BONJOUR... Yani günaydın.
Deprem diye bir şey varmış. Olursa çok fena olurmuş. İnsanlar ölürmüş.
Hatırladık değil mi?
Çok değil 6 büyüklüğünde oldu Elazığ'da dün.
Bu büyüklükte bir deprem Bangladeş'te bile can kaybına neden olmazken bizde 50'den fazla insan öldü.
Ve biz 11 yıl sonra hatırladık ki "deprem diye bir şey varmış".
Eğer hazırlıklı değilseniz, eğer binalarınız sağlam değilse can alırmış.
Hem de en hafifi bile.
İşte birinci sayfamızdaki fotoğraf.
Arkada biraz daha sağlamca yapılmış iki ev var. Zannetmiyorum ki, müthiş betonarme binalar olsun.
Onlar ayakta.
Öndeki fukara evleri yıkılmış. Şimdi de suçlu belli. Fatura "kerpiç"e.
Bu kez suçlu kerpiç de, oradakiler evlerini niye kerpiçten yapmış acaba?
Nostaljik olsun diye mi?
Ya da yarın öbür gün beklenen Marmara depreminde kimi suçlayacağız.
11 yıldır bütün uzmanlar bağırıyor, "İstanbul hazırlıksız" diye.
Belediye rapor yazmış, Bulup yayınladık, "İstanbul'da felaket olacak" diye.
O deprem olunca kimi suçlayacağız.
Yine "kerpiç" mi?
11 yılda İstanbul'da ne yapıldı?
Doğru bazı yollar güçlendirildi.
Ama ya geri kalan on binlerce bina!
Hastaneler, kamu binaları, evler.
O zaman suçlu kim olacak? Beton mu?
Bizlerin yaptığı, kullandığı ve çürük olduğunu bildiğimiz o zavallı beton mu?
Galatasaray'ın mali durumu
GALATASARAY’ın borcuyla ilgili yazdıklarım bayağı bir gürültü koparmış. Her yerde bunlar tartışılıyor.
Hatırlatmak için söyleyeyim. Ben Galatasaray’ın borcunun 600 milyon TL olduğunu söyledim. Faruk Süren ise son alınan “birleşme kredisi” ile birlikte bu borcun 800’e çıktığını iddia etti.
Yiğit Şardan ise bana borcun 200 milyon TL civarında olduğunu söyledi.
Burada hem Yiğit haklı, hem ben. Ama hesap yöntemi farklı.
Yiğit Şardan, kulübün kendi şirketi Sportif AŞ’ye olan borcunu borç saymıyor. Mantık şu: “Birleşme sonrası orası kulübün olacak ve bu borç ortadan kalkacak.”
Kısmen doğru.
Ama bu arada ödenmesi gereken temettüler var. Onlar hesaba katılmıyor.
Benim bilançolardan gördüğüm, Galatasaray’ın son beş yıllık borçlanma
tablosu şöyle:
31 Aralık 2005 borç
toplamı 223.2 milyon TL
31 Aralık 2006 borç
toplamı 190.1 milyon TL
31 Aralık 2007 borç toplamı
320.7 milyon TL
31 Aralık 2008 borç toplamı
423.6 milyon TL
31 Aralık 2009 borç toplamı
583.6 milyon TL
Buna kulübün kendi şirketine olan borçlar da dahil.
Yiğit’in dediği gibi birleşme olursa bu borç toplamı yarıdan fazla düşer ama Denizbank’tan- alınan kredi borcu buna eklenir. Ancak o da kısa sürede geri
ödenebilecek bir borç ve çok doğru bir iş.
Benim söylediğim şudur:
Gerçekleri bilmek lazım. Adnan Polat yönetimi kulübü belirli bir seviyede tutmayı başarıyor ve borcu çeviriyor.
Bence bir dönem daha bu işi yürütmeliler.
Tabii bence.
Ümit bey biz kadınlara bir özür borcunuz var bilmem farkında mısınız?
Sayın barış sevgi yanılıyor muyum?
Ümit Pehlivan - 10/MAR/2010 01:24
Unuttum...
Yahuu nasil oluyor da Murat Bardakçi stüdyoyu basmadi!
Feci köpürmü$tür TV'nin önünde...
Gecenin lafi:
"Siz bakmayin Murat Bardakçinin söylediklerine"
Vallahi ben ben bakarim... Aslinda Fatih bey'de bakar ama tepkisiz kaldi!
Soru:
Fatih bey, programdan evvel sakinle$tirici mi aldiniz?
Ho$çakalin
Ümit Pehlivan
mehmetcansiz - 10/MAR/2010 02:15
yapilmasi gerekenler nedir acaba benim merak ettigim konuda bu tam olarak ne yapilabilir? istanbul hazirliksizsa bunun ustesinden nasil gelinebilir ve neyle.
remziye kısa - 10/MAR/2010 02:18
Sayın Altaylı,
Sayın hocamıza ve de devletimize saygısızca ifadeler kullanmasından çok rahatsız olduğumuz şahsın üslubu konusunda uyarılmasını rica ediyorum...
sancak1967 - 10/MAR/2010 07:33
Altıyüz ve sekizyüz muhabbetine kaldığımız yerden devam edelim.Aşağıda Altaylı beyan ediyor ki sekiz yüz Faruk Sürenin belirttiği rakam olup altı yüz ise benim belirttiğim rakamdır.Ancak konu ile ilgili ilk yazıda ise böyle bir netlik yoktur.Ben buradaki tezada parmak bastım.
Zaten hesabın içine girmedim.
Yazı içindeki çelişkiyi göstermek istedim
Anlayana...
"Ben Galatasaray’ın borcunun 600 milyon TL olduğunu söyledim. Faruk Süren ise son alınan “birleşme kredisi” ile birlikte bu borcun 800’e çıktığını iddia etti."
sancak1967 - 10/MAR/2010 07:51
Kartal'da seçimi Ak parti kaybetti.Pendikte ise CHP oylarını artırdı ama seçimi kazanmasına yetmedi.
Bu bölgeler kentsel dönüşüm projesinde yer alıyorlardı.Bu bölgelerdeki menfi propogandayı bizzat şahit olanlardanım.Kendi ailemin ve akrabalarımın yaşadığı yerdir.İnternet sitelerinde o günki belediye başkanına edilen sözleri okumuştum.Seçim öncesi kara propoganda nasıl yapılır en güzel örneklerini verdiler.
Kentsel dönüşüm projesi yapılamadı.
Ama deprem olursa suçlusu kim?
Vatandaşı kışkırtıp evini elinden alıcaklar ,yandaşlara peşkeş çekicekler deyip kentsel dönüşümü engelleyenler sonrasında deprem sonrasındaki tabloya ne diyecekler ?
Vatandaşın hakkını yemeden bir çözüm için yol aramak varken bölgeyi uçuracak bu projeyi engellemek doğru bir yol mudur?
Başımızı kuma sokmayalım...
Hükümeti ve yerel belediyelerin kolunu bağlayarak sonrada niçin iş yapmıyorsunuz derseniz hiç haklı olmazsınız...
Türkiye tartışmalarını açıkça yapmalıdır.
Ben binaların kuvvetlendirilerek depreme karşı bir tedbir alınacağına inanmıyorum.Kentsel dönüşüm projeleriyle ama vatandaşında hakkının yenmeyeceği çözümlerle bu sorunun çözüleceğine inanıyorum.
Vatandaşın mülkiyet hakkına saygı duyulmalıdır.
Mutlaka vatandaşa kazandıran çözümler bulunmalıdır.Bu kentsel dönüşümlerle zenginliğine zenginlik katacaklar yanında mutlaka vatandaş bu zenginlikten payına düşeni almalıdır.
Başbakanın çok sevdiği kazan -kazan burada da işlemelidir.Nasreddin hocanın bir ziyafette ev sahibinin yemeği tamamını hüpletip öldüm öldüm demesine isyan ederek biraz da biz ölelim dediği gibi ev sahibi vatandaşları haklarını görmek gerekiyor.
Bu projeye karşı olmayan ama bu projenin büyüklüğü nispetinde bölge halkına bu büyüklüğü tam yansıtamıyan kişilere ise mutlak anlamda karşıyım.
Sen kazancaksın ama bölge halkı yetinecek..
Yok böyle bir adalet...
Mal sahibini gözetmeyen adalet olmaz.
sancak1967 - 10/MAR/2010 08:08
Biz boşnaklar inatçı olarak biliniriz.
Gerçektende öyleyiz.
Üstelik kendi sülalem hakkında anlatılan bir hikaye vardır ki bu inatçılık olayını tam anlamıyla pekiştiriyor.Ben bu hikayeyi değil de bir anımı anlatmak istiyorum.
Dayımla birlikte Şile'ye gittik.Güneşten korunmak için yol üstü deniz malzemeleri satan pazarcıdan şemsiye almaya karar verdik.Şilenin güneşi malum insanı yakar.
Dayım pazarcıyla müthiş bir pazarlığa tutuştu.
Şemsiyeye beş lira para istedi.Pazarcıda Nuh dedi peygamber demedi.Pazarlıkta uzlaşma olmadı ve şemsiyeyi alamadık.
O zaman dayımın sözü hiç aklımdan çıkmadı.
"Yanarım ,yanarım bu şemsiyeye beş liradan beş kuruş fazla vermem"
Bunu niçin anlatıyorum ?
Bu deprem mevzunda çözüm olacaksa vatandaşın hakkını tam olarak alması gerekiyor.Japonyada zenginler toprak sahipleridir.Kentsel dönüşüm projeleri vatandaşa ulufe dağıtır gibi sunulursa kimse dayımdan farklı bir davranış beklemesin...
Kazan kazan olsun...
Biri yer biri bakar olursa kıyamet kopar.
netekim - 10/MAR/2010 08:33
Zihinler beton gibi,vicdanlar gece gibi kapkara,
Ölmeyipte ne yapsin kerpic evdeki fukara...
vlkns - 10/MAR/2010 10:14
6,0 lık bir depremde 50 kişinin öldüğü bir ülkede yaşıyoruz malesef.Kendimize nerede olduğumuzu hatırlatıyor.Ülke insanı olarakta suçluyuz.17 Ağustosta yaşadığımız o acı tecrübeyide unutmadıkmı?Sokaklara hemen acil durumlar için konteyner koymuşlardı.Hazırık yapacaktık bir ciddiyet vardı sanki.Şimdi herşey unutuldu.Saçma sapan ülke gündemleri hergün.Unuttuk deprem ülkesinde yaşadığımızı.Hatırlıyorum o zamanlar depreme dayanıklı masalar odalar pazarlanıyordu.Şimdi adı bile duyulmuyor.Çünkü unuttuk deprem ülkesinde yaşadığımızı.Apartmanı için aidat parası ödemeyi çok gören bir zihniyetin olduğu toplumumuzda depreme karşı binanın güçlendirilmesi için para toplanacağı bana çok gülünç geliyor.Çünkü biz tamamen Allaha emanet yaşıyoruz.Kaderimizde ne varsa o olur diyoruz.Yöneticileri suçlamak bence haksızlık olur.Hepimizin suçu var.Basını suçlamak moda bende suçlayayım basını:)Sizlerin elinde hergün insanlara ulaşma imkanı var insanları yönlendirme imkanı var neden depremle ilgili bir sayfanızı hergün gazetenizde ayırmıyorsunuz?Olmaz çünkü depremle ilgili bir sayfa pek karlı olmaz.Bizler depremle ilgili binamızda güçlendirecek bir olaya katkıda bulunmayız gerek yok.Devlet yöneticileri depremle ilgili yapacakları yatırımlar gözükmüyor oy gelmez o da olmaz.17 Ağustos sonrası 3 ay içinde bir proje geliştirip ülke geneline yaydık yaydık yayamadık işte böyle unutulur deprem ülkesinde yaşadığımız...
sancak1967 - 10/MAR/2010 11:14
EDİTÖRDEN
Ümit bey biz kadınlara bir özür borcunuz var bilmem farkında mısınız?
Sayın barış sevgi yanılıyor muyum
Böyle bir gafa editörün tepkisi oldukça yetersiz kalmış....
:))
Özrü kabahatinden büyk olmaz diyorum...
Bu arkadaşımızı kınıyorum.
Kadınlar konusundaki ön yargıları nedeniyle ben özür diliyorum.Bir cümleye istinaden yapmış olduğum yoruma not yazan editör hanıma kesinlikle hak veriyorum.
Yanılmışım...
hayyamyam - 10/MAR/2010 11:18
ben yazdım kardeşim; mıster nısanyan halaçoğlu hocanın karşısına çıkacak kapasitede ,ve teketek e çıkacak nitelikde değil diye
haklı gerekçelerle yayınlanması uygun görülmedi....
ok.
ama happy bırrtday party nedeniyle(katılmazsam 1 yıl boyunca karalahana sarmalardan uzak kalma korkusu vardı)
seyretmedim....
verilen tepkilerden dolayı kendimi kutluyorum....
fatih bey şöyle diyebilir...
kimlerle karşı karşıyayız görün istedim...
ama bu bence konuğun yetersizliği gerçeğini kapatmaz.
aynı humeyniye aşık olan kızlar meselesinde olduğu gibi..
pervasızlıkları giderek yayılıooo çünkü....
Resit Cengeloglu - 10/MAR/2010 11:19
"""barış sevgi - 09/MAR/2010 21:50
Bu akşam Teketek'ten çok rahatsız oldum. """
İnanın bende çok rahatsız oldum. Kifayetsiz bir Muhteris almış sazı eline sadece kendi doğrularını dillendiriyor ve üslubu saldırgan. Bu birinci rahatsızlığım...
İngilizcenin bütün dünya dilleri üzerindeki egemenliği tescillenmiş gibi ikincil bir rahatsızlığım oluştu...
Üçüncü rahatsızlığım ise ;
Prof. Unvanlı hocamızın beraberinde getirmiş bulunduğu dökümanlar üzerinden akıcı bir dil ile Fransızca okuyamaması veya bilmediğinden dolayı olsa gerek sadece tercüme edilmiş bölümü göstermesi ! Bunu tevsik maksadı ile metinleri Fatih Altaylı'nın önüne uzatması, Altaylı'nın ise bu metinleri Galatasaray Lisesi mezunu olmasına rağmen çok kötü bir Fransızca ile okuması.
Metin ve Belgeler Nişanyan'ın önüne geldiğinde ise, hazretin bunları billur gibi akıcı ve hoş bir telaffuz ile okuması, algılaması ve anlaması, yanlış tercüme edildiğini göstermesi, bunun teyidini keza Altaylı'nın haklısınız gibi yarım bırakması...
