özür beklemiyorum. Muhakkak kadınların bu tutumu ile ilgili sıkıntılarınız olmuş ki inanarak yazıyorsunuz. Ama belirtmeliyim hepimiz öyle değiliz. Ve ya bu bir kendini koruma biçimi olabilir mi? Empati kurmak lazım.
sadison - 10/MAR/2010 15:04
STOCKHOLM (A.A) - İsveç'teki 3 gazete, dün Hz. Muhammed'in karikatürünü çizen İsveçli karikatüristi öldürme planı yaptıkları gerekçesiyle 7 kişinin yakalanmasından sonra, bugünkü sayılarında karikatürü yeniden yayımladı.
İslam dünyasını rencide eden karikatür, Dagens Nyheter, Expressen ve Sydsvenska Dagbladet gazetelerinde yer aldı.
Sydsvenska Dagbladet, karikatürü dünkü haber çerçevesinde yayımladığını belirtirken, Expressen yayımlama nedenini "haber değeri taşıması ve ifade özgürlüğü konsunda bir tutum almak" olarak açıkladı.
İrlanda polisi, dün İsveçli karikatürist Lars Vilks'i öldürme planı yaptıkları gerekçesiyle 4 erkek ve 3 kadını gözaltına almıştı.
Karikatür, 18 Ağustos 2007'de "İfade özgürlüğünün önemini göstermek için" ibaresi altında yayımlanmıştı.
El Kaide'nin Irak kolunun lideri Ebu Ömer El Bağdadi, internet üzerinden, Lars Vilks ile gazetenin yazı işleri müdürü Ulf Johansson'un öldürülmesi çağrısında bulunmuştu.
EVETTT müslüman dünyasındaki ifade özgürlüğü anlayışını görüyorsunuz,hemen öldürelim,hemen keselim. İfade özgürlüğü ifade özgürlüğüdür kanuna yasalara aykırı bir durum varsa hakkını mahkemelerde arayabilirsin hemen adamları asmaya kesmeye kalkmanın tek cevabı var cehalet. Fikir olarak teknolojik olarak gücün yetmeyince öldürme ve terörizm ile karşılık veriyorsunuz.
ÜSTELİK sancaK arkadaşın dediği gibi herşey konuşulmalı, eleştirilmeli,hiçbir şey tabu olmamalı.Bence artık Hz Muhammed ve arap kültürü de eleştirilmeli,hataları açık açık söylenmelidir. Tabi eleştiri sınırlarını aşmadan terbiyesizlik yapmadan. Siyasal islamcılar gibi herkesi ergenekon terör örgütü, teröristi diye adlandırıcak bir eleştiri anlayışı olmadan. Saygılar.
sancak1967 - 10/MAR/2010 15:18
Ne öğrendik...
Yahudi lobisi sessizce Türkiye'yi destekledi
Huffington Post 10 Mart 2010
Huffington Post'ta yayımlanan makalede, sözde soykırım tasarısını onaylayan ABD ağır eleştiri alırken, kritik oylamada Yahudi lobisinin sessiz bir şekilde Türkiye'yi desteklediği savunuldu.
New York Üniversitesi Küresel İlişkiler Merkezi öğretim üyesi Alon Ben-Meir, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımasının ABD’nin tarihi gerçekleri araştırmasından çok, uygunsuz zamanda yapılmış bir siyasi tiyatro ile ilgisini olduğunu belirtti.
Meir, soykırım kadar ciddi bir ifadenin sadece onu kullananların ahlaki bakışlarına bağlı olmadığını, aksine olayların yaşandığı tarihsel koşulların derinlemesine anlaşılmasından geçtiğini vurguladı ve şöyle dedi:
“Ermeniler iddialara yönelik resmi soruşturma talep etmekte her türlü hakka sahip. Ancak ABD, ne düzenli araştırma olmadan bir asır önceki olayları soruşturacak ahlaki konuma ne de siyasi konulara malzeme etmek için insan hakları suçlamalarında seçici olma hakkına sahip.”
Alon Ben-Meir
ABD Kongresinin tersine, İsrail’in Türkiye ile olan stratejik ilişkisine dikkat ederek hareket ettiğini belirten Meir, oylamanın tek bir farkla sonuçlanmasını Yahudi lobisinin sessizce Türkiye lehine hareket etmesine bağladı. Meir, “Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail tarafından hoş görülmeyen açıklamalarına rağmen, İsrail diasporası Türkiye ile mevcut olan ilişkilerinin stratejik yapısının ve Türkiye’nin Batı ile olan ilişkilerinin devam ettirilmesinden yana” ifadesini kullandı.