Beni oldukça rahatsız etti... Şart mıdır bu belgelerin Fransızca orjinalleri üzerinden tartışılması ? Madem akıcı, sürükleyici bir lisana vakıf değilsiniz, o halde bunu vakıf olduğunuza inandığım İngilizce üzerinden metin ve belgeler eşliğinde yapsaydınız..
Adama hak etmediği bir paye ve açık kapı bırakılma adına sadece Fransızca'yı etkin kullanması sayesinde empati sağlattınız. Yazık...
Bakın bu tespitimi ince bir ironi ile sevgili Ümit Arkadaşımız belirtmiş..
“””Ümit Pehlivan - 10/MAR/2010 01:20…ve eksik fransızca bilgisi!”””
Sevgilerimle,
R.Ç.
hayyamyam - 10/MAR/2010 11:28
istanbul depremindee suçlanacak kişi ve kurumlar..
1-kendim depreme dayanıklı binayı seçmediğim ve bunu seçecek kadar zengin olmadığım için
2-bu belediye başarılı deyip bu adamları başımıza sardıkları için bunlara oy veren herkes
3-kerpiç olmadığı için deniz kumu suçlanacaktır.
4-her zamanki gibi deniz baykal suçludur...
5-m2 sine yaklaşık 1 tl verip evini depreme karşı sigortalamayan lara gülünüp geçilmek varken üzüntü duyulacaktır..
6-deprem olduğunda sağ kalınırsa hemen köye kaçılacaktır...deprem de evi yıkılan sigortalılarımız işyerinin önüne tekel çadırı kurabilir .o yüzden....
7-iyi birşey yaptıklarında böbürlenip aslında siyasetçi gibi herşeyi unutan medya suçlanacaktır. ve şu anda suçlanmaktadırlar tarafımdan...
8-şaka bir yana buradan naçizane tavsiyem...
1 aylık sigara veya kuaför masrafına....
kimseye muhtaç olmamak için...(allah etmesin)
evinizi sigorta ettirin.....
ölmesseniz sağ kalırsanız tabi.....
yada arkada evsiz barksız bi aile bırakmamak için..........
not: bide alternatifiniz olsun... bizim köy gibi....
sevgiler ve saygılar
Ümit Pehlivan - 10/MAR/2010 12:07
Selin hanim ve degerli kadin yorumcularimiz...
bakiniz ben ne yazdim?
"Ne demiş büyük aydınımız Cem Yılmaz: 'kadın doğuştan hazırlıklıdır, yalanını anlayamazsınız...' "
CEM YILMAZ ... aydinimizin lafini, tespitini aktardim!
Kaldi ki bunlari yazarken bir dogruyu yok sayamayiz!
Hangi "Koca" bu güne kadar karisiyla bir konuda kavga ettigi zaman kazanabilmi$tir?
Varsa ismini yazsin ben de ona "Yalannnnnnnnnnnnn" bagirayim!
:)
Ho$çakalin
Ümit Pehlivan
Not: benden bir tavsiye: ermeni meselesini savunmak için birakin erkek tahriçileri... yetmiyorlar, yeti$emiyorlar... Tarihçi, professör, yazar veya sanatçi hanimlarimizi yollayalim... Hepsini birden yollayalim...ermeniler 2 haftada havluyu atip pes ederler!
EDİTÖRDEN
Açıkçası kırıldım çünkü bu sadece şaka değil sonuçta sizin şahsi görüşleriniz.
Neyse ben kendimi örnek verdiğiniz gruptan ve durumdan tenzih ediyorum.
Saygılarımla
Hasan Tevfik - 10/MAR/2010 12:27
Reşit Ağabey; tespitlerine katılmakla beraber, herhalde Altaylı bir canlı yayın rezaleti yaşamamak için bu kadar sakindi diyorum.
İlgili kişi, dışkısını eşinin üzerine dökme konusunda ustayken Allah korusun biraz daha sinirlenip canlı yayında da ya aynı şeyi yapmaya kalksaydı...
Karşısında ben olsam ben de korkardım açıkçası...Ne tercüme yapabilirdim ne de doğru dürüst konuşma...
Delidir ne yapsa yeridir...
Ben Altaylı'yı sadece şu konuda eleştiririm:
Karşı tarafta bu konuyu konuşacak tek bir akıllı yok mu?..
Kalmadı mı?
Selamlar;
sancak1967 - 10/MAR/2010 12:57
Talat Paşa günlüklerini yayınlayan da Murat bardakçıydı.
Ahmet Altan'ın yazısını okudum.
Bugünki yorumları okuyorum.
Acayip sıkılıyorum.
Memnun olmak mümkün değil.
Hayatın benimle bu kadar tezat olması kader mi?
Hakikaten de yanlış bir şey var.
Altaylı'yı kutluyorum.
Türkiyede konuşulması zor bir konuyu tarafsız biçimde yönettiği için ,taraflara haksızlık yapmadan ,kimseye torpil geçmeden bir tartışma programı yaptı.
Bu çok önemli...
Türkiye kendi tezlerini masaya koydu.
Söyletmezük demeyen bir hocamız oldu.
Kusurlarımız yok mu o kadarı da kadı kızında var.
Bugün ben mutlu olmak istiyorum.
Varsın dünya benimle mutluluğu paylaşmasın.Varsın rüzgar fırtına gibi essin ...
Teke Tek çok güzel bir şey başardı.
Haberiniz var mı?
nihatural - 10/MAR/2010 13:06
öldüren ne deprem ne de kerpiç ev.
öldüren fakirlikdir.
Fakirsen ölürsün.
O zaman ne yapmak gerekiyor.
Zenginleşmiş batı ulusları gibi davranmak gerekiyor.
Yani biz onların bilimini alalım kültürünü almayalım kızlar üniversiteye türbanla girsin gibi safsataları değil komple sanat ve kültür de dahil her şeyini almalıyız.
Tek çıkış yol Atatürkün gösterdiği yoldur.Ama biz AKP zihniyetindeki partilere oy verirsek sittin sene adam olmayız
cingizhan - 10/MAR/2010 13:07
HAZIRLIKLI OLMAK
Haklı olmak hiçbir zaman yetmez.
Sayın Halaçoğlu ve diğerleri.
Yani bizler,
evet hepimizi
ONLAR VE BİZLER diye
çoktan ayırdıkları için BİZLER diyebilirim.
Bizler, sadece BİLDİĞİNİ ANLATMAYA ÇALIŞAN’ların
YÖNTEM DEĞİŞTİRMESİ GEREK.
Hem kendisine dindar sağ diyen iktidar,
hem de onları kayıtsız şartsız destekleyen,
Eski Marksist, şimdinin liberalleri,
Yani önceden onları aşağılayanlar,
Bildiğin anlatmak peşinde değil.
Kazanmak, sadece kazanmak,
Tartışmayı kazanmak,
Dinleyenleri kazanmak,
Oy kazanmak.
Taktik ortada:
Tartışma masasına otur,
Karşındakini dinlermiş gibi yap,
Sonra da sadece hazırladığını söyle
Ne anlatılırsa anlatılsın
Dinleyip vakit kaybetme
Sadece hazırladığını anlat.
İnandıramasan da,
şüphe yarat yeter.
Şüphe yavaş yavaş büyüsün
İşte başarı.
Kavanozcu ile profesörün tartışması da böyle başladı.
Birkaç cümleden sonra dayanamadım kapattım.
Hiç olmazsa evimin içinde bu yalanlar yankılanmasın dedim.
Şimdi Adana’dayım.
İsyandan önce, Otuzbin ermeni katledilmiş.
Peki nerede mezarlar.
Dedemin erzurumdaki köyünde yüzer yüzer öldürülen
Türklerin, yani akrabalarımın toplu mezarları var.
Peki nerede, Adana’da öldürülen OTUZBİN ermeni.
Haydi,
GELİN, HER YERİ KAZIN,
İSTER TEK, İSTER TOPLU MEZAR BULUN,
Amele parasını ben vereceğim.
Bu kadar kişi öldürüldüyse, kemiklerini de mi yediler ki ortada yok.
İktidarda da, düşmanlarımızda da,
Yöntem aynı,
Çamur at, şüphe yarat
Suçlama yap, delilin ciddi olmasa da fark etmez,
Kendi yaptığına ise nalıncı keseri misali
Savunmaya giriş.
barış sevgi - 10/MAR/2010 14:59
Ümit Bey, 1:20 de ki yorumunuz için keşke kadınları katmadan yapsaydınız.
Konu kadınların aklı mı, Sevan ve onun gibilerin kafası mı?
Özür beklemiyorum. Muhakkak kadınların bu tutumu ile ilgili sıkıntılarınız olmuş ki inanarak yazıyorsunuz. Ama belirtmeliyim hepimiz öyle değiliz. Ve ya bu bir kendini koruma biçimi olabilir mi? Empati kurmak lazım.
sadison - 10/MAR/2010 15:04
STOCKHOLM (A.A) - İsveç'teki 3 gazete, dün Hz. Muhammed'in karikatürünü çizen İsveçli karikatüristi öldürme planı yaptıkları gerekçesiyle 7 kişinin yakalanmasından sonra, bugünkü sayılarında karikatürü yeniden yayımladı.
İslam dünyasını rencide eden karikatür, Dagens Nyheter, Expressen ve Sydsvenska Dagbladet gazetelerinde yer aldı.
Sydsvenska Dagbladet, karikatürü dünkü haber çerçevesinde yayımladığını belirtirken, Expressen yayımlama nedenini "haber değeri taşıması ve ifade özgürlüğü konsunda bir tutum almak" olarak açıkladı.
İrlanda polisi, dün İsveçli karikatürist Lars Vilks'i öldürme planı yaptıkları gerekçesiyle 4 erkek ve 3 kadını gözaltına almıştı.
Karikatür, 18 Ağustos 2007'de "İfade özgürlüğünün önemini göstermek için" ibaresi altında yayımlanmıştı.
El Kaide'nin Irak kolunun lideri Ebu Ömer El Bağdadi, internet üzerinden, Lars Vilks ile gazetenin yazı işleri müdürü Ulf Johansson'un öldürülmesi çağrısında bulunmuştu.
EVETTT müslüman dünyasındaki ifade özgürlüğü anlayışını görüyorsunuz,hemen öldürelim,hemen keselim. İfade özgürlüğü ifade özgürlüğüdür kanuna yasalara aykırı bir durum varsa hakkını mahkemelerde arayabilirsin hemen adamları asmaya kesmeye kalkmanın tek cevabı var cehalet. Fikir olarak teknolojik olarak gücün yetmeyince öldürme ve terörizm ile karşılık veriyorsunuz.
ÜSTELİK sancaK arkadaşın dediği gibi herşey konuşulmalı, eleştirilmeli,hiçbir şey tabu olmamalı.Bence artık Hz Muhammed ve arap kültürü de eleştirilmeli,hataları açık açık söylenmelidir. Tabi eleştiri sınırlarını aşmadan terbiyesizlik yapmadan. Siyasal islamcılar gibi herkesi ergenekon terör örgütü, teröristi diye adlandırıcak bir eleştiri anlayışı olmadan. Saygılar.
sancak1967 - 10/MAR/2010 15:18
Ne öğrendik...
Yahudi lobisi sessizce Türkiye'yi destekledi
Huffington Post 10 Mart 2010
Huffington Post'ta yayımlanan makalede, sözde soykırım tasarısını onaylayan ABD ağır eleştiri alırken, kritik oylamada Yahudi lobisinin sessiz bir şekilde Türkiye'yi desteklediği savunuldu.
New York Üniversitesi Küresel İlişkiler Merkezi öğretim üyesi Alon Ben-Meir, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımasının ABD’nin tarihi gerçekleri araştırmasından çok, uygunsuz zamanda yapılmış bir siyasi tiyatro ile ilgisini olduğunu belirtti.
Meir, soykırım kadar ciddi bir ifadenin sadece onu kullananların ahlaki bakışlarına bağlı olmadığını, aksine olayların yaşandığı tarihsel koşulların derinlemesine anlaşılmasından geçtiğini vurguladı ve şöyle dedi:
“Ermeniler iddialara yönelik resmi soruşturma talep etmekte her türlü hakka sahip. Ancak ABD, ne düzenli araştırma olmadan bir asır önceki olayları soruşturacak ahlaki konuma ne de siyasi konulara malzeme etmek için insan hakları suçlamalarında seçici olma hakkına sahip.”
Alon Ben-Meir
ABD Kongresinin tersine, İsrail’in Türkiye ile olan stratejik ilişkisine dikkat ederek hareket ettiğini belirten Meir, oylamanın tek bir farkla sonuçlanmasını Yahudi lobisinin sessizce Türkiye lehine hareket etmesine bağladı. Meir, “Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail tarafından hoş görülmeyen açıklamalarına rağmen, İsrail diasporası Türkiye ile mevcut olan ilişkilerinin stratejik yapısının ve Türkiye’nin Batı ile olan ilişkilerinin devam ettirilmesinden yana” ifadesini kullandı.
Öte yandan, Başkan Obama ve diğer Temsilciler Meclisi üyelerinin kararın Kongre genel kurul oylamasına ulaşmaması için çaba göstermesi gerektiğini belirten Meir, Kongre’nin bu kritik dönemde karara müdahale etmesi halinde, bunu haklı çıkarmak için kullanılan ahlaki tartışmaları da çürüteceğine dikkat çekti.
LOBİNİN KARARA ETKİSİ
Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi başta olmak üzere birçok Kongre üyesinin Ermeni lobisine yakın olması, oylamanın ahlaki alandan çıkarak politika tarafa kaymasına neden oldu.
Öte yandan, Dış İlişkiler Komitesi, alınan kararın Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu gibi ortaya çıkaracağı baskı yaratacak konuları öngöremedi.
Meir, Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşme sürecini ve Türk-ABD işbirliğini zedeleyecek kararı alan Kongre üyelerinin, elde edecekleri şahsi kazançların yanında ABD’nin çıkarlarına en ufak katkıda bulunmadıklarını da belirtti.
“Bu kadar ciddi bir karar Türkiye’nin kimliğine bir hakaret kabul edilecek politik bir davranışla değil, en yüksek ahlaki değerlendirme ve soruşturmayı gerektirir” diyen Meir, soykırım gerçekleşmiş ise bunu iki yılda bir seçilen politikacıların değil, uluslararası soruşturma yürütecek uluslararası bir mahkemeye bırakılması gerekir yorumunu yaptı.