Öte yandan, Başkan Obama ve diğer Temsilciler Meclisi üyelerinin kararın Kongre genel kurul oylamasına ulaşmaması için çaba göstermesi gerektiğini belirten Meir, Kongre’nin bu kritik dönemde karara müdahale etmesi halinde, bunu haklı çıkarmak için kullanılan ahlaki tartışmaları da çürüteceğine dikkat çekti.
LOBİNİN KARARA ETKİSİ
Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi başta olmak üzere birçok Kongre üyesinin Ermeni lobisine yakın olması, oylamanın ahlaki alandan çıkarak politika tarafa kaymasına neden oldu.
Öte yandan, Dış İlişkiler Komitesi, alınan kararın Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu gibi ortaya çıkaracağı baskı yaratacak konuları öngöremedi.
Meir, Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşme sürecini ve Türk-ABD işbirliğini zedeleyecek kararı alan Kongre üyelerinin, elde edecekleri şahsi kazançların yanında ABD’nin çıkarlarına en ufak katkıda bulunmadıklarını da belirtti.
“Bu kadar ciddi bir karar Türkiye’nin kimliğine bir hakaret kabul edilecek politik bir davranışla değil, en yüksek ahlaki değerlendirme ve soruşturmayı gerektirir” diyen Meir, soykırım gerçekleşmiş ise bunu iki yılda bir seçilen politikacıların değil, uluslararası soruşturma yürütecek uluslararası bir mahkemeye bırakılması gerekir yorumunu yaptı.
TÜRKİYE ÖNEMLİ MÜTTEFİK
ABD’nin iyi bir müttefiki olan ve Irak, Afganistan ve Arap-İsrail barış sürecinde verilen çabaları destekleyen Türkiye’nin yüzyıl önce yaşanan bir olay yüzünden sorumlu tutulmasını eleştiren Meir, Temsilciler Meclisi üyeleri için, “İç siyasi çıkarlar güdülerini utanmadan yönlendirirken, verdikleri kararı alabilmek için gereken ahlakı kendilerinde nasıl bulabiliyorlar?” diye sordu.
Sigorta olayını biraz açman lazım, hangi sigorta ve evin ederini karşılarmı ? Mesela ;
. DASK poliçesi
. Özel Sigorta (Deprem, Doğal afet, su taşkını, yangın, Terör, hırsızlık olaylarını ihtiva eden) Sigorta poliçesi
Malum DASK işin toprak bedeli olan maliyeti bile karşılamıyor, buna rağmen devlet baba illaki yaptıracaksın demekte. 1999 dan günümüze her sene muntazam DASK yaptırıyorum son sene ki, 13 Mart itibarı ile bitmekte (İyiki konuyu açtın) olan poliçeye DASK bedeli olarak 247,32 TL ödemişim bu prim standart ve karşılığı 132 bin TL. Bu para ile arsanın hissesini alman bile zor bir açıklama yaparsan biz yorumcular olarak seviniriz ?
Konut Sigorta poliçesi primi olarak yıllık 1965 TL ödemekteyim bu bile olası depremde elimizde olanı karşılamıyor Buna ne dersin ?
Tabiidir ki, en kötü önlem bile hiç olmamasından daha iyidir ancak İstanbul için öngörülen deprem sonrası bina çöktü biz çekirdek ailemizi sağ/salim kurtardık, reasüre edilmesine rağmen böyle bir afetde sigorta şirketleri defaten bütün hak edilenleri hemen ödeyebilecekmi ? Ne dersin ?
Sevgilerimle,
R.Ç.
barış sevgi - 10/MAR/2010 15:59
TürkTime'dan
Sarıgül Hareketi Neyin İmecesi?
Uzun zaman Baykal’ı devirip CHP’nin başına geçme hayaliyle avundu. Ama Baykal’ı alt edemeyeceğini onca denemeden sonra net bir şekilde görünce dümeni DSP’ye kırdı. Ancak DSP sevdası çok uzun sürmedi.