TÜRKİYE ÖNEMLİ MÜTTEFİK
ABD’nin iyi bir müttefiki olan ve Irak, Afganistan ve Arap-İsrail barış sürecinde verilen çabaları destekleyen Türkiye’nin yüzyıl önce yaşanan bir olay yüzünden sorumlu tutulmasını eleştiren Meir, Temsilciler Meclisi üyeleri için, “İç siyasi çıkarlar güdülerini utanmadan yönlendirirken, verdikleri kararı alabilmek için gereken ahlakı kendilerinde nasıl bulabiliyorlar?” diye sordu.
Sigorta olayını biraz açman lazım, hangi sigorta ve evin ederini karşılarmı ? Mesela ;
. DASK poliçesi
. Özel Sigorta (Deprem, Doğal afet, su taşkını, yangın, Terör, hırsızlık olaylarını ihtiva eden) Sigorta poliçesi
Malum DASK işin toprak bedeli olan maliyeti bile karşılamıyor, buna rağmen devlet baba illaki yaptıracaksın demekte. 1999 dan günümüze her sene muntazam DASK yaptırıyorum son sene ki, 13 Mart itibarı ile bitmekte (İyiki konuyu açtın) olan poliçeye DASK bedeli olarak 247,32 TL ödemişim bu prim standart ve karşılığı 132 bin TL. Bu para ile arsanın hissesini alman bile zor bir açıklama yaparsan biz yorumcular olarak seviniriz ?
Konut Sigorta poliçesi primi olarak yıllık 1965 TL ödemekteyim bu bile olası depremde elimizde olanı karşılamıyor Buna ne dersin ?
Tabiidir ki, en kötü önlem bile hiç olmamasından daha iyidir ancak İstanbul için öngörülen deprem sonrası bina çöktü biz çekirdek ailemizi sağ/salim kurtardık, reasüre edilmesine rağmen böyle bir afetde sigorta şirketleri defaten bütün hak edilenleri hemen ödeyebilecekmi ? Ne dersin ?
Sevgilerimle,
R.Ç.
barış sevgi - 10/MAR/2010 15:59
TürkTime'dan
Sarıgül Hareketi Neyin İmecesi?
Uzun zaman Baykal’ı devirip CHP’nin başına geçme hayaliyle avundu. Ama Baykal’ı alt edemeyeceğini onca denemeden sonra net bir şekilde görünce dümeni DSP’ye kırdı. Ancak DSP sevdası çok uzun sürmedi.
Sarıgül şimdi yeni bir oluşumla partileşme yolunda ilerliyor. Hedefi yıllardır neredeyse her konuşmasında dile getirdiği o iddia: İlk seçimde iktidara gelmek. Bu iddiasına tüm varlığıyla inanıyor gözüküyor. Çünkü tüm yaşamını adadığı liderlik yolunu kendi kendine kapatacak şu sözü vermez herhalde: Eğer iktidara gelemezsem partimin başında durmam.
Öyle kapalı kapılar ardında verilen sözler de değil bunlar. Ekranlarda, gazete röportajlarında, açıkça, kayıtlara geçecek bir şekilde.
Bu durumda iki olasılık var: Ya gerçekten bu iddiası kendine inandırıcı geliyor ya da maksat ortaya bir güçlü bir imaj koymak, söz nasıl olsa tutulmasa da olur.
Verdiği sözün Sarıgül’ü bağlamadığını gördük çünkü. Çok fazla geriye gitmeye gerek yok… Partileşme sürecine İzmir’de start verdiği zaman halen yürütmekte olduğu Şişli Belediye Başkanlığı’ndan ayrılacağı söylemiş, hatta istifa tarihini dahi duyurmuştu. O tarih geldi ama Sarıgül ne istifa etti ne de bunun hesabını verdi.
Tuhaftır…
Muadilleri özel yaşantılarına kadar delik deşik edilirken bu kadar iddialı bir isim nedense basın tarafından hep nasıl gümbür gümbür geldiği içeriği ile haberleştirildi. Ne geçmişi deşildi, ne hakkındaki iddialar masaya yatırıldı, ne çelişkileri ortaya serildi.
Sanki tüm basının Sarıgül ile ilgili zımni bir sözleşmesi var, Allah’ın birliği dışında birbirini çürütmek için yarışan karşıt gruplar bile söz konusu Sarıgül oldu mu tüm araştırmacı gazeteciliklerini bir yana bırakıp sadece “görünen Sarıgül’ü” sunuyorlar.
Oysa Sarıgül’ün sıkı sıkı irdelenmeyi hak eden bir geçmişi var. Açlıktan verem tedavisi gördüğü, araba yıkadığı günlerden plazalara taşınan bir hayat öyküsü var bu yaşamın içinde… Yani nereden baksanız yığınla öykü çıkar. Hayli çelişik böylesi bir figüre nasıl duyarsız kalınır ki? Hem de bu kadar göz önündeyken. Ama kalınıyor.
Olsun… Biz yine devam edelim…
Sarıgül her konuda çok iddialı… “Hakkımda açılmış bir tek dava yok” diyor, ısrarla. Oysa Sarıgül’ün’ün doğruyu söyleyip söylemediğini test etmek için İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin koridorlarına uğramak yeterli. Uğramışken şöyle bir soru sorulabilir mesela; Cumhuriyet Savcılığına “Mustafa Sarıgül için adam vurdum ama şimdi konuşmayayım diye Sarıgül ve adamları beni öldürmek istiyor” diye dilekçe veren kim?
Ya da… Mustafa Sarıgül’ün Şişli Belediyesi’ne ait araçların sigorta işlerini verdiği kardeşi Bülent Sarıgül ve eşinin hangi suçtan mahkemeye düştüğü de sorulabilir.
Binlerce insanı mitinglere taşıyan özel uçak/helikopterle dolaşan Sarıgül parayı nereden buluyor diye de sorabilirsiniz belki ama Sarıgül’ün vereceği cevabı şimdiden söyleyelim: “İmece yöntemi ile. Tüm bunlar gönüllük esasına göre yapılıyor.”
Ezcümle; Sarıgül şanslı bir isim. Toplumsal paranoya her yerde ve halk o halde ki; bırakın beyanın inanmak için yeterli olduğu dönemleri, belgeli açıklamalar bile inandırıcılık taşımıyor. Ama şanslı dedik ya, bu imece açıklaması bile sizi inandırabilir. O zaman şu masum soru iyi gelebilir bünyeye: Bu neyin imecesi?
Ha… Sorulacak yığınla daha soru var. Şirketleri, ortaklıkları, bu günkü servetine giden yol hikâyesi…
sancak1967 - 10/MAR/2010 16:11
İnsanlar teröre karşı tek ses olmalıdır.
Özellikle müslümanlar terörü açıkça kınamalıdır ve telin etmelidir.
İslam ile terör yan yana bile gelemez.
İslam barış demektir .
Terör ise tedhiş demektir.
Açıkça terörü telin etmiyen amalar uyduran islamı doğru dürüst bilmiyor demektir.Terörü yöntem olarak seçenlerin islam dünyasına düşmanlığı kolay kolay kimse tarafından verilemez.
dünyada hak ve adalet hakim olduğunda bazı olayların gerçek yüzünü ,bazı grupların arkasındaki gerçekleri öğrenmiş oluruz.
Kalpte bilgi aracıdır.
Kalbinizin hoş görmediği doğru olmaz.
KOCASOPA - 10/MAR/2010 17:10
TERS GİDEN ŞEYLER
bir şeylerin ters gittigini
anlamıştım
bir gün
küçük...minnacık
bir güneş ışıgını
tutmaya çalıştıgımda
kayıp gitti
uçtu gitti parmaklarım arasında
girmedi hiç bir kalıba..hiç bir şekle
emir almayı istemez gibi
hür ve bagımsız
oysa yerinde duruyordu herşey
sandalyaler ve halı
ve bütün köşeler
ve bütün dünya
hepsi sanki bir şeyler bekliyordu
benim gibi umutsuz
bir gün
güneş ışıgını
yakalamak ister gibi
çaresiz
Dorothea GROSSMAN poetry drgisi 2010 mart sayısı
Türkcesi...Metin ŞAHİN
KOCASOPA - 10/MAR/2010 17:16
Biz mi İMF eyle anlaşma yapmıyoruyz yoksa İMF mi yanaşmıyor:Elbette IMF yapmyor bhu anlaşmayı.Türkişye kara paraların vergilerinin ödeberek aklayan bi r ülke omaktan çıkmadaıktan sonra ve buna olanak veren yasalar ortadan kakldırılmadıkca bu anlaşima yapılamaz.Kimse ekonomimizin düzeldiğini söylemesişmn.çve deprenm paralsarı yerleriğne ulaşsın.
KOCASOPA - 10/MAR/2010 17:25
YAZ
VE GÜNDEN GÜNE
gelişir ..olgunlaşır
kendini begenmiş
yaz
birdenbire canlanan
parlak yeşil taze günahlarımızla birlikte
ama bazen esen
o sert kuru rüzgar var ya
birbir,iyle kavga ettirir
güzelim manolya dallarını
sonra yeşil yaprakların ucunda
teselli edercesine söyler
serin yatıştırıcı şarkılarını söyler
ve sonra uçar gider
kaybolur birdenbire
oysa ardında kalan yapraklar
hala oradadır hüzünlü
agaç yine yeşildir umursamaz
oysa ne ne yazık ki
bir kere kırı havanın kalbi
bir daha koılay kolay
düzelmez ki
Carlo BETOcchı 201o Poetry dergisi
Türkcesi...Metin ŞAHİN.
sancak1967 - 10/MAR/2010 17:47
TÜSİAD Başkanı Boyner'in IMF değerlendirmesi
10 Mart 2010
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, IMF stand-by görüşmelerinin durdurulmasına ilişkin olarak, “Bu noktadan sonra da dış finansman Türkiye için üzerinde durulması gereken, hükümetin üstünde durması gereken bir konu” dedi.
Boyner, “Türkiye-Kore İş Forumu”nun ardından gazetecilerin sorularını yanıtlarken, IMF ile gelinen noktayı iş dünyasının nasıl değerlendirdiğine yönelik olarak, 2008 yılından, yani kriz çıktığı andan itibaren biten anlaşmanın yerine yeni bir IMF anlaşması yapılırsa, krizin daha az zararla atlatılacağını öngördüklerini hatırlattı.
2008 yılı ve 2009 yılının başında, bunu birçok kez gündeme getirdiklerini anımsatan Boyner, şöyle devam etti:
“Bugün geldiğimiz noktada yeni bir IMF anlaşması olsaydı, muhteviyatında neler olacaktı diye bakarsak; aslında birtakım devam eden yapısal reformlar, mali disiplin önceliği ve büyümeye geçişin doğuracağı dış finansman ihtiyacının kısa vadede finansmanı gibi bir paketle karşı karşıya kalacaktık. Doğrudur, Türkiye'nin şu anda bir orta vadeli programı var ve bu program çerçevesinde de çalışmalar devam ediyor. Bundan sonraki süreçte eğer orta vadeli programın içine mali kuralla birlikte bir mali disiplin anlayışı konabilirse, aynı zamanda programa bağlı olarak birtakım yapısal reformlar da gene orta vadeli program içine konabilirse, bu iki perspektifi yerine getirmiş oluruz. Geriye kalıyor, kısa vadede finansmanın, yani doğacak dış finansman açığının nasıl ortadan kaldırılacağı. Burada da en çok üzerinde durmamız gereken konu, dışarıdan böyle bir arzın olup olmayacağı ve o arzın Türkiye'ye teveccüh edip etmeyeceği. Herhalde bu konuda da hükümetin bir çalışması vardır diye düşünüyorum.”
IMF tartışmasının son zamanda “içi boş bir tartışma” haline geldiğini dile getiren Boyner, “Önemli olan burada Türkiye'nin büyümeye geçerken ihtiyacı olacak finansmanın sağlanmasıdır. Bunun nasıl yapılacağı eğer önümüze koyulursa veyahut da program içinde buna göre bir pragramatik anlayış konulursa, reformlar konusunda, zannediyorum daha açıklığa kavuşur olay” dedi.
Boyner, IMF dışında başka bir dış kaynak olasılığı görüp görmediklerine ilişkin olarak da, Türkiye'ye her zaman sermaye girişi olabileceğini belirterek, “Daha çok arzın varlığının üstünde durmak istiyorum. Yani dış dünyadaki gelişmeler, ne çerçevede olacak ve Türkiye'yi nasıl etkileyecek, o arz olursa, Türkiye teveccüh edecek mi o da biraz bizim programımızın içindeki mali kuralın işlemesine, yapısal reformların devamına bağlı” dedi.
“IMF anlaşmasının olmamasını, iş dünyasının sonuç alamaması şeklinde yorumlayabilir miyiz?” sorusuna Boyner, “Hayır öyle yorumlamayalım. Bence bu konuda biz çok net baştan beri konuştuk. Bir baskı söz konusu değil, biz fikrimizi net olarak söyledik. Türkiye, krizden nispeten az etkilenen ülkeler arasında yer aldı ama, 'bir IMF anlaşması olsaydı eksi 6 yerine daha düşük bir oranda mı küçülürdük'... Bunu bugün konuşmak belki çok faydalı değil ama oralara çekmeyelim tartışmayı. Ama bu noktadan sonra da dış finansman Türkiye için üzerinde durulması gereken, hükümetin üstünde durması gereken bir konu” yanıtını verdi.
Boyner, mali kuralın önemine işaret ederek, 8 Nisan'da Ankara'da Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısında en fazla üzerinde duracakları konunun, mali kural olacağını bildirdi.
Hurriyet
zinedkog - 10/MAR/2010 17:57
vlkn'ye
6.0 siddetinde depremde 50 olu diye yazmissiniz .her ne kadar richter olcegi depremin siddetini belirlese de ,depremin ne kadar hasar yapacagi yuzeye yakinligi belirler .yani 6.0 siddetinde 30 km derinlikte bir depremle yine 6.0 siddetinde 15 km derinlikte olan depremin hasari ayni degildir .bizim cografyamizda depremler 14 km den basladigi icin hasar iki katina cikar ..bunu goze almadan sadece deprem siddetine bakarak yorum yapmak yanlis olur .ulke capinda butun yapi sektoru bu gercegi goze alarak plan ve proje yapmadikca 4.0 siddetinde bile olumler olacaktir ..
seeven hill - 10/MAR/2010 18:01
çok bilen yorumcu;
...iki günde ıkına sıkına cevap olarak bunu mu yazdın. bu kadar sıkmasaydın kendini.