Sarıgül şimdi yeni bir oluşumla partileşme yolunda ilerliyor. Hedefi yıllardır neredeyse her konuşmasında dile getirdiği o iddia: İlk seçimde iktidara gelmek. Bu iddiasına tüm varlığıyla inanıyor gözüküyor. Çünkü tüm yaşamını adadığı liderlik yolunu kendi kendine kapatacak şu sözü vermez herhalde: Eğer iktidara gelemezsem partimin başında durmam.
Öyle kapalı kapılar ardında verilen sözler de değil bunlar. Ekranlarda, gazete röportajlarında, açıkça, kayıtlara geçecek bir şekilde.
Bu durumda iki olasılık var: Ya gerçekten bu iddiası kendine inandırıcı geliyor ya da maksat ortaya bir güçlü bir imaj koymak, söz nasıl olsa tutulmasa da olur.
Verdiği sözün Sarıgül’ü bağlamadığını gördük çünkü. Çok fazla geriye gitmeye gerek yok… Partileşme sürecine İzmir’de start verdiği zaman halen yürütmekte olduğu Şişli Belediye Başkanlığı’ndan ayrılacağı söylemiş, hatta istifa tarihini dahi duyurmuştu. O tarih geldi ama Sarıgül ne istifa etti ne de bunun hesabını verdi.
Tuhaftır…
Muadilleri özel yaşantılarına kadar delik deşik edilirken bu kadar iddialı bir isim nedense basın tarafından hep nasıl gümbür gümbür geldiği içeriği ile haberleştirildi. Ne geçmişi deşildi, ne hakkındaki iddialar masaya yatırıldı, ne çelişkileri ortaya serildi.
Sanki tüm basının Sarıgül ile ilgili zımni bir sözleşmesi var, Allah’ın birliği dışında birbirini çürütmek için yarışan karşıt gruplar bile söz konusu Sarıgül oldu mu tüm araştırmacı gazeteciliklerini bir yana bırakıp sadece “görünen Sarıgül’ü” sunuyorlar.
Oysa Sarıgül’ün sıkı sıkı irdelenmeyi hak eden bir geçmişi var. Açlıktan verem tedavisi gördüğü, araba yıkadığı günlerden plazalara taşınan bir hayat öyküsü var bu yaşamın içinde… Yani nereden baksanız yığınla öykü çıkar. Hayli çelişik böylesi bir figüre nasıl duyarsız kalınır ki? Hem de bu kadar göz önündeyken. Ama kalınıyor.
Olsun… Biz yine devam edelim…
Sarıgül her konuda çok iddialı… “Hakkımda açılmış bir tek dava yok” diyor, ısrarla. Oysa Sarıgül’ün’ün doğruyu söyleyip söylemediğini test etmek için İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin koridorlarına uğramak yeterli. Uğramışken şöyle bir soru sorulabilir mesela; Cumhuriyet Savcılığına “Mustafa Sarıgül için adam vurdum ama şimdi konuşmayayım diye Sarıgül ve adamları beni öldürmek istiyor” diye dilekçe veren kim?
Ya da… Mustafa Sarıgül’ün Şişli Belediyesi’ne ait araçların sigorta işlerini verdiği kardeşi Bülent Sarıgül ve eşinin hangi suçtan mahkemeye düştüğü de sorulabilir.
Binlerce insanı mitinglere taşıyan özel uçak/helikopterle dolaşan Sarıgül parayı nereden buluyor diye de sorabilirsiniz belki ama Sarıgül’ün vereceği cevabı şimdiden söyleyelim: “İmece yöntemi ile. Tüm bunlar gönüllük esasına göre yapılıyor.”
Ezcümle; Sarıgül şanslı bir isim. Toplumsal paranoya her yerde ve halk o halde ki; bırakın beyanın inanmak için yeterli olduğu dönemleri, belgeli açıklamalar bile inandırıcılık taşımıyor. Ama şanslı dedik ya, bu imece açıklaması bile sizi inandırabilir. O zaman şu masum soru iyi gelebilir bünyeye: Bu neyin imecesi?
Ha… Sorulacak yığınla daha soru var. Şirketleri, ortaklıkları, bu günkü servetine giden yol hikâyesi…
sancak1967 - 10/MAR/2010 16:11
İnsanlar teröre karşı tek ses olmalıdır.
Özellikle müslümanlar terörü açıkça kınamalıdır ve telin etmelidir.
İslam ile terör yan yana bile gelemez.
İslam barış demektir .