...aç o yazını bir daha oku bakalım ne yazmışsın.yanlız okuduğun romanların ismini değil, yazdıklarını bile unutuyorsun.:)))
deprem bölgesinde kızılay ve 8. kolorduya bağlı askerler sıcak yemek dağıtıyormuş, aman dikkat etsinler bir süre sonra berk paşa gibi halkı hükümete karşı kışkırtmak için yemek dağıtmaktan yargılanabilirler. ne olur, ne olmaz burası türkiye
cingizhan - 10/MAR/2010 19:46
Kavanozcu, şimdi de Cumhuriyet'i hedef seçti
Yazan Murat Bardakçı
PAZARTESİ, 04 MAYIS 2009
TÜRK sağında dar bir çevrenin, özellikle de söylemlerinde dinî unsurlara yer veren ve herşeyi bildikleri iddiasında olanların, seneler boyu tekrar ettikleri bir terane vardı:
Kurtuluş Savaşı'nın asıl mimarları sarıklı mücahidler idi, zaferleri onlar kazanmışlardı, hoş zaten Kurtuluş Savaşı diye birşey de yoktu, varolan sadece birkaç küçük çatışmadan ibaretti ve çatışmaların galibi de, işte bu sarıklılardı. Hilâfet ve saltanat İngiltere'nin talimatıyla kaldırılmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri Batı'nın istediği doğrultuda atılmıştı. Lozan mı? Büyük bir hezimeten ibaretti! Atatürk'ü ise hiç sormayın; kurtarıcı falan değildi, memlekete sadece fenalık etmişti!
Türkiye'nin gerçek tarihini ise tek bir kişi yazmıştı: Rıza Nur!
SAĞ BIRAKTI, SOL KAPTI
Bu memlekette binlerce kişi seneler boyu işte bu teraneleri dinledi ve maalesef inandı. Derken devir ve düşünceler değişti, 1990'lardan itibaren bu hayalî tarih modası son buldu, metâın müşterisi kalmadı ve sağ kesimin zaten dar bir çevreye ahkâm kesen, ilimleri ve bilgileri kendilerinden menkul tarih allâmeleri, hezeyanlarını daha da dar bir çevrede sadece kendileri dinler oldular.
Ama, bu defa başka bir tuhaflık yaşandı: Türk sağının terkettiği söylemler Türk solunun, sermayesi kalmamış bazı isimlerinin ve bilhassa entelektüel olduğuna inananların sermayesi haline geldi. Entelektüellik, onlara göre memleketin tarihine, geçmişine, inancına, velhâsıl herşeyine hakaret etmekti; malûm iddialar onlar için bulunmaz bir nimetti ve uçuk sağcıların bile artık bıktığı bu söyleme dört elle sarıldılar.
Örnek mi arıyorsunuz? Sevan Nişanyan'ın Tarafta geçen gün çıkan "Vatanı kurtardı, Halife'yi kovdu, daha ne?" başlıklı yazısı, daha doğrusu hezeyannâmesi!
Sevan Bey'e göre Kurtuluş Savaşı bir "yalanlar manzumesi" idi. İngilizler, İttihatçı kadrodan yirmi-otuz kişiyi ayırmışlar, geri kalanlar "vatan kurtaran kahraman kontenjanından" ve "Cumhuriyetin kurucuları" olarak memleketin tepesinde oturmaya devam etmişlerdi.
EN EDEPSİZ İDDİA
Kadınlara eşit haklar tanınması Batılılar'ın dayatmasıydı, çağdaş eğitim sisteminin kurulmasının Atatürk ile alâkası yoktu, zira bu işi tâââ 1869'da Savfet Paşa yapmıştı. Ve, Sevan Bey'in en edepsiz iddiası: "Vatan mevzubahis ise gerisi teferruattır" sözü, "ahlâksızlık ideolojisi" idi!
Ve, daha bunun gibi, cevabı sadece vakit kaybı olacak bir sürü hezeyan... Ama, unutmayalım: Sevan Bey, bu sözleri fikrî seviyesine ve düşünce hürriyetine hayran olduğu cumhuriyet öncesi devirde söylemeye cür'et etseydi, yazısında bugünün sürgün mahalli olarak bahsettiği Şırnak'a değil, o zamanın Fizan'ına hiç değil, doğrudan doğruya başka bir âleme yollanırdı!
Sevan Nişanyan, daha önce sabık refikasının üzerine boşalttığı malûm kavanozunda kalanları şimdi Cumhuriyet'in üzerine boca etmeye çalışmış ama bu işe yeltenirken pisliği kendi üzerine bulaştırmıştır ve yaptığı sadece budur!
hayyamyam - 10/MAR/2010 20:06
Resit Cengeloglu - 10/MAR/2010 15:38
değerli abim 25 dakika yazdım..ekran dondu kopyla yapıştır yapiim derken gittii inşallah editör hnm a ulaşmıştır..
olmadı yarın sabah..inşallah..
şimdi gitmem lazım
sen gelmez oldun koşacak seyeretmem lazımmm
iyi akşamlar...herkese
cingizhan - 10/MAR/2010 21:12
Ümit Pehlivan - 10/MAR/2010 01:20
Ermeni diasporası ile kadınları benzeştirmek konusunda,
Büyük politikacılarımız gibi, “ben öyle dememiştim, yanlış anlaşıldı” diyerek
geri çekilmeniz hepimizin yararına olur.
Hem zaten, gerçek de öyle değil mi.
Kadınların erkeklerden farkı yok ki.
Kadınlarda da, erkeklerde de,
saflar da var, her zaman haklı çıkanlar da.
Hem üstüne üstlük,
Bizim ülke olarak ayrıcalıklarımız(!) da var:
Yazın kendi kısa kollu püfür püfür giyip, yanındaki bayanı dolma misali giydirenler de bizde,
Kocasından dayak yiyen kadına, “anlaşın da evine git” diyen komiserler de bizde,
Kadın okuması diyen, ona okuma yazmayı bile çok görenlerde bizde.
Gelenek böyle diye kahvede oturup kadına hamallık yaptıranlarda bizde.
Ha unutmadan, kişisel dangalaklıklarımızı,
başkalarının üzerine yıkmak mümkün olsaydı,
ben de sevinirdim. Yıllar önce “ihaneti görmüş” bir erkek olarak.
…………….
Bu kadar edebiyat yeter.
Asıl Gündem AÇLIK
ÜLKEMİZ AÇ
İŞSİZ
İKTİDAR NE DERSE DESİN.
İster eski kafalı desin, ister başka kulp taksın
VATANDAŞ, YERLİ MALI KULLAMAK ZORUNDAYIZ.
Açlık işsizlik başka türlü önlenemez.
SANAYİMİZ, ÜRETİMİMİZ SÜREKLİ GERİLİYOR.
ÜRETMEYENDEN HİÇ BİR HALT OLMAZ.
cingizhan - 10/MAR/2010 21:16
önceki yazıda n harfini unutmuşum.
VATANDAŞ, YERLİ MALI KULLA(N)MAK ZORUNDAYIZ.
Hursit - 10/MAR/2010 22:06
Polisin yaptığı rezilliklere TSK artık isyan etmezse, bir daha sokağa bile çıkmasınlar. Ne rezalet bu böyle ?
Terörle mücedele ekipleri mühimmat sevkiyatı yapan askeri personeli, görev kağıdına rağmen Ankara Emniyet Müdürlüğüne götürüyorlar. YUUH artık.
Hergün Malatya'dan Hakkari ve Şemdinliye dinamit yüklü özel şirket kamyonları gidiyor. Gece yol güvenliği olmadığı için, sadece gündüz seyrediyorlar.
Bu ne rezalet be.
Yeter artık.
Bülent Serin - 10/MAR/2010 22:49
Türk polisi nin büyük basarisi !
Bir ihbari degerlendiren polis, takibe aldigi kamyonu durdurarak, arama yapmis.
Avrupa´da bu operasyonu yöneten polis hemen aciga alinir, hakkinda sorusturma acilir di. Bakalim bizde nasil bir sürec izlenecek.
Plaka numarasi belli olan ve takip edilen kamyonun TSK ya ait oldugu nasil olmusta anlasilamamis acaba?
Hersey ortada. Türk halkinin polise olan güveni gittikce bitiyor.
Hursit - 10/MAR/2010 22:54
AKP GIDECEK TÜRKE ZULÜM BİTECEK :
Nerde VAN Minüt ?????
KANLI YUNAN İSYANINA OBAMA ÖVGÜSÜ
Obama ise konuşmasında hakkındaki sözlerinden dolayı Başpiskopos Demetrios'a teşekkür etti. Yunan isyanını öven Obama, "189 yıl önce başka bir piskopos, dağlardaki bir manastırda ağaya kalktı, Yunan bayrağını eline alarak bağımsızlık ilan etti ve demokrasinin beşiğinde yeniden demokrasiyi temin etmek için mücadeleye başladı. (Burada) sadece kısa bir anı kutlamayacağız aynı zamanda Yunanistan ve halkını tanımlayan o ruhu da hatırlayacağız." dedi.
189 yıl önce Amerikalı Yunanlıların okyanusu aşarak Yunan bağımsızlık savaşına katıldıklarını vurgulayan Obama, günümüzde de iki ülke arasındaki ilişkilerin halen güçlü olduğunu belirtti. Obama, "Başbakan Papandreu buradayken Yunanistan'ın, güvenlik ve bölgesel istikrar alanında yaptıklarına, Kıbrıs'ta kalıcı barış çabalarına ve Başbakan'ın Türkiye ile ilişkileri geliştirmek için gösterdiği kişisel çabalara teşekkür etmeme izin verin. Liderliğiniz için teşekkür ederiz." diye konuştu.
YUNAN İSYANI
Yunanlıların Bağımsızlık Savaşı olarak adlandırdığı isyan 1821 yılında başladı. Binlerce sivil Türkün öldürüldüğü isyan Yunanlılara bağımsızlık getirdi. Yunanlılar, Osmanlı idaresi altında bağımsızlığını ilk elde eden halk oldu. Osmanlı'nın dağılmasında ayrı bir role sahip olan isyan sırasında, ele geçirilen yerlerde Türklere karşı kitlesel katliamlar yapıldı. Tripolis şehrinde 30 bin, Navarin'de de 3 bin Türk, kadın-çocuk ve erkek katledildi
sabriaras - 10/MAR/2010 23:36
Ayip yahu.
Adama gavuristandan odul veriyorlar:
-Islama katkilarindan dolayi.-
Adam yedi senedir bu ulkede Basbakan.
Bir Allahin kulu kalkipta:
-Turkiye ye katkilarindan dolayi.- odul vermis degil henuz.
Ayip hakikaten yav.
:)))
Sonrada diyorlar -Biz de beyin gocu oluyor.-
Eee harcarsan elindeki boylesine kiymetli hazineyi bos bos, o beyin akar disariya be anam. Daha ne olcakti?
:)))
Ayip yav.
Yedi yil gecti ne bir kurum ne bir kurulus ne bir universite ne bir ozel yapilanma ne Kurtu ne cercekiz Ne Turku ne askeri ne bilim adami ne isadami kalkipta adama:
-Turkiye ye katkilarindan dolayi.- bir odul vermis degil.
Hadi gectim 200 bin dolari molari.
Ne ben ne RTE isin parasinda degiliz.
Ne bir plaket ne bir madalya ne bir silt yok ortada...
Ayip valla yav.
:)))
Sevgiler.
sabriaras - 10/MAR/2010 23:50
IMF ile yeni bir borc anlasmasi imzalamama karari almis bizimkiler.
Seneler sonra sukur Allaha dedigimiz birsey.
Hos taktir ediyorum. Hos bu durumu destekliyorum. Hos sonu hayirli biter diye umut ediyorum...
Ama anlamadigim bir sey var.
Bu yuvarlak kriz pardon global kriz cikmadan once Turkiyedeki issizlik orani malum.
Kriz sonrasi yasanan issizlik oranida malum.
Kriz oncesinde Turkiye ekonomik acidan her bakimdan kriz sonradi duruma nazaran daha iyi daha avantajli daha guclu daha saglam yapida iken IMF den borc ustune borc alinip fazi ustune faziler odedik. Hala anaparayi birakin fazilerini oduyoruz seneler once aldigimiz borclarin.
Simdi kriz cikmis.
Oyle Turkiyede bir krizde degilmis hani.
Dev gibi. Global kriz.
Heryer sallanmis das ustunde das kalmamis.
Bizi teget gecmis ama gavuru cok opmus.
Turkiyede sirketler batmis.
Is yerleri kapanmis.
Ihtalat ihracat yari yariya kuculmus.
Ekonomi kuculmus.
Enflasyon artisa gecmis.
Binlerce isci bir gecede issiz kalmis.
Milyonlarca insan hali hazirda issiz.
Ama masallah biz Turkiye olarak IMF ye demisiz ki:
-Borcun icin eyvallah. Artik gerek yok. Bizim ekonomi eskisine nazaran artik daha saglam. Yardima mardima ihtiyacimiz yok.-
!!!
Yahu yok mu su siteyi okuyan takip eden ekonomi okumus akli basinda bir adam? Matematikten az bucuk anlayan iki ile ikiyi carpmasini bilen bir adam?
Ne olur birisi bana anlatsin bu ne perhiz bu ne lahana tursusu!
Hayir deli olmamak elde degil arkadas.
Ulan bu krizin teget gecti halde, milyonlarca insan issiz kaldigi halle, enflasyon tirmandigi halle, ekonomi kuculdugu halle biz IMF den yardim mardim almiyorsak...
Demek ki milyonlarca insan is guc sahibi olup calisirken, ekonomik degerler daha iyi durumda iken, ithalat ihracat cosmus iken degil IMF den borc almak IMF ye borc vermemiz gerekmez miydi?
???
Ne olur ekonomi bilen matematikten anlayan birisi bana anlatsin su yasadigimiz sacmaligi.
Yoksa -Taktiri ilahi. Allahin hikmeti iste. Allah ne derse o olur.- diyip bu konunun ustunu bu sekilde kapatacagim.
!!!
Sevgiler.
Hursit - 11/MAR/2010 00:07
Özel yetkili Savcılara ihbar :
Türkiye'de TSK diye bir teşkilatlanma var, envanterinde 600000 silahlı eleman bulunuyor.
Tank, top,tüfek, gemi ve uçakları bile var.
Organize silahlı suç örgütü olmaları muhtemel !
sabriaras - 11/MAR/2010 01:12
Milleti deprem korkusu sarmis.
:)))
Ee can bu. Boru degil.
Yetkililere falan firca atmaya baslamislar:
-Deprem olursa ne olecek hesap verin uleyn.- diye.
:)))
Komik milletiz vesselam.
Oyle boyle degil hemde.
Bakin size baska bir ornek vereyim sonra su deprem konusuna tekrar donerim.
Okumussunuzdur. Muzenin birinden(!) bir ressamin calismalarini yurutmusler. Yerinede sahtelerini koymuslar.
Hic muze guvenligine, bu isin cilkinin ciktigina, muzede curuyen eserlere falan girmeyecegim. Artik astik bunlari.
Anlatmak istedigim su:
O muzeye hic bir Allahin kulu gidip hic bir Allahin kulu o eserlere bakmamis su gune su zamana kadar. Ne vatandas, ne resimden anlayan bir zat, ne resimsever, ne sanatsever.
Hani resimci gecinenler vardir piasada bol bol, bilirsiniz. Tiviye miviye paparazzilere falan cikarlar hani. Takar boynuna cingene yesili bir fulari alir eline pipoyu, top sakaliyla meydana cikar ben buyuk ressamim diye. Hani acilislar kokteyler falan duzenlerler, hani sokak cocuklari yardimlarina ickili organizasyonlar tertiplerler hani nerede cumbur onlar oradadir...
Tekinin bu muzeden iceri adim atmisligi yok, iyi mi? Tek bir sanatcinin bu muzeden iceri adim atmisligi yok.
Adam gercek sanatci olsa muzeyede giderdi. Adam gercek sanatci olsa o muzedeki eserin sacma sapan taklit veyahut fotokopi oldugunuda anlardi.
Ama bizimkiler muzeden iceri adim atmamislar ki hayatlarinda. Uc bes okul bacak kadar cocuklari toplayip getirmistir gezi amacli, bacak kadar cocuklarda agizlari acik bakmistir bu eserlere hepsi bu. Muzede bu muzecilikte bu muze anlayisida bu tarih bilincide bu. Eee anam anca sayim yapildiginda anlasilir tabiki orijinalinin yurutulup yerine cakmasinin konuldugu.
Eee be anam elin gavuru tabiki yirtar bir tarafini -Deden benim dedemi kesmis.- diye.
Ha, sanatcisi boyle bir toplumun bireyleri olan bizler cok mu matahiz? Peh. Guldurmeyin beni. O muzenin adini haberlerde hayatinizda ilk defa duymadiysaniz gelin yuzume tukurun. Izin veriyorum valla.
Bakin yuz yillik tarihi var diye, topraktan cikardiklari otu bocegi tarihi eser yapmis muzeye koymuslar diye dalga gectigimiz adamlar var ya, hah iste boyle bir sacmalik o adamlarin memleketinde yasansaydi, ayni gun bu olay desifre edilirdi. Bir sanatci, bir ogretmen, bir vatandas, o resme o esere ilgi alakasi olan bir vatandas, bir arastirmaci, bir ders uzerinde calisan ogrenci, o sacmaligin cakma oldugunu aninda anlardi. Skandal o dakika kopardi. Cunku gavurla biz bu konuda cok farkliyiz.
Gavur ogle yemegini kosedeki sosisciden kapip, kosa kosa muzeye gidiyor. En sevdigi en begendigi eserin karsisina gecip o eseri dakikalarca seyrediyor. Bir saatlik ogle tatilinde. Sen boyle bir adama cakma eser koyarsan adam yemez bunu. Tukurur.
Depremle alakasi ne demeyin.
Alakasi su.
Denizden kum cekip insaat firmalarina satan kim?
Ermeniler mi?
Degil be anam.
Senin kamyon soforu olan baban.
Kamyon soforu olan komsun Ahmet bey.
Tasima-nakliye firmasi olan Huseyin BEY.
O kamyonu kacak kum cekerken yakalayan uc bes kurus rusvetle serbest birakan kim?
CIA mi?
Degil be anam.
Senin polis baban. Polis amcan. Polis enisten. Hani su dara dustugunde -Benim dayim polis.- dedigin dayin var ya, hah iste o.
Imar izni olmayan yerlere kacak bina diken kim?
MOSSAD mi?
Degil valla be anam.
Senin kaynin. Senin kayinbiraderin. Senin amcaoglun. Senin yigenin.
Binalara kalitesiz demir satan kim?
ABD mi?
Degil be anam.
Senin demir tuccari olan baban.
Binalarda denizden cekilmis kumu kullanan santiye sefi kim?
Soros mu? Yoksa Soros un cocugu mu?
Valla degil be anam.
Santiye sefi olan sen. Muhendis olan baban. Insaatci olan dayin. Mimar olan enisten.
Yaptigi isten aldigi parayi begenmeyip haram yemek icin on takla atan, demir hesabini kuculten, beton kalitesini dusuren, iscilik degerini azaltan kim?
Saddam mi?
Valla degil be anam?
Teknik ressam olan sen. Muhendis olan ablan. Insaatci olan abin. Yamuguna ses cikarmadigin patronun.
Ranti yuksek yerde 2cm daha yer kazanip demirden betondan calip metrekareyi buyultup ranti yuksetmek icin deveye hendek atlatan kim?
Apo mu?
Degil be anam. Eger uzaylilar degildiyse o da sendin.
B2 orman arazisini hukumet peskes cekmek icin yasa cikartinca -Bana peskes cek bana peskes cek.- diye devletle ihale anlasmalarina kosan kimdi be anam?
Microsoft mu?
Valla degil be anam. Senin akrabalarininda yonetici kadrosunda isci kadrosunda ve dahi seninde isin icinde oldugun Turk firmalariydi.
Kolonu demiri kirisi eksik hesapla hesaplayip bir de santiyede kusa cevirenler, ve bu santiyeyi kontole gelen devlet kontrolorleri nereden geliyordu?
Ugandadan mi?
Degil be arkadas.
Senin icinde yasadigin belediyeden.
Ici curuk carik, disi les gibi bina bozmasi evlerde -Ne yapalim elimizde bu var. Mecburuz.- diyip icine giren, siva cekip boya cekip cilalayan, susleyen, disina mermer kaplayan, sozum ona elden gecirip uce aldigini bese satan kimlerdi?
Haclilar mi?
Degil be anam o da sendin.
Devletin yaptigi ozel sektorun yaptigi hicbirseyi kontrol etmeyen, sadece aval aval izleyen, sorgulamayan, sormayan, hesap sormayan, email atmayan, mektup yazmayan, bilgi edinme yasasindan yararlanmayanlar kimlerdi be anam?
Yunanlilar mi?
Degil be anam.
O da sendin.
Evinin ustune kacak kat cikan kimdi be anam?
Jenifer Lopez mi?
Degil be anam.
Sendin.
Salon daha buyuk olsun diye duvari yikan, ortadaki kolonu kaldiran kimdi?
Superman mi?
Degil be anam.
Sendin o.
Aldigin binanin cephesine s.can, balkonu pi-ma-pen ile kaplayan, camindan duvarindan aspirator, jenarator, klima sallandiran kimdi?
Bulent Ersoy mu?
Degil be anam.
O da sensin.
Belediyenin laf olsun torba dolsun diye 20 milyon insana deprem aninda yardimci olsun diye oraya buraya rast gele stokladigi kus kadar konteynerlardaki mallari dahi calanlar kimdi?
Blues Brothers mi?
Valla degil be anam.
O da sendin.
Satin alip oturdugu home home sweat home unun kac kiside statik raporlari var be anam? Kac kisi o binayi yapan kisiden kurumdan veyahut belediyeden raporlari istedi?
???
...
Simdi millet diyor ki deprem geliyormus, binalar kotuymus, cokecekmis, neredeymis bu devlet neredeymis bu yoneticiler.
!!!
Denizden kum cekilirken, kamyoncu o kumu insaatlara satarken, demirin kalitesinden calarlarken, insaat hesabinda katakulli yaparlarken, zemin etutlerini ic edip degistirlerken, kolan kiris hesabini kuculturlerken, vasifsiz bilgisiz eleman, kalitesiz mal kullanirlarken, bir gobekli ona buna rusvet dagitip isini yoluna koyarken, kankan kankin esin dostun akradan komsun rusvet alirken, sikayet edersek ayip olur diye dusunurken, belediye gorevlisi isini savsaklayip kontrolunu yapmazken, belediyeler arsalari ormanlari ona buna peskes cekerken, imarsiz alt yapisiz plansiz programsiz binalar yapilirken SIZ NEREDEYDINIZ YAHU?
NEREDEYDI BU MILLET NEREDEYDI BU HALK?
???
Nerede olacak, kahvede okey pesinde...
Simdi diyorlar ki:
-Nerede bu devlet nerede bu yoneticiler.-
Deprem olacakmista milyonlar olecekmis.
Hadi yav? Valla mi? Allasen? Ciddi misiniz?
!!!
Simdi 20 milyona yakin insanin yasadigi binalar saglam degilmismis, devlet baba bunlari yikip saglamlastirsinmismis...
Oldu be anam.
Ustune devlet baba opucukte versin mi?
...
Gavurla farkimiz bu dur.
Kultur farki bilinc farki duzey farki.
Ve bu farklar sadece ve sadece EGITIMLE kazanilir, kazandirilir. Egitimle gelistirilir.
Din min hikayedir. Bizim tarihimiz soyledir boyledir hikayedir. Sagcisi solcusu hikayedir. Dutturusu butturusu hikayedir.
Gavurun senden ustun ne beyni vardir ne seyi.
Gavurun senden fazla ne kolu vardir ne ayagi.
Gavurun senden fazla ne parasi vardir ne serveti.
Gavurun senden fazla ne ormani vardir ne tasi topragi.
Fazla olan tek seyi, kulturudur bilincidir insanligidir.
Ve bu zimbirtilar dogustan gelmez be anam.
Insani alir yontarlar egitimle, ancak sahip olursun bu degerlere.
Yoksa ayak tirnagindan sacinin teline kadar hoca olmus, sofu olmus, dini imani bir butun olmus, ermis olmus, evliya olmus hikayedir. Zartiru zurtturu hikayedir...
Yamuk is yaparak haram lokma yiyerek zengin olup itibar sahibi olacaginiza inaniyorsunuzda, deprem olup yamuk is yaparak haram para yiyerek o yaptiginiz ucube binalarin tepenize cokecegine mi inanmiyorsunuz be anam?
Eee o zaman!?
Ne timsah gozyaslari dokun, ne de laf salatasi yapip aslan kaplan kesilmeyin.
Ortada bir nane varsa, hep beraber yedik bu naneyi.
Avatarlilar gelip senin benim adima yemedi ya...
Duzeltilecekse yenilen bu nane, hep beraber duzeltilecek.
Yok oyle yagma, devlet baba suclu, politikacilar suclu, o bu su suclu diyip zeytinyagi gibi uste cikmak...
Bunlar sıyırmış vallaha. İşleri güçleri komplo üretmek. İblis oğlu iblisler.
sancak1967 - 11/MAR/2010 09:08
Komik kaçabilir ama bir tezim var...
Kılıçdaroğlunu Baykal'a karşı lider olarak sunmaya çalışanlar kamuoyunda Kılıçdaroğlunu en çok yıpratmaya çalışanlarla aynı kişiler...
Kılıçdaroğlu Türkiyenin her ilinden oy alma potansiyeline sahip olan birisidir.Türkiyede bu özelliklere sahip olan insanlar vardır.Ancak bu özellikleri yereldir.
Kamer Genç'i Tunceli dışında aday gösterin oy alamaz.İstanbulda bir milletvekili için verilen oyların sayısı ile Tuncelide milletvekili olmak için yeterli oy sayısı aynı değildir.Demem o ki Kılıçdaroğlu herhangi bir partinin adayı olmasa da herhangi bir ilde seçilebilme potansiyeline sahiptir ancak bu potansiyelde ise liderlik yoktur.
Kılıçdaroğlu rüzgarı İstanbulda CHP yi büyükşehirde nerdeyse iktidara ,bir çok ilçede ise birinciliğe taşıdı.Bu durum Baykal rahatsızlığı olan kişilerde acaba Kılıçdaroğlunu Baykal karşına çıkarabilirmiyiz düşüncesini tetikledi.
Bugün ortaya çıkan tartışmalar Kılıçdaroğlunu yıpratma kaygısıyla yapılmamaktadır.Aksine Kılıçdaroğlunu tahrikle Baykala karşı isyan bayrağı açılması için yapılmaktadır.Özellikle gazete başlıkları Kılıçdaroğluna yönelik çarketti gibi başlıklarla onuruna ve gururuna yönelik olmaktadır. Israrla beklentiler yüksek tutulup iyi niyetli sözlerinden örneğin parti yönetiminde değişim bekliyorum sözünden bu algı pompalanmaya çalışılıyor.
KIlıçdaroğlu kararsız bir tutum sergiliyor.
Dışardan estirelen rüzgarla kendi yelkenenin durumu hakkında gelgitler yaşıyor.Belki Mustafa Sarıgül olmadığını çok iyi biliyor.
sadison - 11/MAR/2010 09:51
İzmir'de İstanbul'da metropollerin göbeğinde otobüs yakan PKK lılara karşı birşey yapamayan kahraman polisimiz iş TSK ya gelince birden on kaplan gücünde kesiliyor. Tebrikler polisimize ordumuzu kıskıvrak yakalamış,kayıtlı taşıma belgeli silahları ele geçirmiş:)
Türk polisi artık kendine gelmelidir.Bir takım dinci yapılanmaların gazıyla veya içerisindeki dinci kadrolaşmalarıyla yanlış yapmaya devam etmemelidir. Polise güvenimiz her gün daha da azalıyor. Umarım kendine bir an önce çeki düzen verir sadece dincilerin değil tüm toplumun polisi olur.Saygılar.
atadan - 11/MAR/2010 10:24
hanımefendi..hassasiyetiniz ve iyi temennileriniz için teşekkür ederim.. size de geçmiş olsun.. dünyanın en zor hastalığı..Allah kimsenin başına vermesin..
atadan - 11/MAR/2010 10:49
ilginç değil, bambaşka bir ülkeyiz..
dünyada,depremden sonra enkaz kaldırıldıkça ölü sayısı azalan başka bir ülke olacağını sanmıyorum..
resmi ölü sayısı açıklamaları;57..51..41..gibi...
****
ya da insanların yardıma ihtiyacının en üst seviyede olduğu bir zamanda, orayı ziyaret edecek devlet büyüklerinin geçeceği yoldan rahatsız olma ihtimali ile,iş gücünün insanlara yardım için değil,asfaltı yamamak için kullanılması gibi..