Terör ise tedhiş demektir.
Açıkça terörü telin etmiyen amalar uyduran islamı doğru dürüst bilmiyor demektir.Terörü yöntem olarak seçenlerin islam dünyasına düşmanlığı kolay kolay kimse tarafından verilemez.
dünyada hak ve adalet hakim olduğunda bazı olayların gerçek yüzünü ,bazı grupların arkasındaki gerçekleri öğrenmiş oluruz.
Kalpte bilgi aracıdır.
Kalbinizin hoş görmediği doğru olmaz.
KOCASOPA - 10/MAR/2010 17:10
TERS GİDEN ŞEYLER
bir şeylerin ters gittigini
anlamıştım
bir gün
küçük...minnacık
bir güneş ışıgını
tutmaya çalıştıgımda
kayıp gitti
uçtu gitti parmaklarım arasında
girmedi hiç bir kalıba..hiç bir şekle
emir almayı istemez gibi
hür ve bagımsız
oysa yerinde duruyordu herşey
sandalyaler ve halı
ve bütün köşeler
ve bütün dünya
hepsi sanki bir şeyler bekliyordu
benim gibi umutsuz
bir gün
güneş ışıgını
yakalamak ister gibi
çaresiz
Dorothea GROSSMAN poetry drgisi 2010 mart sayısı
Türkcesi...Metin ŞAHİN
KOCASOPA - 10/MAR/2010 17:16
Biz mi İMF eyle anlaşma yapmıyoruyz yoksa İMF mi yanaşmıyor:Elbette IMF yapmyor bhu anlaşmayı.Türkişye kara paraların vergilerinin ödeberek aklayan bi r ülke omaktan çıkmadaıktan sonra ve buna olanak veren yasalar ortadan kakldırılmadıkca bu anlaşima yapılamaz.Kimse ekonomimizin düzeldiğini söylemesişmn.çve deprenm paralsarı yerleriğne ulaşsın.
KOCASOPA - 10/MAR/2010 17:25
YAZ
VE GÜNDEN GÜNE
gelişir ..olgunlaşır
kendini begenmiş
yaz
birdenbire canlanan
parlak yeşil taze günahlarımızla birlikte
ama bazen esen
o sert kuru rüzgar var ya
birbir,iyle kavga ettirir
güzelim manolya dallarını
sonra yeşil yaprakların ucunda
teselli edercesine söyler
serin yatıştırıcı şarkılarını söyler
ve sonra uçar gider
kaybolur birdenbire
oysa ardında kalan yapraklar
hala oradadır hüzünlü
agaç yine yeşildir umursamaz
oysa ne ne yazık ki
bir kere kırı havanın kalbi
bir daha koılay kolay
düzelmez ki
Carlo BETOcchı 201o Poetry dergisi
Türkcesi...Metin ŞAHİN.
sancak1967 - 10/MAR/2010 17:47
TÜSİAD Başkanı Boyner'in IMF değerlendirmesi
10 Mart 2010
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, IMF stand-by görüşmelerinin durdurulmasına ilişkin olarak, “Bu noktadan sonra da dış finansman Türkiye için üzerinde durulması gereken, hükümetin üstünde durması gereken bir konu” dedi.
Boyner, “Türkiye-Kore İş Forumu”nun ardından gazetecilerin sorularını yanıtlarken, IMF ile gelinen noktayı iş dünyasının nasıl değerlendirdiğine yönelik olarak, 2008 yılından, yani kriz çıktığı andan itibaren biten anlaşmanın yerine yeni bir IMF anlaşması yapılırsa, krizin daha az zararla atlatılacağını öngördüklerini hatırlattı.
2008 yılı ve 2009 yılının başında, bunu birçok kez gündeme getirdiklerini anımsatan Boyner, şöyle devam etti:
“Bugün geldiğimiz noktada yeni bir IMF anlaşması olsaydı, muhteviyatında neler olacaktı diye bakarsak; aslında birtakım devam eden yapısal reformlar, mali disiplin önceliği ve büyümeye geçişin doğuracağı dış finansman ihtiyacının kısa vadede finansmanı gibi bir paketle karşı karşıya kalacaktık. Doğrudur, Türkiye'nin şu anda bir orta vadeli programı var ve bu program çerçevesinde de çalışmalar devam ediyor. Bundan sonraki süreçte eğer orta vadeli programın içine mali kuralla birlikte bir mali disiplin anlayışı konabilirse, aynı zamanda programa bağlı olarak birtakım yapısal reformlar da gene orta vadeli program içine konabilirse, bu iki perspektifi yerine getirmiş oluruz. Geriye kalıyor, kısa vadede finansmanın, yani doğacak dış finansman açığının nasıl ortadan kaldırılacağı. Burada da en çok üzerinde durmamız gereken konu, dışarıdan böyle bir arzın olup olmayacağı ve o arzın Türkiye'ye teveccüh edip etmeyeceği. Herhalde bu konuda da hükümetin bir çalışması vardır diye düşünüyorum.”