***
ama ,başka ülkelerde, insanların oturdukları yerden kalkma zahmetine bile katlanmadıkları 6 şiddetindeki bir depremde, bunca insanımızın ölmesine sebep olan unsuru hemen buldular ve anında açıkladılar....KERPİÇ
***
İstanbul da da aynı başarılı teşhisi görmüştük sel baskınında ölenler için;DERELER
***
felaketin sebeplerini ortadan kaldırmak için hiç bir şey yapılmazken,tanımlamada ortaya çıkan bu başarı, takdire değerdir..
biz de takdir ediyoruz zaten..
atadan - 11/MAR/2010 11:31
bir ordunun cephaneye ihtiyacı yoktur ki..!!!!polis şüphelenmekte haklı..!!!!!!!!
hele bu ordu TSK olursa..
görev emri olsa kaç yazar...onlar ne görev emirleri gördüler şimdiye kadar değil mi..
bu satırları yazmak çok acı..ama ne yazık ki ordumuzun getirildiği bu nokta bir gerçek..
daha acı bir gerçeği yazayım..
ordumuzun yaptığı her hareket takip altında ve neler yaptığı çok iyi takip ediliyor ve biliniyor..
hatta cephane taşıdığı aracın plaka numarasına kadar..
acaba başka neleri ve hangi noktalara kadar çok iyi biliniyor..
başka bir deyişle ordumuz BBG evine mi döndü..?
bir zamanlar birileri başka bir yer için BBG evi gibi demişti..
ama neresi olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor..
işin ilginç noktası bilinmekle de kalmıyorlar..gece gündüz ihbarcıları hazır vaziyette..
kendi ülkesinde, işgal ordusu muamelesi yapılan başka bir ordu var mıdır acaba yer yüzünde..
sancak1967 - 11/MAR/2010 11:45
Bilgisi olan var mı?
Haber7 internet sitesinde bir kitabın tanıtımında aşağıdaki bilgileri okudum.Bu konuda bilgisi olanların yardımını istiyorum.
İLK ONE MINUTE: MUSTAFA KEMAL'DEN
Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ve moderatöre kızıp çektiği “One Minute” restine benzer bir olay 1937’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından gerçekleştirilmiş. Atatürk’ün Filistin’de yaşanan işgal ve halka işkenceye varan zalimlikler üzerine İngiliz ve Yahudi otoriteleri sert sözlerle uyarıyor.
Hindistan’da 27 Temmuz 1937 tarihinde “Bombay Chronicle” gazetesinde yayınlanan haberde Atatürk şunları söylüyor:
“Filistin’e el sürülemez!”
“Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz, vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık, fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslâmiyet’in mukaddes yerlerinin, Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzu altına girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz.”
“Peygamber’in son arzusu için kanlarımı dökmeye hazırız”
“Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet’e lâkayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamber’in son arzusu, yani mukaddes toprakların daima İslâmiyet hâkimiyetinde kalmasını temin için, hemen bugün kanlarımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin Selâhaddin-i Eyyûbi idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların, yabancı hâkimiyeti ve nüfuzu altında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, -Allah’ın inayetiyle- kuvvetliyiz.”
1-Deprem sigortası :Devletin kurumu dask (doğal afet sigortaları kurumu ) nun düzenlediği poliçedir.
a)bina m2 si x550 tl ile çarpılır ve hasarda %2 muafiyetle size ödeyeceği rakam bulunur.550 tl birim fiyat her yıl dask tarafından belirlenir.
B) Sadece tuğla parası ödenecek şekilde hesaplanmıştır.Deprem sigortası Bağdat caddesinde 50 m2 ye ne ödüyorsa Bahçelievler de de aynı parayı öder.Ama prim alırken Bağdat caddesi 1.derecede tehlike bölgesi olduğu için primi daha daha yüksektir.
2)Bu teminat bana yetmez kardeşim derseniz .Deprem sigortasından ayrı olarak Özel sigorta şirketlerinin konut paket poliçelerinden alıp.Bina bedelini yüksek tutup ,deprem sigortasının ödeyeceği rakamın üstü tamamlanır.
a)konut paket poliçesinde aşağı yukarı aşağıdaki teminatlar bulunur.
Yangın,yıldırım infilak,hırsızlık ,sel su baskını ,dahili su,ekstra deprem,grev lokavt halk hareketleri,kötüniyetli hareketler,terör,cam kırılması,elektronik cihaz,kara hava deniz taşıtları çarpması,yakıt sızması,bina sabit tesisat hırsızlık, çilingir hizmeti,ambulans hizemeti vsvss…
Konut paket poliçelerinde bulunan deprem ve terör teminatlarında %20 muafiyet vardır.ayrıca sigortacının üzerinde kalan kısım da %2 yada %5 gibi muafiyetlerde uygulanır..Fiyat düşük çıksın isterseniz bu muafiyet artırılabilir.
Tavsiye etmem.
B)Bina bedeli nin nasıl belirlendiği meselesine gelince ;burada dikkat edilmesi gereken mevzuu şudur.bir daireniz var satış fiyatı 500 000 tl.neden bu fiyat
1-bağdat caddesinde de ondan
2-süper işçilik var her şey 1.sınıf
Sigorta ettirirken 1 maddeyi göz önüne almamak gerekir.Çünkü binanız yıkıldı diyelim.Sigortacılık da esas yok olan varlığı yerine koymaktır.Bu yüzden de yıkılan bir daire inşaat maliyeti olarak aynı şartlarda ve standartlarda Bahçelievler e de aynı rakama Bağdat caddesinde de aynı rakama konulur.
Şu anda buna uyuluyor mu hayır.Banka dan kredi çekiliyor.eskper geliyor 150 000 diyor.sigortası da o rakamdan yapılıyor .Allah korusun daire yokolsa, arsa duruyor bi yere gittği yok.Sigorta şirketine rapor eden eksper yeniden insaa bedeli 100.000 dir derse 100.000 i alırsınız olur biter.
Ancak bu bence o kadarda büyük bir sorun değil.Milletin sigorta yaptırmak işine gelmediği için bahane olarak “Yavv arkadaş bu binaların hepsi yıkıldı diyelim sigorta şirketi hepsini nasıl ödeyecek.”sanane sen üzerine düşen görevi yap ödemezse verirsin mahkemeye
Saçma bir soru…niye saçma bir soru
Bir, reasüre denilen bir olay var…
İki , hadi ona da inanmadın .şu anda ülkemizde bir trafik sorunundan bahsediyoruz.Zaten ülkede başka ülkelerden kat be kat fazla trafik kazası var yani tam bir felaket.Bu kazaların tazminatlarını ödüyor bu sigorta şirketleri…burada bir sorun çıkmıyorsa .Bir sorun yok demektir.Sigorta yaptırmamak için hepsini nasıl öder kardeşim diye soru sormak yersizdir.
İncele sigorta şirketlerini en güçlü olanı seç(yerli seçin o zaman sadece biz kalıyoruz:))
Olsun bitsin zaten binaların 10 da biri sigortalı sorduğun soru geçerli değil…
Ayrıca 2009 da sel felaketi oldu .sigorta şirketleri burada iii sınav verdiler.bizim müşterinin içki deposu gitti 28. günde 25000 lirayı aldılar.
Örnek verecek olursak bizde 500.000 tl üzerinde olan konut poliçeleri için eksper gönderiliyor.O zaman hiç sorun yok demektir.
Ayrıca 30.000 tl lik 2010 model orta sınıf bir aracın ilk kasko sigortası 1000,1500 aralığında iken
Biz bahçelievleer de 100.000 tl bina 20.000 tl eşya lı konutun full sigortasını deprem poliçesi ile birlikte taş çatlasa 400 tl ye yapıyoruz…
350 liralık konut poliçesinin yarı bedeli deprem için alınıyor saten en pahalı seçenek deprem teminatı.(en düşük komisyonda onun gıcık oluyorum saten.)
Birisi musluğu bi açık unutsa 5 m2 parke 1000 lira değmez mi sigorta yaptırmaya…
Neyse teknik olarak başladığım yazı aşk mektubuna dönecek az sonra .naapalım bizim tarzımızda bu işte…
Sonuç olarak deprem sigortan var konut poliçen var..
Deprem oldu devlet öder mi bilemem ama özel sigorta şirketleri öder.buna eminim.büyük olan şirketler öder.Devlet de şu hataya düşmemelidir ama .deprem oldu deprem sigortası olana da ödeme olmayana da ödeme olmaması gerekir.ama bu devlet bunu yapar mı yapar.parasını da benim cep telefonumdan alır…
Neyse..
Ufak da olsa bir kanaat oluşturabildiysem ne mutlu…
Akşam yazdığım daa güzel di ama aynı yazıyı bidaa yazmak gibi bir yeteneğim yok…
Sevgiler ve saygılar..
Yerli malı kullanmanız dileklerimle….
Paranız boşa gitmez
Türkler yer…
Benim gibi….
TURGAY
salyıldır - 11/MAR/2010 15:43
Başbakan, Arap Nobel’i aldı.
Bu Nobel’i alan 3’üncü Türk.
Arap Nobeli’ni 3 defa kazanmayı başaran Türkiye’nin, Sn. Başbakanın acil müdahale için 3 bakan gönderdiği Elazığ'ın 300 nüfuslu 3 tane köyde 3 gündür ölü sayısını tespit edemediği ortaya çıktı sayın vatandaşlar...
Kimi 57 dedi, kimi 51 ve en sonunda 41'e bağlandı..
Doğrusu acaba kaçtır..???
Nobel'imiz kutlu olsun...!!!
omer durun - 11/MAR/2010 16:22
Eger, millet olarak insan canina birazcik dahi onem veriyorsak, Turkiye de izinsiz ya da uygunsuz yapilasmaya goz yummus ya da izin vermis butun politikacilarin, sag, sol, dincisi, komunisti, farketmez, hepsinin omur boyu hapisle cezalandirilmasi gerekir.
Gecekondu fakirini, oy karsiligi, bedava komurle uyutan mantalitenin, gercekte o insanlarin yasamani bictikleri degerin de 2 torba bedava komur oldugu gercegini belki bir gun goruruz.
Tabii butun bunlar sadece hos bir fantezi.
barış sevgi - 11/MAR/2010 16:36
Başbakanımız Elazığ Okçular Köyünden şu anda canlı yayında açıklama yapıyor.
Elinde mikrofon var, yanında badem bıyık çetesi mensupları. Deniz Fener'inede teşekkür etti.
Ve flaş flaş
medyaya teşekkür etti. Valla!
sadison - 11/MAR/2010 16:45
Dinci düşünce tarihi çarpıtmaya yalanlara devam ediyor. Neymiş efendim Atatürk Filistin için herşeyi yapmaya hazırmış, Peygamberin son arzusu için herşeyi yapmaya hazırmış filan filan. Atatürk'ün ulus devlet anlayışında böyle bir sapkınlığa yer yoktur. Bu tamamen yalan ve uydurulmuş bir hikayedir. Atatürk 1.Cihan harbinde arapların ve de filistinlilerin kalleşliğini birebir yaşamış İngiliz ve araplara karşı güney cephesinde komutanlık yapmış biridir.Bu zihniyetteki arkadaşların uydurdukları kara tarihe sakın kanmayın, unutmayalım ki araplar ve filistinliler kanal,hicaz ve suriye cephelerinde binlerce anadolu evladını arkadan şehit etmiş kalleş insanlardır. Bunlardan dost hele ki kardeş hiç olmaz.
Bu tür tarihi çarpıtmalarda bulunan insanlara karşı Nutuk'un tekrar tekrar okunmasını tavsiye ediyorum. Bunlardan her tür yalan her tür iftira her tür komplo beklenir.Bu sebeple gözü açık ve bilgili olmak zorundayız.
Ayrıca bu ne ikiyüzlülüktür ki bu sitede 10 kasım'da Atatürk hakkında ileri geri konuşan dengesiz insanlar şimdi kalmış Atatürk'ü övmeye kalkıyor, Atatürk'ü arapçı dinci yapmaya çalışıyor.Bir insanı ölüm yıldönümünde herkesin onu andığı bir anda karalamaya çalışan bir zihniyetin Atamız hakkında yorum yapmasını istemiyoruz. Haddini bilsin herkes.
KOCASOPA - 11/MAR/2010 17:36
Sanki kerpiçten evler sadece doguda var.Kimse 2002 deki Afyon Sulytandagı depreşnş anımsamıyor gibi.Sanhjkş orada barınak gibi kerpiç evler yok.
KOCASOPA - 11/MAR/2010 17:45
YAŞAMIMIZDAKİ ÇİÇEKLER
güneş
hareketli, parlak bir çiçektir
gökyüzünden bizi selamlayan
ve bulutlar da
ince ince örülmüş danteller ve oyalar
Ve ruhlarımız da
kar beyazı zambaklar
biriktirerek sevgi ve şefkatimizi
gerektiğinde başkalarına aktarırlar
Ruth LILY...1915....2009
201o Mart poetry dergisi
KOCASOPA - 11/MAR/2010 18:01
BAŞLIKSIZ ŞİİR
karanlıkta doşlaşabilecek kendime özgü mucizevi bir yürüyüş tarzım yok.Herkes gibi ben de kaybolurum.Doug Benezara
bana öyle geliyor ki
öldügümde
yatagımın arkasına
düşürdüğüm boyunbagını
bir gün mutlaka bulacaklar
ve merak edecekler
onu özleyip
arayıp aramadıgımı
oysa ne kadar çok isterdim
en sevdiğim rengin
ne oldugunu merak etmelerini
ve gerçekleştiremediğim
uzun vadeli düşlerimi
ve ne kadar istediğimi
huy edinip
ne kadar vucudumu yokladıgımı
sık sık
bulup atmak için
zamanla paslanan uzuvlarımı
DOROTHE GROSSMAN 2010 Mart Poetry dergisi
türkcesi..Metin ŞAHİN
salyıldır - 11/MAR/2010 22:33
TSK'lerine bunu reva gören adi ihbarcıları yakalamak
T.C. mercilerinin boynunun borcudur, eğer bu casus ruhlu insancıkları bulamıyan devlete ben devlet demem..
Saygılar,
Ümit Pehlivan - 11/MAR/2010 23:46
Artik Volvo alinmasin....
Ahhh Volvo çin mali...
O zaman Ikea'yi boykot edelim...
Olur mu...ne olacak türk i$çileri...
Eee o zaman ne yapacagiz?
Isveç'e zaten tatile gidecegimiz yoktu?
Ben atlas'imi aldim o toprak parçasinin üstünü karaladim...
İngiliz gizli arşivine giren VATAN, 12 Mart 1971 Muhtırası'ndan bir gün önce, G.Kurmay'a gelen beli tabancalı albayla komutanlar arasında yaşandığı öne sürülen şok edici olayı ortaya çıkardı
Jan DEVLETOĞLU / VATAN
---------
BAŞLARKEN...
Araştırmacı gazetecilik tek kişinin ürünü “One man show” değildir. Birçok meslekte olduğu gibi uyum içinde çalışan bir ekibin işidir. Bazen gazete içinde haberin en kıyısında kalan en önemsiz diye düşünülen kişiler okuduğunuz haberin en önemli ağırlık noktasıdır. Onlar olmazsa haber de olmaz. Bunu yıllar önce Ortadoğu’da habercilik yaparken yaşadım. TV ekipleri o zamanın koşullarına göre kameraman, ses teknisyeni ve prodüktör/yönetmen olmak üzere üç kişiden oluşurdu ama ekibin can damarı “Pigeon-Güvercin” denen bölgeyi iyi tanıyan yerel biri olurdu. Çekim bitince film ona verilirdi. Güvercinler AP, UPI, Reuters gibi büyük ajansların, Life, Paris Match, Stern gibi dergilerin foto muhabirlerine de servis verirdi. “Güvercin” kimi zaman mayınlı arazileri aşar, kimi zaman yaylım ateşi altında yol alır, sonunda filmi en yakın uydu nakil istasyonunun bulunduğu yere ulaştırırdı. Bu yolculuk bazen saatler bazen günler sürerdi. Bazen “güvercin” vurulurdu. Ölen gazeteci olmadığı için adı dahi duyulmazdı. İzleyiciler, okuyucular bu gerçeği bilmezdi ama tüm savaş muhabirleri “güvercinlerin” önemini iyi bilirdi. Çünkü o adsız kahramanlar olmazsa haber de olmazdı. Güvercinler gazetecilik mesleğinin hiçbir döneminde eksik olmadı. Yazılı ve görsel basında, dergicilikte, radyoculukta her zaman hazırlanan haberlerin can damarı oldular. Bazen savaş alanında, bazen bir merkezde, bilgisayar önünde veya telefon başında görevlerini yaptılar. Çoğu zaman bir ömür boyu çalıştıkları yayın organlarında isimlerinden dip notlarında bile bahsedilmedi. Ama onlar size ulaşan haberlerin adsız gerçek kahramanlarıdır. Ne manşetlerde fotoğrafları olur, ne de haberlerin altında imzaları. Ama onlar olmazsa haber olmaz!
İngiliz arşivlerinde 12 Mart ile ilgili 3 bine yakın belge var. Bunlar “hızlı okuma tekniğiyle” ayıklandı ve tasnif edildi. Sonunda bu dizi hazırlandı. Bu dizi bir kişinin değil Uğur Koçbaş yönetimindeki Vatan Dış Haberler Servisi’nin Eren Çelik, İsmail Şahin, Özer Özbayraktar, Damla Tanla ve Yiğit Kaytmaz’dan oluşan genç ve dinamik kadrosunun ürünüdür.
Cuntacı albayı Tağmaç’ın tabancasıyla vurdular!
İngiliz arşivlerindeki şifreli bir mesaj, 12 Mart Muhtırası’ndan bir gün önce Genelkurmay’da yaşanan şoke edici bir olayı ortaya çıkardı. TSK içindeki cuntanın sözcüsü bir albayın G.Kurmay Başkanı Tağmaç’ın silahıyla vurulduğu iddia edildi
Türkiye Cumhuriyeti siyaset tarihine “12 Mart muhtırası” olarak geçen olay Türk siyasetinde yıllarca devam edecek yeni bir darbe sürecini başlatmış ve muhtıra ile Demirel hükümetinin istifa ettirilmesi sonrasında bir türlü dikiş tutmayan siyaset sadece 9 yıl sonra 1980’de gelen 12 Eylül darbesiyle bir kez daha depreme uğramıştı. İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın gizli arşivlerinde yer alan şifreli bir not işte bu zincirleme sallantıyı yaratan muhtıranın hemen 1 gün öncesinde Genelkurmay Karargâhı’nda yaşanan ve 39 yıldır perde arkasında kalan bir olayı gün yüzüne çıkardı. İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği’nden İngiliz Savunma Bakanlığı’na “cypher” yani şifreli koduyla gönderildiği görülen belgede Ankara’daki Genelkurmay Karargâhı’nda 11 Mart’ta düzenlenen ve hükümete ne tür bir muhtıra verileceğinin tartışıldığı kuvvet komutanları toplantısında yaşanan şoke edici dakikalar bir istihbarat kaynağına dayanılarak anlatılıyordu. İşte yaşananlar:
11 Mart’ta Türk hükümetine ültimatom iletilmeden bir gün önce Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Deniz, Hava ve Kara Kuvvetleri Komutanları’yla birlikte Ankara’daki Genelkurmay Karargahı’nda toplandı. Amaç, hükümetin etkisizliğine ordunun ne şekilde bir müdahalede bulunması gerektiği konusunda görüş birliği sağlamaktı. Kritik toplantı bir albayın kapıyı açarak içeri girmesiyle bölündü. Belinde silahı vardı. Elinde ise bir bildiri. Albay hızlı adımlarla yaklaştı ve Tağmaç’ın masasının önüne bildiriyi bıraktı. Bu belgenin komutanları hükümeti devirmek için harekete geçmeye çağıran bir manifesto olduğunu söyledi. Bildirinin altında birçok general ve albayın da imzası vardı.
Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç bu “silahlı ültimatoma” aynı şekilde karşılık verdi. Çekmecesini açtı, silahını çıkarıp masanın üzerine koydu. Albayın geri adım atmaması sonrasında yaşanan gergin saniyeler şoke edici bir olayla sona erdi. Kuvvet komutanlarından biri, ani bir hamleyle Tağmaç’ın silahını masanın üzerinden kaptı ve albaya doğru çevirerek ateşledi. Vurulan albay yere yığıldı ve bu olay Genelkurmay Komuta kademesine karşı ayaklanan Silahlı Kuvvetler içindeki cuntanın da sonu oldu. Tağmaç ve ekibi ertesi gün muhtırayı verdi ve Demirel hükümetini devirdi. Ardından cuntacı ekibi temizlemek için düğmeye bastı. Cuntacı 5 General, 1 Amiral ve 35 Albay, 16 Mart’ta alınan bir kararla emekliye sevkedildi. Bu karar, dönemin gazetelerine manşet oldu. Emekliliklerin TSK içindeki bir cuntanın tasfiyesi olduğu yorumları yapıldı. Ancak Genelkurmay Karargâhı’nda yaşanan olay hiçbir zaman gün yüzüne çıkmadı. Muhtıradan 5 gün sonra silahlı kuvvetlerde “ordunun şahinleri” olarak bilinen Tümgeneral Celil Gürkan, Hava Tuğamiral Aydın Kirişoğlu ve Deniz Tuğamiral Vedii Bilget’in de bulunduğu bir grup subayın tasfiye edilmesi dikkat çekici bir gelişme olarak yorumlanmıştı.
İlk muhtıra yorumu: Demokrasi için yapıldı
13 Mart 1971
İngiltere Büyükelçiliği’nden Dışişleri’ne bilgi notu:
Ordu anayasaya aykırı hareket ettiyse de genel görüş bunu demokrasiyi korumak için yaptıkları yönünde. Ankara sakin, şiddet olayları ya da gösteriler duyulmuyor. Yeni başbakanı tahmin etmek zor. Ülkede ya da dış politikada dramatik bir değişim beklenmiyor.
Hükümeti düşüren sözler!
Süleyman Demirel’in Adalet Partisi’nin iktidara gelmesinden iki yıl sonra, ordu sol ve sağ gruplar arasındaki çatışmaları gerekçe göstererek, 12 Mart 1971 tarihinde hükümete muhtıra verdi. Muhtırada, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının imzası vardı. Demirel hükümeti istifa etmek zorunda kaldı. İşte o metin:
1 Meclis ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk’ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.
2 Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı
Kuvvetleri’nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partilerüstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.
3 Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize.
Bu olay siyasetçilerin aklını başına getirecek
15 Mart 1971
İngiliz Büyükelçiliği’nden Dışişleri’ne bilgi notu:
Ordunun bu hamlesi olumlu etkiler yaratabilir ve ülke politikacılarının yeniden sorumluluk duygusu kazanmalarına yardımcı olabilir. Böyle umut etmek zorundayız. Ordu anayasaya müdahale istemiyor.
sancak1967 - 12/MAR/2010 08:14
Vatan yazarı Güngör Mengi'den...
Şeytan bile şaşırır
Ne oldu bize? Kurumlarımızı cinnet geçiren insanlar mı yönetiyor?
Dün işte bunları düşünüyordum ki internetten bir “kıssa” düştü. Şöyle:
Şeytan köyde dolanırken gözü inek sağan bir kadına takılmış. Aç buzağı annesinin sütü sağılırken bağlı olduğu kazıkta bağırıyor ve debelenip duruyormuş.
Şeytan buzağının ipini biraz gevşetmiş.
O da zorlayıp kurtulmuş ipten ve annesini emmek için hamle ederken kovaya çarpmış bütün süt yere dökülmüş.
Sinirlenen kadın buzağının kafasına odunu vurup öldürünce yavrusuna üzülen inek de bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.
Kayınpeder o sırada ava çıkıyor. O da gelinini öldüren ineğe ateş edip öldürmüş.
Silah sesine koşan koca, bir cansız yatan karısına, bir de tüfeği elinde babasına bakmış belindeki silahı çekip tek kurşunla babasını öldürmüş.
Genç adam az sonra bu kadar acıya dayanamayacağını farkedip ikinci kurşunu kendi kafasına sıkmış, o da ölmüş.
Olan biteni bir kenarda izleyen şeytan söyleniyormuş:
“Bütün suçu yine bana yükleyecekler şimdi. Buzağının ipini gevşetmekten başka ne yaptım ki?”
Şeytanın bile hayalini aşan kötülükler yaşıyorsak kabahati kendimizde arayalım!
barış sevgi - 12/MAR/2010 08:23
Erzincan İddianamesi’nin ek klasörlerinde Alevi köylerine yaptığı yardımlar, gösterdiği ilgi suç unsuru olarak gösterilen 3’üncü Ordu Komutanı Saldıray Berk yüzünden TBMM İnsan Hakları Komisyonu'nda kavga çıktı.
Bu haberi her yerde görebilirsiniz. İşte AKP li Üskül ile CHP li Ersin masaya yumruk atmışlar da birinin üstüne çay dökülmüş de......
Klasik kavgalardan yararlanıp haber yapayım bayat stratejisi.
Ama Komisyon'da olan bir şey var ki asıl haber odur. İrdelenmesi, tartışılması ve muhakkak defalarca seslendirilmesi gerekir.
Bakın TBMM İnsan Hakları Komisyonunun CHP li üyesi iddianamede geçen Alevi Köylerine yardım edildiği ifadesini eleştiriyor ve Adalet Bakanlığına suç duyurusunda bulunalum, bu bir ayrımcılıktır filan diyor. Açıklama yapalım diyor.
Oylama yapılıyor.
Hani Alevi açılımı yapıyoruz diye kasıla kasıla yürüyen ama tabii ki hiç bir şey yapmayan AKP Hükümetinin güzide yöneticilerinin; İnsan Hakları Komisyonundaki partidaşları,
hepsi oylamada "hayır" oyu veriyor ve açıklama maçıklama yapılmıyor.
İşte asıl Açılımlara pek meraklı AKP lilerin verdiği o "hayırlar" asıl haberdir.
barış sevgi - 12/MAR/2010 08:29
Aylardır emniyete yapılan tüm ihbarların,
üstünde uzun süredir tartıştığımız tüm belgelerin
hep aynı eller tarafından, bir karargahtan hazırlandığı hem muhalefet yetkilileri hem gazeteciler tarafından söyleniyor.
Bunu artık adına ne derseniz deyin hadi ihbar olarak adlandırılım
dikkate almıyorlar. Bu konuda ne emniyetin, ne savcılığın ne hükümetin bir çalışması, araştırması yok.
Ama ne hikmetse TSK ile ilgili gelen tüm isimsiz ihbarlar, yok suikast iddiaları yok kamyon ihbarları hemen ciddiye alınıyor.
Tutuklamalar, sorgulamalar....
Neler oluyor??????????
sancak1967 - 12/MAR/2010 08:29
Engin ardıç'tan...
Aslında CHP, 15 Mayıs 1950 günü kendi kendini feshetmeliydi...
Çünkü 14 Mayıs 1950 günü bu partinin varlık nedeni ortadan kalkmıştı. Ama altmış yıldır ortalıkta "zombi" gibi dolaşıyor.
Oguz bey bir internet sitesinde gavurun cocuklarina dert anlatamadigindan yakinmis. Icerdekilere cok dert anlattik onlar masallah yaman anladi, disarisi eksik kalmis.
:)))
Cifte standart var kardesim demis biri.
:)))
!!!
Simdi bir seyde cifte standart varsa yani birisine baska digerine baska uygulama varsa once suna bakilir.
Cifte standardi uygulayan kim?
Ahmet karisini doverken Mehmet karisini severse, angutun birisi cikip -Ahmetin karisina cifte standart uygulaniyor.- diyemez. Gulerler adama.
Cunku Ahmetle Mehmet kelalakadir.
Karilari kealakadir.
(Ahmetle Mehmet cosmus grup olayinda ve dort carpi iki olayinda cigir acmamislarsa sayet)
AKP li iki kisi, yediler bir nane.
Birisi AKP li olmayanlari serefsizlikle falan itham etti sanirim, digeri boyundan buyuk cam devirip -Zamaninda muslumanlari(!) fisleyen laikler vardi. Simdi muslumanlar bas oldu onlar (bizler) laikleri fisliyoruz. Bu yasananlar bunu gosteriyor. Ya herro ya merro.- diye sacma sapan bir aciklama yapti. Kinini kustu.
Bu aciklamadan sonra kimin pacasi tutustu?
AKP nin.
!!!
Niye?
Ulan bu kadar acik verilir mi, niyetimiz bu kadar acik desifre edilir mi sen manyak misin diye bu kellelerin ustune kim gitti?
Anayasa Mahkemesi?
Cik.
Super Savci?
Cik.
Triskadan bir savci?
Cik.
Yargitay?
Cik.
Danistay?
Cik.
Kim gitti bu kellelerin ustune?
AKP
!!!
CHP li adamin birisi demis ki -Genel af.-
Vay efendim ne cifte standart varmis bu ulkede sormayin gitsinmis.
!!!
Simdi cifte standartdan bahsedebilmek icin yazdim, uygulamayi gerceklestiren tarafin ayni olmasi gerekir.
CHP li bir kelle ile AKP nin alakasi nedir?
Efendim -AKP kendi AKP lilerini hizaya cekiyor!
CHP de ceksin.- denilebilir.
-Genel af.- soyleminin (istem degil soylem.) neresi yamuk neresi yanlis neresi hakaret sen once bunu izah et millete.
-Genel affi hapiste yatan CHP liler icin istediler AKP liler icin istemiyorlar.- diye bir sacmalik icin delil koy once, bu soylemin neresi yamuk onu ispat et once, sonra cik de ki:
-Iki partinin kendi kellelerine uyguladiklari yaptirimlar arasinda cifte standart var.-
!!!