IMF tartışmasının son zamanda “içi boş bir tartışma” haline geldiğini dile getiren Boyner, “Önemli olan burada Türkiye'nin büyümeye geçerken ihtiyacı olacak finansmanın sağlanmasıdır. Bunun nasıl yapılacağı eğer önümüze koyulursa veyahut da program içinde buna göre bir pragramatik anlayış konulursa, reformlar konusunda, zannediyorum daha açıklığa kavuşur olay” dedi.
Boyner, IMF dışında başka bir dış kaynak olasılığı görüp görmediklerine ilişkin olarak da, Türkiye'ye her zaman sermaye girişi olabileceğini belirterek, “Daha çok arzın varlığının üstünde durmak istiyorum. Yani dış dünyadaki gelişmeler, ne çerçevede olacak ve Türkiye'yi nasıl etkileyecek, o arz olursa, Türkiye teveccüh edecek mi o da biraz bizim programımızın içindeki mali kuralın işlemesine, yapısal reformların devamına bağlı” dedi.
“IMF anlaşmasının olmamasını, iş dünyasının sonuç alamaması şeklinde yorumlayabilir miyiz?” sorusuna Boyner, “Hayır öyle yorumlamayalım. Bence bu konuda biz çok net baştan beri konuştuk. Bir baskı söz konusu değil, biz fikrimizi net olarak söyledik. Türkiye, krizden nispeten az etkilenen ülkeler arasında yer aldı ama, 'bir IMF anlaşması olsaydı eksi 6 yerine daha düşük bir oranda mı küçülürdük'... Bunu bugün konuşmak belki çok faydalı değil ama oralara çekmeyelim tartışmayı. Ama bu noktadan sonra da dış finansman Türkiye için üzerinde durulması gereken, hükümetin üstünde durması gereken bir konu” yanıtını verdi.
Boyner, mali kuralın önemine işaret ederek, 8 Nisan'da Ankara'da Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısında en fazla üzerinde duracakları konunun, mali kural olacağını bildirdi.
Hurriyet
zinedkog - 10/MAR/2010 17:57
vlkn'ye
6.0 siddetinde depremde 50 olu diye yazmissiniz .her ne kadar richter olcegi depremin siddetini belirlese de ,depremin ne kadar hasar yapacagi yuzeye yakinligi belirler .yani 6.0 siddetinde 30 km derinlikte bir depremle yine 6.0 siddetinde 15 km derinlikte olan depremin hasari ayni degildir .bizim cografyamizda depremler 14 km den basladigi icin hasar iki katina cikar ..bunu goze almadan sadece deprem siddetine bakarak yorum yapmak yanlis olur .ulke capinda butun yapi sektoru bu gercegi goze alarak plan ve proje yapmadikca 4.0 siddetinde bile olumler olacaktir ..
seeven hill - 10/MAR/2010 18:01
çok bilen yorumcu;
...iki günde ıkına sıkına cevap olarak bunu mu yazdın. bu kadar sıkmasaydın kendini.
...aç o yazını bir daha oku bakalım ne yazmışsın.yanlız okuduğun romanların ismini değil, yazdıklarını bile unutuyorsun.:)))
deprem bölgesinde kızılay ve 8. kolorduya bağlı askerler sıcak yemek dağıtıyormuş, aman dikkat etsinler bir süre sonra berk paşa gibi halkı hükümete karşı kışkırtmak için yemek dağıtmaktan yargılanabilirler. ne olur, ne olmaz burası türkiye
*Yorum yapabilmek için üye olmanız gerekiyor. Eğer kayıtlı üyemizseniz her sayfanın üst bölümünde yer alan kullanıcı adı ve şifre alanlarını doldurarak giriş yapınız.