AKP li iki kelle bos bos konusmus.
Her zamanki islerini yapmislar yani.
(Yalniz bu bos konusmalardan ikisi her nasilsa basinin eline gecmis.)
Pacasi tutusan ve bu bos konusan kellelere disiplin cezasi veren kim?
AKP.
!!!
AKP li zevatin birisi cikip demis ki:
-Cifte standart var kardesim.-
!!!
Bu ulkede cifte standart olmasaydi, senin gibi birisi ile benim gibi birisi su ayni sitede yazi yazabiliyor olur muydu be anam?
:)))
Bu ulkede cifte standart olmasaydi cobanin oyu ile, imamin oyu ile, cubbelinin oyu ile benim oyum bir olur muydu be anam?
Bu ulkede cifte standart olmasaydi otobus soforunden devlet memuru olur muydu be anam?
!!!
Sevgiler.
sabriaras - 12/MAR/2010 13:36
Ankara Buyuksehir Belediyesinin is bitirici yaman yetenekli belediye baskani aciklama yapmis:
-Efendim benim belediyemde otobus fiyatlarini alti sene oncesine cektiler mahkeme karari ile. Bu olacak is mi?-
Basbakanda bir aciklama yapmis:
-Biz atanmis bir memur degiliz. (Valla atanmis memur degillerse neler bilmiyorum. Bir bilen aciklasin.) Ama onlar (Danistay) atanmis memurlar. Begenmiyorlarsa bizim belediyeciligimizi istifa etsinler, gelsinler secimlere girsinler, kazanirlarsa belediyeyi onlar yonetsinler.- demis.
!!!
Belediye baskani IMG ve Basbakan RTE yasalari ve yasalari uygulayan kurumlari malum hic sevmiyorlar. Bu kurumlar yasalardan aldiklari yetki ile is yaptiklarinda rahatsiz oluyorlar. Rahatsiz olduklari zamanda hop oturup hop kalkiyor:
-Kardesim istifa edin gelin siyasete girin.- diyorlar.
Bir Basbakanin her cani sikildiginda devletin memurlarina hakaret eder gibi, devlet memurlugu cok kotu birseymis gibi:
-Sizin yaptiginiz da is mi be. Peh. Yemisim isinizi. Atamis birisi sizi o koltuga, isiniz gucunuz yasa masa hukuk zart zurt. Asin bunlari asin. Girin siyasete bakin bize! Biz nasil ki (dogru) yolumuzu bulduysak sizde bulun.- diyerek, memurluk meslegoini asagilamasi hor gormesi kamu vicdaninda kucuk dusurmesi yasalarca suc olsa gerek diye dusunuyorum.
Ama Basbakan o.
Dokunulmazligi var.
Istedigini diyebilir.
Sandiktan cikmis o.
Cani ister -Memurluk tu-kaka gelin siyaset yapin.- der, cani ister -Seyhlik ne guzel bisi. Herkes keske cocugunu seyh yapsa sih yapsa cubbeli yapsa.- der. Keyif onun degil mi?
...
Gelelim Ankara meselesine.
Ankara BB nin yaptigi zamlar icin dava acilmis.
Ne zaman acilmis?
2004 de.
Ve 2008 de.
Dava acanlar o zamanin sartlari icinde belediyenin haksiz yere zam yaptigini belirterek dava acmislar.
Belediye -Seye kadar yolunuz var.- demis. Mahkemeye kadar.
Eh Turkiyedeki hukuk sisteminin hizi malum.
2004 de acilan dava 2010 da sonuclanmis.
Davayi acip -Belediye haksiz yere ulasima zam yapiyor.- diyenleri mahkeme dinlemis. Incelemis. Bilirkisilere sormus. Okumus, arastirmis, yasaya hukuka bakmis. Ornek kararlara bakmis ve demis ki:
-He yav bu zam yanlis. Geri alinsin.-
Ama hukuk sistemi yavas ya, karar anca 6 yil sonra cikmis.
(Bunlarda sekiz yildir iktidardalar zaten. Hizli hukuk bize ne gerek canim diyip hukukun h sine dokunmadilar sekiz sene!)
Mahkeme, adamin, yani basinda oldugu belediyenin keyfe keder/olmadi yasadisi zam yaptigini artik onaylamis. Ve bu zammi geri cekmis.
Adam utanacagina, yuzu kizaracagina, istifa edecegine cikip aslan kesilmis diyor ki:
-Yav bunlar ne acimasiz mahkeme. Alti sene oncesinin fiyatlari ile bilet satiyorlar. Bole is mi olur?-
!!!
AKP nin agir topu olan kellelerin boyle bir sorunu var iste. Hukukla sorunu var. Zira AKP nin yonetim kadrosunun hukukla bir sikintisi olunca, malum bir kac kellede kralim sen cok yasa diyerek kraldan cok kralcilik yaparak hukuk cignemeye yelteniyorlar.
Bilirsiniz bu IMG yi.
Ankranin ortasina kavsak yapacam dedi.
Butun kurum ve kuruluslar itiraz etti.
Mimarlar odasi muhendisler odasi.
Kuzum oraya o kavsak olmaz dedi.
-Yok kardesim ben Ankaralilara hizmet(!) edecem. Oraya kafamdaki kavsagi dikecem. Ben degil miyim sandiktan cikan. Size ne!? Seye kadar yolunuz var. Aha mahkeme orada.- dedi.
Paparayi yiyenler mahkemeye kosarken Ankaranin is bitirici belediye baskanida Akay a kostu. Oraya kavsak dikmek icin. Neyse belediye baskani kafasindaki kavsagi oraya dikti. Ihaleyi kim kaca aldi, kaca bitirdi, bu is niye uc liraya acildi 300 liraya bitirildi diye sormuyorum artik. Zamaninda cok sorduk zirt diye ses geldi cunku. Zira vatandas olarak en kucuk bir suphem yok milletin parasini oraya buraya peskes cekmeyeceklerine dair.
Ama mahkeme ne dedi?
Oraya o kavsak yapilmaz.
Iptal edin. Yikin.
Aman ne kiymet kopmustu hatirlarsiniz.
Ankaranin yaman is bitirici belediye baskani tivi ye miviye cikip aglamaya baslamisti:
-Ben vatandasa hizmet icin gittim kavsak diktim, bu tu-kaka hukukcular ve mahkemeleri begenmemis bunu. Yikacaklarmis burasini ey halkim. Bunca zamandir akillari neredeymis ey halkim. Yaaa.- dedi.
:)))
Millet, Ankaranin ta ortasina yasa hukuk ve akildisi dikilen kavsagin yikimini protesto etsin diyerekte kavsagi kapatti. -Aha bakin kavsak kapatilinca trafik nasil kotu oluyor yaaaa.- demek icin.
!!!
Bunlarin belediyecilik anlayisi iste bu.
Ben sandiktan ciktim kardesim.
Ben sizin tiriskadan yasaniza hukukunuza uymak zorunda degilim.
O gozu kapali kizada uymak degilim.
O kizi kaldirin onumdem memeleri bingil bingil, bacaklarida acilmis, belinin kivrimi bile ortada, o kiza uymam ama her an seytana uyabilirim. Kaldirin su gozumun onunden gozum gormesin.
Nereden ciktim ben?
Sandiktan.
Eee bitti.
Yasaninz hukukunuz mahkemeniz bana uysun.
Ben imamdan baska kimseye uymam. (Uydum imama meselesi...)
Uymuyorlarsa da istifa etsinler kardesim.
Ya gelsinler yanima, yanimda onlara uygun bir is vereyim ya da gitsinler bir siyasi parti kurup secime girsinler.
...
Turkiyeyi iste bu kafalar, ve iste bu kafalara yalakalip yapip tabagindaki uc bes kemik artigina kalacak kadar alcalabilen biatci kafalar yonetiyor ve yonetimine destek veriyor.
Sonra hukuk bunlari tokat manyagi yaptiginda cikip demec patlatiyorlar:
-Begenmiyorsaniz istifa edin gelin siyasete girin. Bizim isimize comak sokmayin ikide bir.-
!!!
Sevgiler.
Not: RTE en az uc cocuk yapin demisti. Yanlis hatirlamiyorum degil mi? Yani karinizdan uc cocuk yapin esinizden uc cocuk yapin helalinizden uc cocuk yapin demedi degil mi? En az uc cocuk yapin diyor mikrofonu her gordugunde.
Sokaga cikip gozume kestirdigim uc hatunu yere yatirip, uc cocuk yapmayi planliyorum. :)) Kardesim dur yahu ne yapiyorsun diyenlere de:
-Basbakanimiz ne dediyse onu yapiyorum.- diyecegim.
-Karinizla yapin, helalinizle yapin, esinizle yapin.- dedi mi?
Cik. Demedi. Ben duymadim. Duyan goren varsa bana belgesini getirsin.
Hah iste. AKP nin kafa kelle takiminin ve biatci alt kelle takiminin hukuktan anladigi, benim RTE nin soylediginden anladigimla birebir aynidir.
atadan - 12/MAR/2010 14:12
TRT nin şu habercilik başarılarına hayran oluyorum..
***tutuklamalardan 2 saat evvel tutuklamaların olacağını haber veriyor..tutuklanacak olanlarda hazırlanıyorlar ve insanların karşısına pijamalar ile çıkmaktan kurtuluyorlar..hizmetin güzelliğine bakın..
***son olayda da; daha savcı bile henüz ne olduğunu anlamadığı halde, kamyonun içinde 900 adet el bombası olduğunu ve üzerindeki seri numaralarının silinmesi için özel kuvvetlere getirildiğini, herkesten evvel FLAŞ haber olarak duyurmuştur..bu kadar detaylı bilgileri,bu kadar hızlı bir şekilde elde edebilen bir muhabir kadrosuna sahip olmak her kuruma nasip olmaz..
***gerçi;böyle nakillerin 20 seneden bu yana yapıldığı,gereken bütün tedbirlerin alındığı ve el bombalarının numaralarını silmek için değil,aksine numara vermek için taşındığı ortaya çıkmış olsa da, bu kadar minik hataların her kurumda olabileceğini dikkate alarak,başarılarının üstünün örtülmesini istemeyiz...
***bizim vergilerimiz ile yayın yapan bu kurumun,YANSIZ VE HIZLI haber anlayışı ile hizmet vermesi,her türlü takdirin üstündedir..
TRT ile birlikte hareket eden ve ülkemize demokrasi gelmesi için var gücüyle yayın yapan, ama bazı darbe yanlısı ergenekoncular tarafından,'' ordu düşmanı'' olarak tanımlanan, ÖZGÜR ve MALUM basınımızın konu ile manşetleri de şöyleydi..:
TARAF: Bir kamyon dolusu şüphe - bombaların seri numaralarının silindiği iddia edildi (haberin içinde: bu iddia askerlerce yalanlandı)
SABAH: Başkentte mobil cephane paniği: bombalar A-4 kağıtlara sarılmış
VAKİT: Ankara’da silah muamması.
söz konusu basınımızın başarılarının devam edeceğini bildiğimizden,tekrar ''çalışmalarınızda başarılar dileriz..''diye yazmayı gereksiz görüyoruz..
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN üzerindeki şüphelerinizin ve her fırsatta,sizden istenilen hizaya sokmak için, elinizden geleni arkanıza koymadığınız faaliyetlerinizin artarak devam etmesini temenni ediyoruz..
Ümit Pehlivan - 12/MAR/2010 15:04
Arkada$lar, bir kaç gündür bir ilke tanik oluyoruz (HT web sayfasina gidenler)...
Tam türk i$i...
Canli canli web sayfanin yapimina $ahit oluyoruz...
çok enteresan!
Ho$çakalin
Ümit Pehlivan
Not: Selin hanim :) .... yakinda .... :)
sancak1967 - 13/MAR/2010 12:03
"Haddini bilsin herkes"
Bir yorumcumuz böyle bitirmiş cümlesini...
Doğru söylemiş.
Elbette haddi bilmek zorundayız.
"Bir şey haddini aşarsa zıddına döner"
hikmeti gereğince uygun hareket etmek durumundayız.
İşimiz zahmetli olacak ama başka da bir çare yok.
İddia sahibi müddeisini ispatla mükellefken ,kendisinde böyle bir iktizaya lüzüm hissetmemektedir.
"herşey konuşulmalı, eleştirilmeli,hiçbir şey tabu olmamalı"
Bigi sahibi olmadan fikir sahibi olmayı ,yazının mürekkebi daha kurumadan o mürekkebi yutayı Allah nasip etmesin..
sancak1967 - 13/MAR/2010 12:47
Atatürk: 'Filistin'e el sürülemez'
Atatürk Filistin konusunda ne düşünüyor, ne söylüyordu? İsrail'i, Yahudileri mi destekliyordu? Ekteki belge Atatürk'ün Avrupa'ya Filistin konusunda ultimatom verdiğini ortaya koyuyor.
Hayata din penceresi dışından bakamayanlar ilimi fenni dinde arayanlar çıkmışlar millete ahkam kesiyorlar.Buna yılan kendin eğri bilmez deveye boynun eğri dermiş atasözü ile cevap veriyorum.Bu arada atasözleri caiz mi yoksa değilmi olurya dinen günahtır ataların sözleri sonra günaha girmeyelim:)
Filistinliler beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor, siyasal islamcıların bayraklaştırdığı bir dava beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Araplar beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti ve milleti için herşeyi yapmaya hazırız ama islamcı bir zihniyet için artık arap çöllerinde ölmeyecek anadolu evlatları,Türk milleti gözünü açtı kara zihniyetler tekrar kapayamazlar bunu.
Tepkimi işine geldiği gibi anlayan sayın yorumcu, sen değilmisin 10 Kasımda millet kendince atasını anarken Atatürk'e bu siteden çamur atmaya çalışan, sonra millet ağzının payını verince çeneni kapatıp oturan.
sadison - 13/MAR/2010 23:05
Herşey konuşulmalı herşey eleştirilmeli.
Atatürk'ü 10 kasımda eleştirmeye kalkan kara zihniyetli insanlar,Atatürke gelene kadar eleştirilecek konuşulacak çok şey var.
Hiçbir şey tabu olmamalı,öncelikle arap kültürü açık açık konuşulmalı, bu kültürün toplumumuza uymayan kısımları açık ve net olarak ortaya konmalıdır.
*Yorum yapabilmek için üye olmanız gerekiyor. Eğer kayıtlı üyemizseniz her sayfanın üst bölümünde yer alan kullanıcı adı ve şifre alanlarını doldurarak giriş yapınız.